Avrupa nasıl sönümlendi?

img
Avrupa nasıl sönümlendi? YDH

"Savaşın destekçisi veya muhalifi fark etmeksizin tüm Avrupa blokunu niteleyen temel husus ise, savaşın üç ana aktörü karşısında sahip oldukları ağırlıksızlık ve marjinal roldür."




Vard Kasuha

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Vard Kasuha, 2026 yılının jeopolitik manzarasında Avrupa'nın "güçlü ama felçli" durumunu ustalıkla resmediyor. Yazar, Avrupa'nın Ukrayna ile olan varoluşsal bağını, Ortadoğu'daki (özellikle Hürmüz Boğazı ve İran) etkinliğini sınırlayan temel bir pranga olarak kurguluyor. Ayrıca yazar, klasik güç dengesi teorilerinden ziyade, krizlerin birbirini nasıl sönümlediği üzerine kurulu dinamik bir yapı sunuyor.

Avrupa Birliği’nin başlıca devletlerinin büyük çoğunluğunun, Hürmüz Boğazı’nı seyrüsefere ve ticari gemi trafiğine yeniden açma yönündeki ABD çabalarına katkı sunmayı kısmen reddetmesi, esasen mevcut savaşın doğurduğu bir anlık karar değildir.

Trump yönetiminin özellikle ticari sahadaki politikalarına karşı Avrupa’da evveliyatı olan ve birikerek artan bir hoşnutsuzluk mevcuttur. Bu durum, İran’a karşı yürütülen aktif emperyalist savaşa dahil olma konusundaki yeni ihtiyatla birleşince, Atlas Okyanusu’nun iki yakasındaki geleneksel müttefiklerin tutumlarında bir ayrışmaya yol açmıştır[1].

Başından beri ABD-İsrail ikilisinin yürüttüğü bu savaşın, Avrupa kanadından veya NATO zemininden tutarlı ve etkin bir destek bulamayacağı aşikardı. Bunun, müttefiklere yönelik ticari politikalardan kaynaklanan tepkinin ötesinde pek çok sebebi bulunur.

Bu nedenlerin başında, Avrupa’nın Ukrayna savaşına aktif katılımı gelir; zira bu süreç Avrupalılar için yalnızca bir güvenlik önceliği değil, aynı zamanda kıtanın jeopolitik varlığının bizzat kendisi adına bir sigorta poliçesi hükmündedir[2].

Rusya karşısında Ukrayna’ya verilen müdahaleci askeri destek, bu devletlerin -stratejik ve jeopolitik ehemmiyetine rağmen- Avrupa’nın stratejik güvenliği için öncelik arz etmeyen diğer coğrafyalarda yeni askeri müdahalelere girişme imkanını kısıtlayan temel bir eşiktir.

ABD saflarında savaş gayretine dahil olmaya en yatkın görünen iki devlet İngiltere ve Fransa oldu[3].

Ne var ki bu çaba, savaşın sunacağı bir menfaatten ziyade, İran’a karşı uygulanan yıkımın doğuracağı olumsuz sonuçları savuşturma gayesi taşır.

Zira İran’ın ABD-İsrail ittifakına karşı genişlettiği savunma tepkileri, Kıbrıs ve ötesindeki İngiliz üsleri ile başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez ülkelerindeki stratejik Fransız çıkarlarını hedef alır hale gelmiştir[4].

Fransa ve İngiltere ile birlikte Avrupa’nın stratejik gücünün üçüncü sacayağı sayılan Almanya’nın tutumu ise daha belirgin bir farklılık arz etti.

Berlin, savaşın içinde yer alıyormuş izlenimi verecek tavırlardan -siyasi düzlemde bile- kaçınarak "tarafsız kalma" yolunu seçmiş; aynı zamanda Batı kampının genel duruşunda yeni jeopolitik çatlaklar oluşmaması için şekli bir dayanışma sergilemiştir. Bu durum, Almanya’nın İsrail’e yönelik mutlak desteğiyle çelişmez; zira İsrail’in bu savaştaki rolü, ABD’nin üstlendiği ana rolün tali bir tamamlayıcısı niteliğindedir[5].

ABD’nin tekerrür eden emperyalist savaşlarında Almanya, 2003 yılında Başbakan Gerhard Schröder hükümetinde olduğu gibi, iktidarda solun merkezde bulunduğu dönemlerde savaşa karşı çıkmasa dahi genellikle "olumlu tarafsızlık" noktasında durmuştur [6].

Avrupa’nın jeopolitik gücünü temsil eden bu üç devletin stratejik ağırlığı, ABD’nin İran’a yönelik savaşına karşı yükselen diğer Avrupalı güçlerin varlığıyla ters düşmez.

Bu güçler aynı stratejik veya ekonomik kudrete sahip olmasalar da, ABD’nin Irak işgali gibi dönüm noktalarında ortaya çıkan "savaş karşıtı Avrupa geleneğinin" sürekliliğini temsil ederler.

2026 yılındaki bu yol ayrımında İspanya’nın sergilediği tutum, 2003’te ABD’nin tek taraflı Irak müdahalesine itiraz eden Fransız ve Alman tavrının bir yankısı gibidir.

