ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye’deki HTŞ rejiminin İsrail’le çatışmadan kaçındığını belirterek normalleşme sürecini “kırılma noktası” olarak nitelendirdi; taraflar arasında saldırmazlık anlaşmasına doğru ilerleme olduğunu ifade etti.
YDH- ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2026'da bölgesel gelişmeleri konu alan bir konuşma yaptı.
Barrack, ADF 2026’daki konuşmasında, Suriye-İsrail normalleşme sürecini "yeni diplomasinin olay odaklı en büyük örneklerinden biri" ve "büyük bir deney" olarak nitelendirdi.
Barrack, bu süreci “Trump Doktrini” ve “İbrahim Anlaşmaları” ile doğrudan ilişkilendirdi.
Lübnan'ı “daha zor bir dosya” olarak ele aldı, “seçim risklerini, mezhepsel dinamikleri ve İran etkisini” detaylı analiz eden Barrack, “Hizbullah'ın Suriye stratejisine” değindi ve “ekonomik refahı kalıcı istikrarın anahtarı” olarak öne çıkarttı.
Suriye-İsrail görüşmeleri: "Kırılma noktası"
Barrack, konuşmasında 5 görüşmeye bizzat başkanlık ettiğini açıkladı. Bu görüşmelerin Suriye’deki HTŞ rejimi Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Ron Dermer arasında gerçekleştiğini belirtti.
Barrack'a göre, iki taraf “ortak istihbarat paylaşım mekanizması” kurmayı kabul etti ve ilk kez sağlık, enerji ve tarım gibi sivil alanlarda işbirliğinin masaya yatırıldığı iddia edildi.
Barrack bunu "kırılma noktası" olarak tanımladı ve "Suriye ile İsrail arasında bir saldırmazlık ve normalleşme anlaşmasına ulaşacağız." dedi.
Barrack, HTŞ rejiminin "İsrail'le düşmanlık istemiyoruz, savaş istemiyoruz; saldırmazlık ve normalleşme anlaşmasına doğru ilerlemek istiyoruz." dediğini aktardı. Suriye'deki rejimin "İsrail'e tek bir kurşun bile sıkmadığını, aksine tam tersine davrandığını" vurguladı.
Barrack, sahadaki gelişmelerin Türkiye'nin “lehine” olduğunu ve Türkiye'nin rolünün "belirleyici" olduğunu tekrarladı.
Barrack'ın tahminine göre, HTŞ rejimi ile anlaşma Lübnan'dan önce gelecek.
Barrack, forumdan hemen önce HTŞ rejimi Colani ile Antalya'da bir araya geldiğini ve "Büyük liderler zor zamanlarda bile büyük liderleri tanır" diyerek Trump'ın Colani’ye “güvendiğini” ima etti.
“Trump Doktrini”: Barrack'ın tanımına göre yaklaşımın temel unsurları
Barrack, Suriye-İsrail sürecini “Trump Doktrini'nin somut uygulaması” olarak sundu. Konuşmasında bu doktrini şu unsurlarla tanımladı:
“Önce Amerika” ve işlemsel diplomasi: Diplomasinin "işlemsel" olması gerektiğini, sonsuz müzakereler yerine "cesur eylem" ve kısa vadeli, karşılıklı çıkar bazlı anlaşmaların ön planda olduğunu belirtti. "Çaba ile sonucu karıştırmayın" vurgusu yaptı.
Sonsuz savaşlar yerine “güç yoluyla barış”: ABD'nin "sonsuz savaşlara" girmeyeceğini, güç dengesi ve "güç"e saygı üzerinden istikrar sağlanacağını iddia etti. Bölge ülkelerinin kendi meselelerini çözmesi gerektiğini, Washington'un sadece "stratejik zorunluluk" (İran tehdidi veya enerji güvenliği gibi) olduğunda müdahale edeceğini öne sürdü.
Bölgesel aktörler öncülük eder: Yerel oyuncuların (Türkiye, Suudi Arabistan, yeni Suriye yönetimi) ön planda olması gerektiğini, ABD'nin "seçici aracılık" yaptığını belirtti. "Bölgeyi bölgeye bırakma" mantığını vurguladı.
“Refah odaklı istikrar” ve güç dengesi: “Arap Baharı” gibi demokrasi odaklı müdahalelerin “başarısız” olduğunu ima etti; "müşfik monarşiler" ve güçlü liderliklerin işe yaradığını savundu. "Güven yerine doğrulama" ilkesiyle somut adımların (istihbarat paylaşımı, sivil işbirliği) öncelikli olduğunu belirtti.
Levant Barış Girişimi: Suriye ve Lübnan'ı "Levant barışının bir sonraki parçaları" olarak tanımladı; korku yerine fırsat ve refah temelli bir mimari hedeflendiğini iddia etti.
