İslamabad tiyatrosu: Ölü doğan ateşkes ya da bir zaman kazanma hamlesi

img
İslamabad tiyatrosu: Ölü doğan ateşkes ya da bir zaman kazanma hamlesi YDH

❝Aksine, devrileceğini tahmin ettikleri rejim şu an müzakerelerde tam bir ortak olarak yer alıyor ve Trump’ın 'koşulsuz teslimiyet' talebinden sadece birkaç hafta sonra konumunu güçlendirmeye çalışıyor.❞




Rim Hani

YDH- El-Ahbar yazarı Rim Hani, ABD’nin Ortadoğu’da kurduğu "rejim değişikliği" ve "mutlak zafer" stratejisinin çöktüğünü, mevcut ateşkesin ise çözüme değil, sadece bir "hasar tespit ve zaman kazanma" sürecine hizmet ettiğini açıklıyor.

ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık ateşkesin temelini oluşturan önerilere karşı adeta bir Amerikan "darbesi" sayılabilecek gelişmeler ve İsrail'in Lübnan'daki savaşı sürdürüp gerilimi düşürme şansını baltalamaktaki ısrarı düşünüldüğünde, dünya genelindeki başkentlerde ABD-İran müzakerelerinin geleceğine dair karamsar görüşlerin hakim olması şaşırtıcı gelmiyor.

Lübnan'da yaralılar ve cenazeler hastanelere sığmadı

İsrail, İran'ın kararlılığını test ediyor

Lübnan çatlağı ve riskler

Washington’ın, ateşkesin "Lübnan dahil tüm cepheleri" kapsadığına dair İran ve Pakistan kaynaklı anlatıdan kaçınma çabası ve ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın PBS’ye verdiği röportajda Lübnan’ın "anlaşmanın dışında" kaldığını açıklaması, Batılı gözlemcilerin "Lübnan açığı" dediği bir durum yarattı.

Bu değişimler, ateşkesin çökmesine ya da en azından "kırılgan ve geçici" bir hal almasına yol açma riski taşıyordu.

Avustralya merkezli The Conversation internet sitesine göre, ABD eğer İsrail’i Lübnan’daki operasyonlarını durdurmaya ikna edemezse "ateşkes çökecek."

Site, "daha sürdürülebilir" bir anlaşmaya varmak adına müzakereler ilerledikçe Lübnan meselesinin ana uyuşmazlık noktası olacağını tahmin ediyor; çünkü İsrail-ABD’ye karşı direnmek, İran için sadece siyasi bir fayda sağlamıyor, aynı zamanda İran hükümetinin kimliğinin ve varlığının özünde yer alıyor.

Aynı kaynak, Trump’ın Ortadoğu yaklaşımının temel özelliklerinden birinin, "İsrail’in bölgedeki yeri gibi temel bir sorunu çözmekle ya da çatışmanın tarihsel kökenlerini anlamakla gerçek bir ilgisinin olmaması ve ABD’nin bölgedeki krizlerin merkezindeki çözümsüz meseleleri ele alma niyetinin bulunmaması" olduğunu belirtti.

Büyük olasılıkla Beyaz Saray’daki başkanı şu an meşgul eden şey; savaşın ABD içinde destek görmemesi, rekor düzeydeki düşük onay oranları ve çatışmanın beklenenden uzun sürmesiydi.

╰┈➤ Foreign Policy: İran savaşı ‘destansı boyutlarda’ stratejik bir hata

Tüm bunlar onu geri adım atmaya, savaş öncesi statükoyu büyük oranda değiştirmeden "zafer" ilan etmeye itebilirdi.

Bu durum, İran’ın on maddelik planı neden "geçmişte yetersiz kalan" bir unsur olarak değil de "müzakere için pratik bir temel" olarak gördüğünü açıklıyordu.

