"Çin, bölgenin tercih edilen ortağı olarak ABD'yi üst üste ikinci kez geride bırakırken; asıl dikkat çekici olan, 'ABD'nin küresel liderliğinin' bölgedeki bir numaralı endişe kaynağı haline gelmesidir."
Rim Hani
YDH - El-Ahbar gazetesi muhabiri Rim Hani'ye göre ABD'nin İran'a yönelik askeri ve ekonomik baskı stratejisinin, Çin tarafından Amerikan "stratejik zafiyetlerini" tespit etmek için bir laboratuvar olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı'nın İHA'larla kapatılmasının küresel enerji piyasalarında ve tedarik zincirlerinde yarattığı "darboğaz" etkisi, Pekin nezdinde Tayvan meselesinde Washington'un "acı eşiğini" ölçmek adına temel derslerden biri oldu.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Çin'i en büyük "stratejik sınaması" olarak sınıflandırdığı bir dönemde; ABD'nin İran'a yönelik saldırganlığı sürecinde birçok soru, Washington'un neden yeniden Ortadoğu bataklığına saplandığı ve daha acil sorunlarından "sarfınazar ettiği" noktasına odaklanmıştır.
Bazı gözlemciler, bu duruma yanıt teşkil etmek üzere; Washington ile Tahran arasındaki büyük hesaplaşmanın fiilen Haziran ayında başlamadığını, aksine köklerinin ABD ve Çin'in "geleceğin mühendisliği" üzerine yürüttüğü sessiz varoluşsal mücadeleye, yani sekiz yılı aşkın bir süre öncesine dayandığını savunmaktadır.
Analistlere göre, ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının gerçek motivasyonlarını anlamak için Fars Körfezi'nden uzaklaşarak, dünya nadir toprak elementi rezervlerinin yüzde 80'inden fazlasını barındıran İç Moğolistan'daki Bayan Obo bölgesine bakmak gerekmektedir.
Batılı devletlerin çevresel ve maliyet hususları nedeniyle bu elementlerin çıkarılmasından imtina etmesini fırsat bilen Çin, 1980'lerden bu yana söz konusu minerallerin kimyasal bağlarını ayrıştırma sürecinde uzmanlaşmak için milyarlarca dolar harcamış ve bugün küresel arzın yüzde 90'ını rafine eder hale gelmiştir.
2025 yılı sonu itibarıyla ABD, Çin kontrolü dışında bu mineraller için herhangi bir operasyonel kaynak bulamazken; bu "tekel" durumu Pentagon planlamacılarını uykusuz bırakmıştır.
Zira bu elementler, F-35 savaş uçaklarından Tomahawk füzelerine kadar savunma sanayiinin belkemiğini oluşturmaktadır. Neticede Trump, Pekin üzerindeki teknolojik kısıtlamaları artırarak, Çin'i ileri teknoloji çiplerden ve yapay zekadan mahrum bırakmak amacıyla kapsamlı bir abluka uygulama noktasına kadar gitmiştir.
Çinli karar merciileri bu hamleyi, küresel önceliğin eşiğine gelmiş olan ülkelerini teknolojik bir "ikincil statüde" dondurmaya yönelik kasıtlı bir girişim olarak değerlendirmiştir.
Çin, bu duruma 61 Sayılı Kararname ile nadir toprak elementlerinin ihracatını kısıtlayarak ve doğrudan ABD savunma sektörünü hedef alarak yanıt vermiştir.
ABD'yi tam kapsamlı bir ticaret savaşının eşiğinden geri adım atmaya zorlayan bu misilleme, Donald Trump yönetiminde bir "aşağılanma" hissi yaratmış ve Washington'un kontrolü dışındaki stratejik bir darboğazın[1] varlığını tescillemiştir. ABD merkezli Jacobin dergisinde yer alan rapora göre; bu durum Washington'u, özellikle Çin'in Shandong eyaletindeki, İran ve Venezuela petrolünü ithal eden "çaydanlık rafinerilerini[2]" hedef alan kendi "darboğaz noktasını" aramaya itmiştir.
Çin Ortadoğu Etütleri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Rong Huan, bu tür savaşların amacının petrol ve doğal gaz gibi dünyadaki kritik stratejik kaynakları ele geçirmek olduğunu ve bu operasyonların, ABD ile rekabet edebilecek tek güç olan Çin'i hedef aldığını doğrulamaktadır.
Nitekim Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun kaçırılmasının ardından Trump, Çin'e giden Venezuela enerji hattını kesmiş ve petrol indirimlerini iptal etmiştir. Uçaklar İran'daki hedefleri vururken, Trump ve Netanyahu'nun gözü "petrolde" idi; beklenti, "Arap ötesi boru hattını" (Tapline) modern bir versiyonla canlandırarak bölgesel yapıyı değiştirmekti.
Bu vizyon, Körfez petrolünün İsrail koruması altında, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep'i tamamen devre dışı bırakarak Suudi Arabistan'ın Yanbu limanından Eylat ve Aşkalan'a ulaştırılmasını hedefliyordu. Bu Amerikan stratejisi; Çin'in tedarik zincirlerindeki üstünlüğüne rağmen, sanayi makinesini besleyen enerji kaynaklarını güvence altına alma noktasında kırılgan olduğu varsayımına dayanmaktadır.
Ancak ABD-İsrail planı, İran'ın Hürmüz Boğazı'nu düşük maliyetli insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmayı başarmasıyla kendi "darboğazı" ile karşılaşmıştır. İran, seyrüsefer koridorunu doğrudan "petro-dolar" sistemine meydan okuyarak Çin Yuanı üzerinden geçiş ücreti tahsil edilen bir alana dönüştürmüştür.
Bu durum, Trump'ı -Tahran ile bir ortaklık kurma çabası çerçevesinde- boğaz krizini bir "müşterek projeye" dönüştürme fikrini doğaçlama geliştirmeye itmiş, ancak şu ana kadar başarı sağlanamamıştır.
Sessiz savaş
Her ne kadar iki dev ekonomi arasında "tam kopuş" riski barındıran ticaret savaşından geçen yıl geri adım atılmış olsa da, ABD'nin bu yöndeki niyeti baki kalmıştır.
Bu durum, tarafların gelecekte kaynaklar üzerine ek savaşlar yaşanacağına işaret eden "riskten korunma" faaliyetlerinden anlaşılmaktadır. Çin, Rusya ile Sibirya'nın Gücü 2 hattını aktif hale getirerek ittifakını güçlendirirken, 2030 yılına kadar Batı'nın çip üzerindeki tekelini kırmak amacıyla Şenzen'de ileri düzey litografi makineleri (EUV) inşa etmek üzere uluslararası mühendisleri seferber etmiştir.
Çin'in çıkardığı dersler
Pekin, "İran darboğazından" derin stratejik dersler çıkarmaktadır. The Atlantic dergisine göre bu derslerin başında; Trump tarafından dayatılan "kırmızı çizgilerin" ve "nihai sürelerin", medeniyetleri yok etme tehditleri içerse dahi, ekonomik çıkarlar ve baskılar karşısında esneyebileceği gerçeği gelmektedir.
Savaş, ABD ordusunun devasa gücüne rağmen seyrüseferi felç eden İHA sürülerine karşı hızlı bir kesin sonuç elde edemediğini kanıtlamıştır.
Çin için en değerli ders, özellikle Tayvan meselesi bağlamında, tedarik zincirlerinin ve enerji fiyatlarının Washington'un siyasi iradesi üzerindeki etkisidir. İran'ın Hürmüz üzerindeki boğucu kontrolü, ABD'yi beklenmedik tavizlere zorlamıştır. Pekin'deki kanaat şudur: Trump'ın "acı eşiği" doğrudan piyasa istikrarına bağlıdır.
Eğer İran gibi bir aktör ABD'yi geri adım atmaya zorlayabildiyse, dünya çiplerinin üçte birinden fazlasını üreten Tayvan'ın olası bir ablukası çok daha yıkıcı olacaktır.
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması Trump üzerinde halk baskısı yaratmışsa, otomobilden yapay zekaya kadar kritik öneme sahip Tayvan çiplerinin kesilmesi bu baskıyı trilyonlarca kat artıracaktır.
Bazı tahminler, ABD'nin Tayvan ablukasını kırma girişiminin, ilk aşamalarda yüzlerce geminin kaybedileceği bir deniz felaketiyle sonuçlanabileceğini öngörmektedir.
"Güven kaybı"
Council on Foreign Relations (CFR) tarafından yayınlanan ve Güneydoğu Asya elitlerinin eğilimlerini ölçen 2026 yılı "ISEAS-Yusof Ishak" anketi, dramatik bir değişimi ortaya koymaktadır.
Çin, bölgenin tercih edilen ortağı olarak ABD'yi üst üste ikinci kez geride bırakırken; asıl dikkat çekici olan, "ABD'nin küresel liderliğinin" bölgedeki bir numaralı endişe kaynağı haline gelmesidir.
Bu durum, Trump yönetiminin istikrarsız politikaları ve uzun vadeli taahhütlerdeki güvenilmezliğinden kaynaklanmaktadır. Bölge ülkeleri, ABD'nin güvenlik şemsiyesinin artık garanti olmadığını düşünerek Pekin'in "ortak güvenlik" konseptine daha fazla eğilim göstermektedir.
[1] "Boğulma noktası". Jeopolitikte, seyrüseferin daraldığı ve kolayca bloke edilebilen stratejik su yollarını (Hürmüz, Malakka vb.) ifade eder. Deniz hukuku ve askeri strateji terimidir. Metinde hem fiziksel (boğazlar) hem de ekonomik (nadir elementler) bağımlılıkları ifade etmek için metaforik ancak teknik bir terim olarak kullanılmıştır. (ç.n.)
[2] Kelimesi kelimesine "çaydanlık rafinerileri". Enerji piyasasında Çin'deki küçük ölçekli, bağımsız rafinerileri tanımlayan yerleşik bir teknik jargondur. Bu rafineriler devlet kontrolü dışındaki ithalat kapasiteleriyle bilinirler. (ç.n.)
Çeviri: YDH