Ancak Başbakan Pedro Sanchez liderliğindeki İspanyol Sosyalist İşçi Partisi gibi merkez sol güçler açısından bu durum, daha ziyade gerilemeci bir bağlamda tezahür eder[7]. Bu durumun bir yönü, doğrudan emperyalist savaşlara bakışla ilgili olmaktan ziyade, Avrupa Birliği içindeki muhalefet siyasetinin yapısıyla ilintilidir.

Geçtiğimiz on yılda kimlik politikalarının yükselişi ve göç konusundaki sertleşen tutumların etkisiyle, bu itiraz zemini, ABD’nin petrol veya kaynak kontrolü odaklı emperyalist politikalarına daha teşne olan aşırı sağ partilere kaymıştır.

Savaşın destekçisi veya muhalifi fark etmeksizin tüm Avrupa blokunu niteleyen temel husus ise, savaşın üç ana aktörü karşısında sahip oldukları ağırlıksızlık ve marjinal roldür.

Savaşın tarafları olan ABD, İran ve İsrail; gerek çatışmaların ışığında bölgeyi yeniden şekillendiren jeopolitik duruşun, gerekse savaş kararından ve ardından gelecek barış müzakerelerinden dışlanan diğer güçlerin hanesine yazılacak ekonomik sonuçların yegane karar vericileridir.

Bu tablo, halihazırda olgunlaşmaya başlayan ön müzakerelerde savaşın üç tarafına (ABD’yi her halükarda ana karar verici olarak istisna tutarsak), fiili jeopolitik ağırlıklarının ve ekonomik hacimlerinin çok ötesinde roller bahşetmektedir.

Oysa savaşa ne fiilen katılan ne de ona itiraz eden diğer uluslararası aktörler, aslında daha uzun soluklu ihtilafları göğüsleyebilecek ekonomik ve jeopolitik hacme sahiptirler.

Ancak onların bu gücü, Trump’ın İran savaşında bir yöntem olarak yerleştirdiği "yıldırım emperyalist müdahale[8]" biçiminden tamamen farklı bir mahiyet arz eder.


[1] Tutumların Ayrışması / التباعُد (Et-Tebâud): Kökeni "b-'-d" (uzaklık) olan bu kelime, jeopolitik literatürde müttefikler arasındaki stratejik makasın açılmasını ifade eder. Metinde "Uzaklaşma" yerine "Ayrışma" tercih edilmiştir zira fiziksel bir mesafeden ziyade fikirsel bir kopuş kastedilmektedir. (ç.n.)

[2] Sigorta Poliçesi / بوليصة تأمين (Bulisat Te'mîn): Arapçada modern bir tabir olan bu ifade, Avrupa'nın Ukrayna'yı kendi sınır güvenliği için bir "tampon bölge" veya "vazgeçilmez bir bedel" olarak gördüğünü metaforik bir dille anlatır. (ç.n.)

[3] Savaş Gayreti / المجهود الحربي (El-Mechûd el-Harbî): "C-h-d" kökünden türeyen "mechûd", büyük bir emek ve çabayı ifade eder. Literatürde "topyekun seferberlik" tınısı taşır. (ç.n.)

[4] Savunma Tepkileri / ردودِها الدفاعية (Rudûdihe'd-Difa'iyye): Metinde İran'ın eylemleri için "saldırı" değil, "savunma kaynaklı cevaplar" ifadesinin seçilmesi, yazarın İran'ın pozisyonunu "meşru müdafaa" zemininde okuduğunu gösteren semantik bir tercihtir. (ç.n.)

[5] Tali Tamamlayıcı / مكمِّل... ثانوي (Mukemmil... Senevî): "K-m-l" kökünden gelen mukemmil, eksik olanı tamamlayan demektir. İsrail'in stratejik varlığının ancak ABD ile bir anlam kazandığı iması yapılır. (ç.n.)

[6] Olumlu Tarafsızlık / الحياد الإيجابي (El-Hiyâd el-İcâbî): Soğuk Savaş döneminde "Bağlantısızlar Hareketi" ile özdeşleşen bu terim, metinde Almanya'nın çatışmaya girmeyip Batı blokuna lojistik veya siyasi destek verme halini tanımlamak için kullanılmıştır. (ç.n.)

[7] Gerilemeci Bağlam / سياق تراجعي (Siyâk Terâcu'î): "R-c-'" (geri dönmek) kökünden. Solun tarihsel "anti-emperyalist" duruşunun zayıflamasını ve bu alanın sağ popülizm tarafından işgal edilmesini niteleyen ağır bir tespittir. (ç.n.)

[8] Trump'ın "Yıldırım Müdahale" Metodu: Metnin sonunda Trump'a atfedilen "الخاطِفة" (hâtıfe) sıfatı, Almanca Blitzkrieg kavramının Arapçadaki karşılığıdır. Burada sadece hızı değil, sarsıcı ve beklenmedik doğayı da vurgular. (ç.n.)

Çeviri: YDH