 

Washington’ın yanlış hesabı

Diğer yorumcular ise Washington'ın Ortadoğu'yu ve dünyayı "olduğu gibi" bırakmak bir yana, aksine "daha kötü" bir hale getirdiğini savundu.

Bu bağlamda Amerikan dergisi Foreign Affairs, ateşkes anlaşmasının birçok detayının "belirsiz" kaldığına dikkat çekti.

Dergi, özellikle Trump'ın rejim değişikliği çağrısıyla başlayan savaşın ardından, rejimin yerini koruması ve hatta "daha önce hiç olmadığı kadar cesaretlenip hayatta kalma becerisine daha fazla güven duyması" nedeniyle anlaşmanın "geçerliliğini koruma şansının" belirsiz olduğunu vurguladı.

Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Programı Direktörü Susan Mellon, dergiye verdiği sesli röportajda, şu ana kadarki sonucun tam olarak İran'ın "istediği" gibi olduğunu iddia ediyor.

Mellon, İran'ın savaştan sonra Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü elinde tutabilmesinin, Ortadoğu'daki güç dengesinde tam bir stratejik değişime yol açacağını belirtiyor.

Mellon’a göre savaş, İslam Cumhuriyeti'nin direnciyle ilgili yapılan "temel yanlış hesaplamalar" nedeniyle sekteye uğradı.

Trump, elindeki istihbarat raporlarının "saldırıların rejimi devirmeyeceği konusunda uyarıda bulunmasına" rağmen, İran'ın teslim olacağını ve çökeceğini bekliyordu.

Aynı kaynağa göre bu yanlış hesaplama, Washington'ı "çıkması zor" bir duruma sürükledi.

 

İran’ın stratejik hazırlığı

Buna karşılık, İranlı politika yapıcıların Washington'ın askeri ve ekonomik gücüne dair değerlendirmeleri doğru çıktı.

Kendi güçlerinin dayanıklılık ve direnişten beslendiğini bilerek, yeni bir çatışma dönemine önceden hazırlanıyorlardı.

Galibaf: Lübnan'dan geri adım yok, bedeli ağır olur ✦︎

Kaani: Siyonist katiller ağır şekilde cezalandırılacak ✦︎

Bu hazırlık, saldırıların şiddetine rağmen İran'daki liderlik ve koordinasyon kademelerinde şaşırtıcı derecede sorunsuz bir tepki verilmesini sağladı.

Aynı kaynağa göre, Trump'ı savaştan çıkış yolu aramaya zorlayan tek etken İran'ın verdiği yanıt değildi; savaşın başından beri yaptığı bir dizi keyfi açıklama, İran'dan ziyade kendisini daha büyük bir baskı altına soktu.

 

Bitmeyen uyuşmazlıklar

Ateşkesin akıbetine gelince Mellon, yıllarca süren müzakereler sonucu ortaya çıkan 2015 nükleer anlaşmasına benzer bir mutabakatın sadece iki haftada sağlanmasının imkansız olduğunu belirtiyor.

Amaç "her iki taraf için de uyumlu ilkeler" belirlemek olsa bile, İran'ın 10 maddelik planı ile Amerika'nın 15 maddelik planı arasındaki uçurum göz önüne alındığında bu görev epey zor görünüyor.

Bu nedenle, çatışmaların sürmesinden kaynaklanan ekonomik yükler her iki tarafı da olumlu bir sonuç almaya itse de, ateşkes anlaşmasını ayakta tutmak muhtemelen kolay olmayacak.

Birçok gözlemci, İsrail'in son ateşkese yönelik "meydan okuyan" tavrını, Washington ve Tel Aviv'in savaşa dair beklentileri ile hedeflerine ulaşmadan geri çekilmeleri durumunda katlanacakları maliyetler arasındaki uyumsuzluğa bağlıyor.

