“Direniş ekonomisi” olarak adlandırılan model, savaş ve yaptırımların yoğun baskısı altında İran ekonomisinin ayakta kalmasını hedefleyen bir strateji olarak öne çıkıyor.
YDH- Financial Times’daki makalede, İran’ın, 40 yılı aşkın süredir “direniş ekonomisi” olarak adlandırdığı bir model inşa ettiğine vurgu yapıldı.
Bu modelin, “çatışma, yaptırımlar ve dış baskılara dayanmak” üzere tasarlandığı belirtildi.
İran’ın, ithal etmekte zorlandığı ilaç, otomobil parçası ve beyaz eşya gibi ürünleri kendi içinde üretmeye çalıştığı ifade edildi.
Direniş ekonomisinin dayanıklılığı
Makalede, İran’ın enerji altyapısının da ülke geneline yayılmış olduğu, bunun 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sonrası alınmış bir ders olduğu aktarıldı.
Bu sayede sistemin tek bir merkezden kolayca çökertilmesinin önüne geçilmeye çalışıldığı kaydedildi.
Ayrıca İran’ın, yaptırımları aşmak için “takas” yöntemini kullandığı; petrol ihracatı karşılığında gıda ve makine aldığı belirtildi.
Financial Times’a göre, derinleşen ekonomik bunalıma rağmen devletin ayakta kalmasına yardımcı olan bu model, şimdi en büyük sınavdan geçiyor.
Savaşın ekonomik baskısı ve hedefler
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı savaşla birlikte İran’a yönelik geniş çaplı hava saldırıları düzenlendi.
Bu saldırılarda, Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei başta olmak üzere İranlı bazı yetkililer hedef alındı ve askeri altyapı vuruldu.
Ayrıca, yakıt depoları, büyük bir doğalgaz tesisi ve bir bankanın da hedef alındığı belirtildi.
Bu saldırıların, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmayı ve yönetim üzerindeki baskıyı artırmayı amaçladığı kaydedildi.
İran medyasına dayandırılan bilgilere göre, bazı sanayi tesisleri de zarar gördü. Ülkenin en büyük iki çelik fabrikasının da vurulduğu aktarıldı.
Haberde, çelik sektörünün İran için önemli bir petrol dışı ihracat kalemi olduğu vurgulandı. Borsa & Pazar Vakfı CEO’su İsfendiyar Batmankılıç’ın değerlendirmesine göre, İran’ın yıllık yaklaşık 7 milyar dolarlık çelik ihracatı gerçekleştirmesi bekleniyordu.
Ancak savaş öncesinde de İran ekonomisinin ciddi bir kriz içinde olduğu, enflasyonun %40’ın üzerinde seyrettiği ve yaşam standartlarının düştüğü ifade edildi. Bu durumun toplumsal hoşnutsuzluğu artırdığı aktarıldı.
Analistler, buna rağmen direniş ekonomisinin şu ana kadar amaçlandığı şeylerin bir kısmını gerçekleştirdiğine dair işaretler olduğunu söylüyor.
Ancak savaşın maliyetinin yüksek olacağı ve ekonomik baskının iç huzursuzluğu artırabileceği ileri sürüldü.
“İran ekonomisinin bir şokla karşılaşacağını” iddia eden Batmankılıç, ancak bunun devletin varlığını sona erdirecek düzeyde olmayabileceğini ifade etti.
Ayrıca, ekonomik sistemin, savaş ekonomisine uyum sağlamak için sivil ekonomiden kaynak aktarabileceğini söyledi.
İç dayanıklılık ve toplumsal etki
Savaş öncesinde İran yönetiminin, özellikle Mesud Pizişkiyan döneminde, idari yetkileri eyaletlere dağıttığı ve ithalat süreçlerini hızlandırdığı aktarıldı. Bürokratik süreçlerin azaltıldığı ifade edildi.
Ticaretin kara sınırları üzerinden devam ettiği, buna karşılık Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafiğinin sınırlı olduğu belirtildi.
İran’ın, bu stratejik geçişi fiilen kontrol ederek ihracat ve ithalatını yönlendirdiği kaydedildi.
Haberde, İran makamlarının temel gıda ürünlerinde ciddi bir kıtlık olmadığı yönünde açıklamalar yaptığı aktarıldı.
Market raflarının dolu olduğu, taze ürünlerin bulunduğu ve akaryakıt dağıtımında uygulanan kısıtlamalarla arzın dengelenmeye çalışıldığı ifade edildi.
Eski bir İranlı ekonomi yetkilisi, ekonomiye yönelik baskıya rağmen, savaşın bir yıl sürmesi durumunda dahi ekonominin ayakta kalabilecek bir direnç gösterdiğini ifade etti.
