İsrail askeri istihbaratının eski İran masası direktörü Danny Citrinowicz, İran’a karşı yürütülen savaşın rejimi zayıflatmak yerine güçlendirdiğini belirterek, çıkışın yalnızca diplomasi olduğunu savundu.
YDH- İsrail Askeri İstihbaratının eski İran Masası Direktörü Danny Citrinowicz, Israel Hayom'da yer alan ''İran’a Karşı Başka Yol Yok: Kimsenin Duymak İstemediği Çözüm'' başlıklı yazısında, İran'a dayatılan savaşın İsrail ve Batı için stratejik bir çıkmaza dönüştüğünü saptadı.
Citrinowicz'e göre, ''İran'a yönelik askeri harekat süreci uzadıkça, bu sürecin rejimi devirmek bir yana, aksine onu daha da pekiştirdiğine dair kanıtlar artıyor; bu durum, nükleer odaklı bir anlaşmayı yegane geçerli çıkış yolu olarak bırakıyor''.
Citrinowicz şunu dedi:
''İran’a karşı yürütülen askeri harekat planlandığı gibi gitmiyor. Operasyonlar uzadıkça bu gerçek daha da netleşiyor. Harekat, rejimi çökertmekten ziyade, birkaç temel açıdan rejimin konumunu aslında daha da güçlendiriyor.''
Citrinowicz'in iddiaları devam ediyor: ''İran; deniz alanında ve Hürmüz Boğazı üzerinde kontrolü başarıyla sürdürüyor, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen baskılara karşı direnç gösteriyor, %60 saflıkta zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogramlık (970 pound) uranyum stokunu muhafaza ediyor, enerji altyapısına yönelik saldırılarına devam ediyor ve düzenli bir füze ile İHA atış hızını koruyor''.
Citrinowicz'e göre, İran tüm bunları yaparken, kitlesel protestolardan askeri firarlara kadar iç huzursuzluğa dair herhangi bir önemli belirtinin oluşmasını da engelliyor.
Yazının devamında Citrinowicz şöyle diyor:
''Başka bir deyişle, saldıran tarafın elde ettiği bir dizi operasyonel başarı, daha kötü bir stratejik sonuç doğurma riski taşıyor. Bu, tehlikeli bir paradokstur. Harekatın mevcut haliyle sürdürülmesi hedeflere yaklaştırmıyor, aksine hedefleri daha da uzaklaştırıyor. Zira bir yıpratma savaşı, tam da İran’ın çıkarlarına hizmet eden stratejik zemini oluşturmaktadır.''
Denklemin diğer tarafında ise, ister geniş kapsamlı bir altyapı saldırısı ister bir kara operasyonu olsun, yaşanacak ciddi bir tırmanma, İran'ın sert bir karşılık vermesini neredeyse kesin kılacak. Citrinowicz, bu durumun, küresel enerji ekonomisine ve Körfez ülkelerine ağır bir darbe indireceğini öngörüyor. Son olarak Citrinowicz, bu tablonun, diplomatik bir çıkış yoluna olan ihtiyacı işaret ettiğini vurguluyor:
''Bu çıkış yolu, kazanımları maksimize etmeye çalışan bir yaklaşım olmamalıdır; çünkü başarı hissiyatıyla hareket eden İran bunu kabul etmeyecektir. Bunun yerine, asıl önemli olan tek meseleye odaklanılmalıdır: Nükleer dosya.''
İsrailli istihbaratçı yazısını şöyle sürdürüyor:
''Şu gerçek kabul edilmelidir: İran rejimi var olduğu sürece, konvansiyonel bir askeri güç inşa etmesi engellenemez. Bu süreç geciktirilebilir, hatta önemli ölçüde sekteye uğratılabilir; ancak durdurulamaz. Gerekli bilgi birikimi, kabiliyetler ve kararlılık mevcuttur. Dolayısıyla asıl soru, İran'ın güçlenmesinin nasıl engelleneceği değil, varoluşsal bir tehdit haline gelmesinin nasıl önüne geçileceğidir. Bu sorunun cevabı ise nükleer meseleden geçmektedir.''
Yazının devamında Citrinowicz şunları söylüyor:
''Eğer zenginleştirilmiş uranyum stoku —bilhassa %60 saflıktaki o 449 kilogram (990 pound)— güç kullanılarak ortadan kaldırılamıyorsa; o halde hedef, rejimin varlığını sürdürmesini ve hatta daha da pekişmesini kabullenme pahasına bile olsa, doğrudan bu meseleye odaklanan bir anlaşma olmalıdır. Diğer seçenek ise sonuna kadar gitmektir; yani devasa güvenlik, ekonomi ve diplomasi maliyetleri olan, üstelik başarı garantisi de bulunmayan, rejimi devirmeyi amaçlayan topyekûn bir harekata girişmektir.''
Son olarak yazı şu ifadelerle bitiyor:
''Üçüncü bir seçenek yoktur ve bir değneğin iki ucundan birden tutulamaz. Ya nükleer odaklı bir anlaşma ya da tüm sonuçlarıyla birlikte tam ölçekli bir harekat.''