Bu çerçevede, Chatham House tarafından yayımlanan bir raporda; İsrail'in Lübnan'ı ateşkes anlaşmasına dahil etmeyi reddetmesi, Körfez ülkelerinin altyapılarına ve deniz yollarına yönelik saldırılara karşı güvence arayışı gibi konuların "birkaç hafta içinde çözülemeyeceği" vurgulanıyor.

Ayrıca İsrail'in, İran'ın füze, nükleer ve bölgesel kapasitesini belirsizlikte bırakan her türlü düzenlemeye kuşkuyla bakması da süreci zorlaştırıyor.

Sonuç olarak, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sürdürmesi ve yeniden tırmanma riskinin her an masada olması nedeniyle gerilimin tekrar patlak vermesi gerçek bir ihtimal olarak duruyor.

Bu durum; kimi zaman yeni tehditler, kimi zaman Hürmüz Boğazı'ndaki baskının sürmesi, kimi zaman da müzakerelerin "başlangıçta öngörülen takvimin ötesine" sarkması şeklinde kendini gösterebilir.

Bu görüşü savunanlar, İslamabad’daki görüşmelerin yalnızca ABD ve İran’ın önceliklerine odaklanması durumunda, mevcut krizi dindirmede başarılı olabileceğini ancak daha geniş ölçekli bölgesel düzeni kırılgan ve yeni bir tırmanmaya açık bırakacağını belirtiyor.

 

Yeni bölgesel düzen

Herhangi bir anlaşmanın potansiyel sonuçları Ortadoğu’nun çok ötesine uzanıyor.

ABD’nin güç kullanımı uluslararası hukuk ve düzeni sarstı, Washington ile "keyfi bir savaşa" sürüklenmeyi reddeden müttefikleri arasındaki ilişkileri zehirledi.

Ayrıca Orta Doğu’ya hava savunma sistemlerinin sevk edilmesi Asyalı ortakları endişelendirdi; bu da ABD’nin güvenlik garantilerine duyulan güveni daha da zayıflattı.

Dahası, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerinin anlaşma kapsamında olmadığı konusundaki ısrarı, ABD’nin müttefiklerini yönetme kabiliyetinin sınırlarını gösteriyor.

Körfez ülkeleri ise ABD ile bağlarını koparmasalar bile, Washington ile olan güvenlik ilişkilerini yeniden gözden geçirecekler.

 

Vaatler ve gerçekler

BBC hem İran’ın hem de ABD’nin savaşı bitirmek için "güçlü" nedenleri olduğunu ancak savundukları pozisyonların "taban tabana zıt" olduğunu bildiriyor.

Raporda, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in bu durumu "kırılgan bir ateşkes" olarak nitelemesi "gerçekçi bir değerlendirme" diye yorumlanıyor.

Rapor şöyle devam ediyor:

"Taraflar İslamabad’a gittiğinde Pakistanlıların kalıcı bir anlaşma sağlayıp sağlayamayacağından bağımsız olarak; savaş ve sonuçları Ortadoğu’yu şimdiden yeniden şekillendiriyor."

Bunun nedeni, Trump ve Netanyahu’nun "rejim değişikliği geliyor" vaadinin gerçekleşmemiş olması.

Aksine, devrileceğini tahmin ettikleri rejim şu an müzakerelerde tam bir ortak olarak yer alıyor ve Trump’ın "koşulsuz teslimiyet" talebinden sadece birkaç hafta sonra konumunu güçlendirmeye çalışıyor.

Bu görüşü savunanlar, İslamabad görüşmelerinin, İran topraklarına yönelik sürpriz bir ABD-İsrail saldırısıyla kesintiye uğrayan Cenevre görüşmelerinden farklı olup olmayacağı konusunda endişe taşıyor.

Çin’in ateşkes öncesi süreçte rol oynadığını belirten uzmanlar, bu durumun dolaylı olarak İslamabad görüşmelerinde de güçlü bir etki yaratacağını ve Çin’in Orta Doğu’daki ağırlığını artıracağını ifade ediyor.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler


Makaleler

Güncel