Cato Enstitüsü Araştırma Görevlisi Jon Hoffman, Tom Woods Show’da yaptığı açıklamalarda ABD ve İsrail arasındaki "özel ilişkiyi" stratejik, normatif ve siyasi açılardan değerlendirdi.
YDH - Cato Enstitüsü Araştırma Görevlisi Jon Hoffman, konuk olduğu Tom Woods Show’da, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İsrail arasındaki "özel ilişkiyi" ve bu ilişkinin Ortadoğu’daki yansımalarını kapsamlı bir analizle değerlendirdi.
Hoffman, Washington’da hakim olan "İsrail’in çıkarları ile ABD’nin çıkarları birdir" şeklindeki genel kabulü sorgulayarak, iki ülkenin bölgesel hedeflerinin ciddi biçimde ayrıştığını ifade etti.
Hoffman, dış politikanın Amerikan halkının güvenliği, refahı ve özgürlüğü adına yürütülmesi gerektiği temel varsayımından hareketle, "ABD’nin çıkarlarının, özellikle bugün İsrail’in çıkarlarıyla eşzamanlı veya eşdeğer olduğunu düşünmüyorum" dedi.
"ABD’nin imajı İsrail’e nakledildi"
ABD ve İsrail arasındaki ilişkinin dünyadaki diğer tüm ikili ilişkilerden farklı ve eşsiz olduğunu belirten Hoffman, bu durumu temelde üç ana nedene bağladı: Normatif (kültürel-ahlaki), iç siyasi ve stratejik nedenler.
Normatif boyutu açıklayan Hoffman, İkinci Dünya Savaşı sonrası hissedilen suçluluk duygusuna ve İsrail’in "vahşi bir coğrafyadaki Batı karakolu" olarak görülmesine değindi. Hoffman, "Amerika Birleşik Devletleri, kendi imajını İsrail’e nakletmiş durumda; bu ülke Ortadoğu’daki 'tek demokrasi' olarak nitelendiriliyor ve bu yüzden desteklenmesi gerektiği düşünülüyor" ifadelerini kullandı.
İç siyasi boyutta "İsrail lobisi" ve benzeri aktörlerin Washington üzerindeki etkisine işaret eden Hoffman, bu konsensüse karşı çıkan isimlerin genellikle ödüllendirilmediğini hatırlattı.
Stratejik boyutta ise İsrail’in ABD’nin Ortadoğu’daki "gözü ve kulağı" veya "batırılamaz uçak gemisi" olduğu yönündeki anlatıları ele alan Hoffman, bu mantığın temelden hatalı olduğunu dile getirdi.
"İsrail’in düşmanları ABD’nin düşmanları değil"
Hoffman, ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik çıkarlarının aslında oldukça sınırlı ve başarılması kolay üç maddeye dayandığını belirtti: Petrolün serbest akışını sağlamak, Amerikan topraklarına yönelik terör saldırılarını önlemek ve bölgesel bir hegemonyanın ortaya çıkışını engellemek. Hoffman, bu hedeflere ulaşmak için İsrail veya başka bir ülkeyle "özel bir ilişki" kurulmasına ihtiyaç duyulmadığını vurguladı.
İsrail’in mücadele ettiği gruplarla ABD’nin karşı karşıya olduğu tehditlerin farklı doğalarına dikkat çeken Hoffman, "Bizi tehdit eden el-Kaide ve IŞİD gibi gruplar, küresel bir cihatçı hareketin parçasıdır. Oysa İsrail’in savaştığı Hamas ve Hizbullah gibi gruplar yerel bir bağlama kök salmıştır ve öncelikle işgale direnişe odaklanmışlardır" dedi.
Hoffman, bu iki yapının da İslam'ı kullanmasına rağmen siyasi hedeflerinin taban tabana zıt olduğunu kaydetti.
"Geri tepme riskini operasyonun başından biliyorlardı"
İran ile yaşanan gerilime de değinen Hoffman, ABD’nin 1953’te İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ı devirmek için düzenlediği Ajax Operasyonu sırasında CIA tarafından kullanılan "geri tepme" terimine atıfta bulundu.
Bu tür müdahaleci politikaların ABD için ciddi riskler barındırdığını ifade eden Hoffman, "Bu politikalar gerçek risklerle birlikte geliyor. Bana göre bir Amerikalı olarak, İsrail’in Ortadoğu’da yaptıkları her şeyden önce kendi genişlemeci ve saldırgan ajandasını ilerletmek için tasarlanmıştır" değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in bu gündemi, ABD’nin sağladığı siyasi, ekonomik ve askeri koruma sayesinde maliyetlerden izole bir şekilde yürütebildiğini belirten Hoffman, "ABD bu ajandayı sübvanse ediyor. İster para yoluyla olsun, ister şu an gördüğümüz gibi askeri güç ve Amerikan hayatları pahasına olsun, bu durum değişmiyor" dedi.
"Nükleer bilgi birikimini bombalayarak yok edemezsiniz"
İran’a yönelik askeri operasyonların taktiksel başarılar getirebileceğini ancak stratejik bir sonuca hizmet etmediğini savunan Hoffman, nükleer program ve rejim değişikliği hedeflerine ulaşılamadığını kaydetti. Hoffman, "Araştırma, geliştirme ve teknik bilgi birikimini bombalayarak yok edemezsiniz. Bu programı durdurmanın tek yolu diplomatik bir çözümdür" dedi.
Savaşın İran iç siyasetindeki etkilerine de değinen Hoffman, mevcut çatışma ortamının rejim içindeki radikal kadroları ve Devrim Muhafızları’nı daha da güçlendirdiğini belirtti.
Hoffman, liderlik tartışmalarının ortasında, savaş bağlamının Ayetullah Mücteba Hamenei gibi isimlerin konumunu pekiştirdiğini ve bu durumun ABD ile anlamlı bir müzakere ihtimalini zayıflattığını ifade etti.
"İsrail 'çimleri biçmek' istiyor, ABD ise bataklıktan kaçınmalı"
İsrail’in "çim biçme" olarak adlandırılan, düşman kapasitesini periyodik saldırılarla zayıflatma ve kaos içinde tutma stratejisini İran’a da yaymak istediğini belirten Hoffman, "İsrailliler, ABD’nin İran’ın konvansiyonel kapasitesini yok etmeye devam etmesini istiyor. Ancak ABD’nin asıl çıkarı, İran ile ucu açık, uzun ve maliyetli bir yıpratma savaşına saplanmamaktır" uyarısında bulundu.
Hoffman, İran’ın kendi evinde hayatta kalmayı zafer olarak gördüğünü ve enerji altyapısına yönelik saldırılarla Trump yönetimi üzerindeki iktisadi ve siyasi baskıyı artırma avantajına sahip olduğunu söyledi. Başkan Trump’ın bir kulağının olması durumunda ona şu tavsiyeyi vereceğini belirtti:
"Elde ettiğin taktiksel zaferleri al ve çık. İran ile bir anlaşma yapmaya çalış. Daha fazla tırmanmanın ek bir fayda getirmeyeceğini ve azalan verim noktasına ulaşıldığını gör."
"İmparatorluk oyunu oynamanın bir bedeli var"
ABD’nin son 75 yıldaki dış politikasının Ortadoğu’daki büyük bir iyi niyeti tamamen tersine çevirdiğini belirten Hoffman, Amerikan halkına şu temel sorunun sorulması gerektiğini ifade etti:
"Bir imparatorluk mu istiyoruz yoksa bir cumhuriyet mi? Eğer imparatorluk oyunu oynamak istiyorsak, bunun bir maliyeti olacağını bilmeliyiz."
İmparatorluğun hem kaynakları tükettiğini hem de sivil özgürlüklerin aleyhine olacak şekilde yürütme erki ve ulusal güvenlik devletini büyüttüğünü kaydeden Hoffman, yeni nesillerin bu başarısız politikalardan bıktığını dile getirdi.
Hoffman, "İmparatorluk; güvenlik, refah ve özgürlük olan üç temel çıkarımızı da baltalıyor. Amerikan halkının, Washington’daki elitlerin değil, kendi çıkarlarına hizmet eden bir dış politika için baskı yapmaya başladığına inanıyorum" diyerek sözlerini tamamladı.