Makaleye göre, devlet ve özel işletmeler, 1979 İslam Devrimi’nden sonra on yıllarca süren ABD ve Batı yaptırımlarına yanıt olarak bu temel üzerinde inşa edildi.
Trump’ın ilk döneminde yaptırımlar sıkılaştırılıp İran küresel finans sisteminden koparıldığında, İranlı yetkililerin yaptırımları aşma, alternatif ticaret yolları oluşturma ve ithalatı ikame etme konusunda daha da yetkin hale geldiği ifade edildi.
Uzmanlar, İran’ın savaş sonrası toparlanmasının uzun süreceğini iddia etti. Virginia Tech'te görev yapan İran doğumlu ekonomist Cevat Salahi İsfahani, İran sanayisinin "ithal mallardan yerli mallara esnek bir şekilde geçiş yapabileceğini" söyledi.
“İran'ı Körfez komşularından ayıran şey bu. Şah döneminden beri devam eden bir sanayi altyapısına sahip.” dedi. “Temel düzeyde hayatta kalabilirler, ancak yaşam çok zor olacak.” diye ekledi.
Batmankılıç’a göre İran, petrol ihracatına tamamen bağımlı değil ve metal, kimyasal ürünler ve gıda ihracatıyla aylık yaklaşık 2 milyar dolar gelir elde edebiliyor.
“İran ekonomisinin can damarı petrol ihracatı değil.” diyen Batmankılıç şöyle devam etti: “Petrol ticaretinin tamamen ortadan kaldırılması durumunda dahi, stoklar üretimi sürdürmeye yetecek düzeyde olduğu sürece İran, diğer gümrük çıkışları üzerinden ihracatını muhafazakâr biçimde sürdürebilir.”
Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıkların İran ekonomisini zayıflattığı, ancak alternatif yolların devreye sokulmaya çalışıldığı kaydedildi.
Alternatif güzergâhlar ve tedarik hatları
Körfez üzerinden yürütülen deniz trafiğinin ciddi şekilde aksamasıyla birlikte, Çin ile kuzey İran arasındaki demiryolu bağlantıları ve güney İran’daki Çabahar gibi daha küçük limanlar dahil olmak üzere alternatif güzergâhların, önemli ölçüde daha düşük kapasiteye sahip olsa da potansiyel çözümler sunduğu belirtildi.
İran’ın ayrıca, tahıl ve diğer tarım ürünlerini taşıyan sınırlı sayıda kargo gemisinin boğazdan geçmesine izin verdiği ifade edildi.
İranlı bir emtia ithalatçısı, “Başka seçeneklerin de olduğu doğru,” dedi ancak bu alternatiflerin İran’ın Basra Körfezi’ndeki en büyük limanı olan İmam Humeyni Limanı ile kıyaslanabilecek kapasiteye sahip olmadığını da ekledi. “Kısa vadede işe yarayabilir, ancak uzun vadede büyük bir zorluk olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Ekonomik süreklilik ve günlük hayat
Financial Times’ın aktardığına göre, devletin şimdiye kadar, bankacılık sistemine yönelik siber saldırıların yol açtığı bazı aksamalara rağmen memurların maaşlarını ve yıl sonu ikramiyelerini ödemeye devam etti.
Gıda fiyatlarının ise kısmen döviz piyasasının fiilen durgunlaşması nedeniyle, son aylardaki kadar dalgalanma göstermediği belirtildi.
Günlük ücretle geçinenlerin, örneğin şoförler ve temizlik işçilerinin, savaş sırasında talebin azalmasının geçim kaynaklarını zorlaştırmasına rağmen çalışmaya devam ettiği kaydedildi.
Enerji gelirleri ve savaşın finansmanı
Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkmasıyla birlikte İran’ın günlük 140 milyon doların üzerinde gelir elde ettiği tahmin ediliyor. Bu durumun savaş maliyetlerinin bir kısmını dengelediği belirtildi.
İranlı üst düzey bir enerji yan ürünleri tüccarı, “Petrol fiyatlarındaki artışın İran ekonomisine zaten yardımcı olduğunu ve savaş masraflarının bir kısmını karşıladığını” ifade etti. “Bu
satışlar, birkaç milyar dolar daha fazla gelir anlamına geliyor.” dedi.
Uzun vadeli görünüm ve riskler
Ancak Batmankılıç’a göre, ABD ve İsrail’in sivil altyapıya yönelik saldırıları genişletmesi halinde İran’ın ekonomik krizi daha da derinleşebilir.
Haberde, savaşın sadece İran’ı değil, bölgedeki diğer ülkeleri de etkileyebilecek daha geniş bir ekonomik ve jeopolitik sonuçlar zincirini tetikleyebileceği değerlendirmesi yer aldı.