“Trump Doktrini”nin Lübnan boyutu: "Daha zor dosya"
Barrack, Lübnan'ı "Suriye'den daha zor bir dosya" olarak nitelendirdi ve "Bahsimi oynarım, Suriye ile saldırmazlık ve normalleşme anlaşmasına Lübnan'dan önce ulaşacağız." dedi.
Lübnan'daki ateşkesi "anlamsız öldürmeleri" durdurduğunu ancak "kırılgan" olduğunu vurguladı.
Barrack'ın iddiasına göre, "Hizbullah ve İran masada değildi." Sadece ateşkesin yeterli olmadığını söyleyen elçi, "ateşkes tek başına işe yaramaz" mesajı verdi.
Barrack, Lübnan hükümetine "eğer harekete geçmezseniz, Lübnan kendi kaderine terk edilir" ve "İsrail tek taraflı harekete geçebilir, sonuçlar ağır olur" tehdidinde bulundu.
Lübnan seçim analizi: Ertelenmesi "büyük kaos" olur
Barrack, Mayıs 2026'da planlanan parlamento seçimlerinin ertelenmesini "büyük kaos" olarak nitelendirdi.
Hizbullah'ın seçimleri "savaş bahanesiyle" erteleyeceğini iddia eden Barrack, grubun "askeri olarak yeniden yapılanma ve siyasi olarak yeniden organize olma" fırsatı arayabileceğini öne sürdü.
Barrack, böyle bir gecikmenin Lübnan'ın kırılgan siyasi sistemini parçalayacağını, mezhepsel bölünmeleri derinleştireceğini ve kurumsal çöküşe yol açabileceğini iddia etti. Seçimlerin zamanında yapılmasını “egemenlik ve istikrar” için kritik gördü.
ABD elçisine göre, seçimin ertelenmesi “mezhepsel güvensizliği” yeniden alevlendirebilir ve “konfesyonal sistemi” bozabilir.
Lübnan'da Şii bloğunun (Hizbullah ve müttefikleri) yaklaşık %30 nüfusu temsil ettiğini belirten Barrack'a göre, erteleme stratejisi “Şii hakimiyetini koruma amacıyla kullanılabilir.
Barrack'a göre, zamanında seçim Şii bloğun gücünü dengeleyebilir ve silahsızlandırmayı hızlandırırken, gecikme tüm mezhepleri "eşit derecede güvensiz" hale getirir.
Ayrıca, bu dinamiklerin, Trump Doktrini'nin "refah odaklı istikrar" ilkesini doğrudan tehdit ettiğini öne sürdü.
Hizbullah'ın Suriye stratejisi
Barrack, yeni Suriye yönetiminin (HTŞ rejimi) "akıllıca" davranarak çatışmadan kaçınmasını överken, Hizbullah'ın Suriye'yi lojistik/ikmal hattı olarak kullanma stratejisini revize etmek zorunda kaldığını ima etti.
Barrack'ın iddiasına göre, “yeni Suriye'nin normalleşme yönündeki adımları”, Hizbullah'ın "Direniş Ekseni" içindeki nüfuzunu sınırlıyor.
Barrack, Suriye'deki “merkezi otoritenin” güçlenmesiyle Hizbullah'a silah/finans akışının kesilebileceğini belirtti.
Bu yaklaşımın, “Trump Doktrini”nin "fon akışını kesme" yaklaşımıyla örtüştüğünü söyledi.
“Trump Doktrini”nin Suudi boyutu
Barrack, Suudi Arabistan'ı "güçlü ve kararlı liderlik" örneği olarak gördü. Suudi Arabistan'ın Suriye'nin yeniden entegrasyonunda (yatırımlar, yaptırımların hafifletilmesi) kilit rol oynadığını, “İbrahim Anlaşmaları”nın genişletilmesinde öncü olacağını belirtti.
Doktrinde Suudi boyutunun, “refah odaklı istikrar ve güç dengesine” dayandığını ifade etti.
İran'ın Lübnan etkisi
Barrack, Lübnan konusunda, İran'ın dolaylı ama belirleyici rolünü vurguladı. Barrack'a göre İran, Hizbullah'ı "vekil" savaş aracı olarak kullanıyor; grubun finansmanını, silah akışını ve altyapısını (daha iyi maaş, eğitim) sağlıyor.
Bu etkinin “Lübnan egemenliğini zayıflattığını, silahsızlandırma sürecini zorlaştırdığını ve mezhepsel dinamikleri (Şii bloğu üzerinden) bozduğunu” iddia etti.
Barrack, “Trump Doktrini”nin bu bağlamda "o yılanların başlarını kesmek ve fon akışını durdurmak" yaklaşımıyla İran'ı hedef aldığını söyledi.
