Lübnan-Suriye hattında Riyad’ın yeni stratejisi

img
Lübnan-Suriye hattında Riyad’ın yeni stratejisi YDH

Riyad’ın Lübnan’daki görünür sessizliği, bölgesel dengeleri korumaya yönelik stratejik bir tercih olarak yorumlanırken, arka planda Suriye merkezli daha geniş bir güç hesabı öne çıkıyor.




YDH- El-Ahbar’ın aktardığına göre, Lübnan’da bazı siyasi kaynaklar Suudi Arabistan’ın son dönemde sokakları hareketlendirmeye yönelik herhangi bir “şüpheli adım” atmadığını belirtirken, Riyad’ın buna rağmen geniş etki araçlarına sahip olduğuna dikkat çekti.

Aynı kaynaklar, Suudi Arabistan’ın İran’ın eski Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani’nin sınır dışı edilmesine zemin hazırlayan sürecin arkasında yer aldığını ve direnişe karşı alınan hükümet kararlarında etkili olduğunu ifade etti.

Buna karşın Riyad’ın “Sünni sokak kartını” devreye sokmaktan kaçındığı ve bölgesel gerilimi tırmandıracak adımlardan uzak durduğu kaydedildi.

“Lübnan istikrarı Suriye dengesiyle bağlantılı”

El-Ahbar’a göre, bu tutumun iki temel gerekçeye dayandığı belirtildi. İlk olarak, Lübnan’da herhangi bir iç istikrarsızlığın Riyad’a göre “Hizbullah’ın konumunu güçlendireceği” ifade edildi.

İkinci olarak ise Suudi Arabistan’ın önceliklerinin merkezinde Suriye dosyasının bulunduğu ve Lübnan’ın bu çerçevede “ikincil bir konumda” değerlendirildiği aktarıldı.

Bu bağlamda Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki istikrarı koruma çabasının, Şam’daki mevcut güç dengesini muhafaza etmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olduğu ifade edildi.

Riyad’ın, İran’ın ve Hizbullah’ın geçmişteki etkisine benzer bir nüfuz kazanmasından çekindiği, buna karşılık Şam üzerindeki etkisini güçlendirmeye çalıştığı belirtildi.

Şam hattı ve bölgesel denge arayışı

Makaleye göre, Suudi Arabistan “Şam”ı stratejik bir merkez olarak görüyor ve bu nedenle Suriye’deki hassas dengelerin korunmasına önem veriyor.

El-Ahbar, Suudi temsilci Yezid bin Ferhan’ın Beyrut ziyaretinde, “Lübnan’daki herhangi bir iç çatışmanın Suriye’ye sıçrayabileceği” yönünde uyarılarda bulunduğunu aktardı.

Bu kapsamda Riyad’ın, Lübnan’da iç gerilimlerin artmasını engellemeye çalıştığı ve aynı zamanda Suriye’nin askeri olarak Lübnan’a müdahil olmayacağına dair güvence verdiği ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın, Suriye ordusunun Lübnan sahasının dışında tutulmasına yönelik bir düzenlemede de rol oynadığı ve bu çerçevede üçlü temasların desteklendiği kaydedildi.

“Savaş dengeleri belirleyici olacak”

El-Ahbar’a göre, bazı gözlemciler Suudi Arabistan’ın bu tutumunun “geçici” olabileceğini ifade etti. Bu değerlendirmenin, ABD-İsrail’in İran’a yönelik yürüttüğü savaşın seyrine bağlı olduğu belirtildi.

Körfez ülkelerinin, özellikle de Suudi Arabistan’ın bu savaşa dahil olması halinde Lübnan’da “büyük bir patlamanın” yaşanabileceği ve bunun Suriye’deki dengeleri de etkileyeceği ifade edildi.

Aynı kaynaklar, savaşın Körfez ülkelerini içine çekmesi durumunda Lübnan üzerindeki bazı sınırlamaların ortadan kalkabileceğini ve bunun Suriye’nin yeniden sahaya dönüşüne kapı aralayabileceğini aktardı.

İran-Suudi dengesi ve bölgesel etkiler

El-Ahbar’a göre, Körfez ülkelerinin savaşın dışında kalması halinde Lübnan dosyasının Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilere bağlı kalacağı ifade edildi.

Bu noktada Riyad’ın daha “pragmatik” bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği sorusunun gündemde olduğu belirtildi.

Bazı kaynaklar, İran’ın bölgedeki gerilimi kontrollü tuttuğuna dikkat çekerek, Tahran’ın Suudi Arabistan ile iletişim kanallarını tamamen kapatmadığını ifade etti.

İran’ın ABD üslerine yönelik saldırıları sınırlı tutması ve 2019’da hedef alınan “Aramco” tesislerinin tekrar hedef olmaması bu çerçevede değerlendirildi.

Lübnan’da diplomatik yeniden yapılanma

Makaleye göre, bu gelişmelerin Lübnan üzerindeki yansımaları doğrudan hissedilecek. Suudi Arabistan’ın Beyrut ve Şam’daki diplomatik varlığını yeniden yapılandırdığı, Lübnan’daki büyükelçilikteki askeri ekibini çektiği ve diplomatik temsilini yeniden düzenlemeye hazırlandığı ifade edildi.

El-Ahbar’a göre, eski Başbakan Saad Hariri’nin siyasi geleceği de bu gelişmelerle bağlantılı olarak tartışma konusu oldu.

Hariri’nin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğiyle siyasi konumunu yeniden güçlendirmeye çalıştığı, ancak Abu Dabi’nin bölgesel etkisinin gerilemesiyle birlikte bu planın zayıfladığı belirtildi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail ile yakınlaşması ve İran karşıtı tutumu nedeniyle bölgede öne çıktığı, ancak İran ile yaşadığı gerilimler sonucu hedef alınma riskinin arttığı ifade edildi.

İran ile ABD arasında olası bir anlaşma veya İran’ın mevcut konumunu koruması halinde, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgedeki kayıplarının artabileceği, bunun da Hariri’nin siyasi hesaplarını doğrudan etkileyeceği kaydedildi.