Savaşın ertesi gününe bakış: Jeopolitik bir belirleyen olarak Lübnan meselesi

img
Savaşın ertesi gününe bakış: Jeopolitik bir belirleyen olarak Lübnan meselesi YDH

"Lübnan’ın ateşkese dâhil edilmesindeki ısrar, sadece barış yanlısı çoğunluğun müzakere gücünü pekiştiren bir hamle değil; aynı zamanda savaş süresince Hürmüz Boğazı neyse, bugün de o kadar hayati olan ve göz ardı edilemeyecek jeopolitik bir hakikattir."




Vard Kasuha

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Vard Kasuha, İran ile ABD/İsrail arasındaki savaşın askeri aşamasından siyasi müzakere aşamasına geçişini jeopolitik bir perspektifle ele alıyor. Yazar, savaşın ilk evresinde Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonomi üzerindeki belirleyici rolünü, müzakere evresinde Lübnan cephesinin devraldığını vurguluyor. Yazara göre, Lübnan’ın ateşkese dâhil edilip edilmemesi meselesi, taraflar arasındaki meşruiyet ve güç savaşının yeni simgesi haline geldi.

Çatışmalar sona ermeden ve İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında geçici ateşkes imzalanmadan önce, askeri mücadelenin kendisi de dâhil olmak üzere savaşın tüm gidişatını kontrol eden temel bir düğüm noktası vardı: Hürmüz Boğazı’nın temsil ettiği coğrafi kördüğüm. Mesele sadece boğaz üzerinden seyreden gemiciliğin, sevkiyat hatlarının ve petrol akışının sekteye uğratılmasıyla sınırlı değildi.

Tüm bunlar, yaklaşmakta olan küresel bir ekonomik krizin habercisi olmanın ötesinde, boğazın jeopolitik konumunun "asimetrik savaş[1]" araçlarından birine dönüşmesi anlamına geliyordu. İran, elindeki füze ve insansız hava aracı (İHA) gücüyle birlikte bu coğrafi konumu, askeri ağırlığı ezici bir üstünlükle Amerikan-İsrail ittifakı lehine olan güç dengelerini sarsmak için maharetle kullandı.

Mutlak bir jeopolitik gerçeklik olarak boğaz

Bu durum, petrol akışı ve ticaret için boğazın yeniden açılması meselesini, savaşın sona erdirilmesi amacıyla yürütülen müzakerelerin merkezine yerleştirdi.

Pakistan’ın açık ara buluculuğu ve Mısır’ın geriden gelen desteğiyle yürütülen bu görüşmelerde, gerek İran gerekse Amerikan tarafının öne sürdüğü şartlar büyük oranda bu nokta etrafında şekillendi.

Oysa uranyum zenginleştirme, balistik füze programı, bölgesel müttefiklere destek ve yaptırımların kaldırılması gibi savaşın asıl çıkış sebebini oluşturan temel meseleler, boğazın kapatılmasıyla oluşan bu yeni ağırlık merkezinin gölgesinde kalmış görünüyordu.

Aslında jeopolitik ağırlığın boğazın kapatılması noktasına kayması, sadece coğrafi konumun kendisinden değil, İran’ın bu konumu siyasi bir manivela olarak kullanmasından kaynaklanıyordu.

Özellikle suikastlarla pek çok siyasi ve askeri liderin tasfiye edildiği ilk günlerde, tüm çevre şartları Tahran’ın aleyhine işlerken bu hamle kritik bir önem kazandı.

Ardından gelen balistik füze düelloları, savaş uçakları, bombardımanlar ve İHA saldırıları, bu savaşın neredeyse tek jeopolitik gerçeğini tescil etti: Çatışmaların şiddeti arttıkça, boğazın kapatılmasının ve uluslararası ticaretin engellenmesinin önemi de katlanarak arttı.

Nihayetinde ateşkesle birlikte görüldü ki; boğazın yeniden petrol ve mal akışına açılması maddesi, hem İran hem de Amerikan tarafının kağıtlarındaki en önemli madde olmakla kalmamış; aynı zamanda asimetrik savaşın bir aracı olarak diğer jeopolitik gerçekliklere açılan bir kapı hükmüne geçmiştir.

Bu durum, ateşkes ve müzakere sürecindeki sert çekişmelerin, hatta anlaşma maddelerine dair farklı yorumların yeni merkez üssü haline gelebilir.