İran'ın ekonomik krizinin Hizbullah'ın yeniden yapılanmasını sınırlasa da Güney Lübnan'daki varlığının hâlâ güçlü ve dirençli olduğunu belirtti.
“İbrahim Anlaşmaları”
Barrack, “İbrahim Anlaşmalarını” “Suriye-İsrail normalleşmesinin” mimarı ve "yol haritası" olarak gösterdi.
Geleneksel "toprak için barış" yerine "refah için barış" modelini getirdiğini iddia etti. Suriye'nin bu mimarinin "eksik parçası" olduğunu; katılımının zaman alabileceğini ancak “kaçınılmaz” olduğunu öne sürdü.
Barrack'ın aktardığına göre ekonomi rakamları (2020-2026 dönemi için):
Barrack, İsrail ile “İbrahim Anlaşmaları” yapan ülkeler arasında toplam ticaretin 2019'da yaklaşık 593 milyon dolardan 2022'de 3.47 milyar dolara (6 kat artış) çıktığını; 2023'te 10 milyar doları aştığı (bazı tahminlerde 126 kat artış) belirtti.
BAE-İsrail ticaretinin 2019'da sıfıra yakınken 2022'de 2.59 milyar dolar, 2023'te 2.95 milyar dolar, 2024'te yaklaşık 3.2-3.24 milyar dolar olduğunu; yatırımların 5 milyar doları aştığını ifade etti.
Fas ile ticaretin 13.7 milyon dolardan 116 milyon dolara, Bahreyn ile ticaretin sıfırdan 12.7 milyon dolara çıktığını aktardı.
Turizmde İsraillilerin ziyaretlerinin 39.900'den 470.700'e “fırladığını” kaydetti.
Barrack, ABD merkezli bir düşünce kuruluşu olan RAND tahminlerine atıfta bulunarak, anlaşmaların genişletilmesi durumunda 10 yılda 1 trilyon dolar yeni ekonomik faaliyet ve 4 milyon yeni iş yaratma potansiyeli olduğunu ileri sürdü. Ayrıca, mevcut ülkeler için 150 milyar dolar ek katkı ve 180 bin iş öngörüldüğünü aktardı.
"İbrahim Anlaşmalarını” genişletme olasılıkları
"İbrahim Anlaşmalarının” Ortadoğu’daki çatışmalara “tek cevap" olduğunu iddia eden Barrack, bu anlaşmaları genişletmeyi "Levant Barış Girişimi"nin kalbi olarak konumlandırdı.
Suriye'yi “en yakın ve en somut olasılık” olarak gören ABD’li elçi, Suudi Arabistan'ı “en stratejik hedef” olarak nitelendirdi.
Lübnan için “düşük ancak potansiyel olduğunu, Hizbullah'ın zayıflaması ve ateşkes sonrası silahsızlanmanın ilerlemesi halinde katılımın gündeme gelebileceğini” belirtti.
Umman, Azerbaycan gibi ülkelerin de gündemde olduğunu söyledi.
S-400 ve F-35 güncellemesi
Barrack, Türkiye'yi "bölgede işleyen tek oyuncu", "NATO'nun en büyük ikinci ordusu" ve "hafife alınamayacak bir ülke" olarak övdü. Ayrıca, ilişkilerin "hiç olmadığı kadar iyi" olduğunu belirtti.
"S-400 meselesinin yakında çözüme kavuştuğunu göreceksiniz." diyen Barrack'a göre, "Başkan'ın [Trump] bakış açısından F-35 programı kabul edilebilir."
Tom Barrack, “Trump Doktrini” burada da işlediğini iddia etti.
Genel değerlendirme
Barrack'ın konuşması, Trump Doktrini'ni (işlemsel, cesur eylem, bölgesel liderlik, refah odaklı istikrar, sonsuz savaşlara son) ve “İbrahim Anlaşmaları”nı (ekonomik somutlukla "refah için barış" artı genişletme olasılıkları) Suriye-İsrail-Türkiye-Lübnan ekseninde harmanladı.
Barrack'a göre, Suriye’deki HTŞ rejimi "akıllıca" davranıyor, Türkiye “belirleyici” rol oynuyor, Lübnan'da Hizbullah-İran faktörü ile seçim riskleri (mezhepsel kaos dahil) daha fazla baskı yaratıyor, Suudi Arabistan ise “bölgesel dönüşümün anahtar oyuncusu.”
Diplomasiyi "bir hediye" ve "kurşunları ve füzeleri durduran diyalog" olarak tanımlayan Barrack, bu vizyonu "Suriye ve Lübnan, Levant barışının bir sonraki parçaları" ifadesiyle özetledi.