Savaş sonrası çatışmada Lübnan düğümü

Ateşkes maddelerine dair birbirinden oldukça uzak ve çelişkili yorumlar, tıpkı savaş esnasındaki Hürmüz Boğazı meselesinde olduğu gibi, Lübnan cephesinin bu ateşkese dâhil olup olmadığı sorusunda düğümlendi.

İran tarafının teklifinin müzakerelerin temeli olarak kabul edilmesi, Amerikan Başkanı Donald Trump’ın ilk tutumlarıyla da teyit edilmişti.

Ancak Trump’ın bu tutumu, Lübnan’ın ateşkese dâhil edilmesine karşı çıkan ve savaşı müzakereler yoluyla bitirmeyi reddeden İsrail’in baskısıyla daha sonra değişti.

Bu karşıt duruşlar taraflar arasında net bir saflaşmaya yol açtı. Öyle ki, Lübnan meselesi arabulucular heyetini bile ikiye böldü. Ateşkesin sağlanmasında en büyük pay sahibi olan Pakistan ve onu arkadan destekleyen Mısır, açıkça İran safına yakın bir duruş sergilerken; Amerikan ve İsrail pozisyonları, tıpkı savaşın sıcak günlerinde olduğu gibi, tam bir mutabakatla birbirine yaklaştı.

Bu iki devlet, ateşkesin sürdürülebilirliğini engelleyen ve İsrail’in arzusu doğrultusunda bir şekilde savaşa geri dönülmesini destekleyen küçük bir azınlık olarak belirdi.

Böylelikle müzakere süreci, bölge ülkelerinin savaşı barışçıl yollarla bitirmek isteyen büyük çoğunluğu ile Batı içerisinde bile (özellikle İspanya ve Fransa örneğinde olduğu gibi) Lübnan’ın ateşkese dâhil edilmesini isteyen seslerin karşısında yalnızlaşmış, müzakereyi tıkayan küçük bir azınlık arasındaki mücadeleye dönüştü.

Batı’dan gelen bu çatlak sesler, aslında Lübnan üzerinde sembolik bir koruma kalkanı oluşturmaya çalışan bölge ülkelerinin tutumuna daha yakındır ve bu durum, söz konusu "azınlık" grubu sadece bölgede değil, dünya genelinde izole etmektedir.

Lübnan meselesi etrafındaki bu siyasi mücadelenin şiddetlenmesi, Lübnan düğümünün sadece savaşı bitirmedeki rolünü değil, aynı zamanda ülkenin jeopolitik önemini de kanıtlamaktadır.

Askeri çatışmadan siyasi çatışmaya geçiş sürecinde Lübnan, savaşın nasıl sonuçlanacağını belirleme noktasında sanki Hürmüz Boğazı'nın merkezi coğrafi-siyasi rolünü tevarüs etmiştir[2].

Sonuç olarak asıl mesele müzakerenin kendisi değil, bu müzakeredeki haklılık zeminidir. Güç dengeleri geçici olarak en güçlüden yana görünse de, meşruiyet zemini barıştan yana olan Arap ve İslam çoğunluğunun lehinedir.

Lübnan’ın ateşkese dâhil edilmesindeki ısrar, sadece barış yanlısı çoğunluğun müzakere gücünü pekiştiren bir hamle değil; aynı zamanda savaş süresince Hürmüz Boğazı neyse, bugün de o kadar hayati olan ve göz ardı edilemeyecek jeopolitik bir hakikattir.


[1] Asimetrik Savaş: Orijinal: حرب غير متناظرة (Harb ğayr mutenâzıra): Tarafların askeri güçleri, teknolojileri veya stratejileri arasında büyük bir dengesizlik olduğu savaş türü. Metinde İran’ın, ABD-İsrail’in konvansiyonel üstünlüğüne karşı coğrafi konum ve İHA gibi "düşük maliyetli/yüksek etkili" araçlarla denge kurma çabasını ifade eder. Mutenâzır (متناظر), Arapça n-z-r (نظر) kökünden gelir ve "birbirine bakan, simetrik, eş" anlamındadır. "Ğayr" (غير) olumsuzluk ekiyle, simetrik olmayan, orantısız güç kullanımı kastedilir. (ç.n.)

[2] Tevarüs Etmiştir: Orijinal: يرث (Yerisu): Miras almak, bir önceki durumdan bir sonraki duruma bir özelliği taşımak. v-r-s (ورث) kökünden gelir. "Vâris" olanın, ölenin malını alması gibi; burada Lübnan meselesi, Hürmüz Boğazı'nın "stratejik ağırlığını" devralmıştır. (ç.n.)

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel