❝Hizbullah, "hainlerin", tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonunda idam edilen Vichy liderleri gibi "bedel ödeyeceklerini" ilan etti. Bu açıklama, bir iç çatışmanın artık kaçınılmaz olduğu yönünde doğrudan bir tehdit niteliği taşıyor.❞
YDH- Jeopolitika analisti Shaiel Ben-Ephraim, Lübnan’da devletin Hizbullah’ı tasfiye etmeye yöneldiği, ancak hem iç meşruiyet eksikliği hem de İsrail baskısı nedeniyle bu sürecin ülkeyi doğrudan bir iç savaşa sürükleyebileceğini vurguluyor.
Lübnan, yeni bir iç savaşın eşiğine kadar gelmiş durumda. Hizbullah yetkilisi Mahmud Kamati; Başbakan Selam ve Cumhurbaşkanı Aoun yönetimini, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası ile iş birliği yapan Vichy Fransası rejimine açıkça benzeterek sert bir çıkış yaptı.
İsrail, Litani Nehri’ni ucu açık bir güvenlik hattı olarak göreceğini; ateşkes sağlansa dahi nehrin güneyinde olup da silah bırakmayan tüm Hizbullah savaşçılarını hedef almayı sürdüreceğini bildirdi. Bu uyarı, Cumhurbaşkanı Aun’u çok zor bir noktaya sürüklüyor: Eğer grup silahsızlandırılmazsa, Lübnan’ın güneyi kalıcı bir İsrail işgaliyle karşı karşıya kalacak.
Parlamento seçimlerinin 2028 yılına kadar, yani tam iki yıl ertelenmesi ise tam anlamıyla iki ucu keskin bir bıçak.
Bu hamle, Hizbullah karşıtı kabineyi iktidarda tutsa da, sokaklardaki protestoları alevlendirerek ülkedeki meşruiyet krizini daha da derinleştirdi. Hizbullah, televizyondan yayınladığı mesajla kabinedeki "hainlerin", tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonunda idam edilen Vichy liderleri gibi "bedel ödeyeceklerini" ilan etti. Bu açıklama, bir iç çatışmanın artık kaçınılmaz olduğu yönünde doğrudan bir tehdit niteliği taşıyor.
Süreç hızla tırmanıyor: 2 Mart 2026’da Lübnan hükümeti, Hizbullah’ın tüm askeri ve güvenlik faaliyetlerini resmen yasakladığını duyurdu. Ardından 9 Nisan’da hükümet, "devlet egemenliğini tam anlamıyla tesis etmek" ve yasa dışı silahlara el koymak amacıyla orduya Beyrut’a ağır takviye birlikler gönderme talimatı verdi.
Hükümetin takındığı bu kararlı tavır bir tesadüfün eseri değil; temeli 2025 başındaki yapısal değişime dayanıyor. 2024’teki İsrail işgalinin ardından Hizbullah’ın siyasi olarak zayıflaması, eski ordu generali Jozef Aun’un 14. Cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü açmıştı. ABD ve Suudi Arabistan’ın desteğini arkasına alan bu yönetim, onlarca yıldır Hizbullah’ı bir "direniş ortağı" olarak değil, tasfiye edilmesi gereken paralel bir devlet olarak gören ilk yönetim olma özelliğini taşıyor.
Her ne kadar ordu Beyrut Valiliği’nin belirli noktalarını silahtan arındırmayı başarmış olsa da, topyekûn bir iç savaşı tetiklememek için Hizbullah’ın kalesi sayılan güney banliyölerinden (Dahiye) şimdilik uzak duruyor. Buna karşılık Hizbullah, hükümetin grubun özel haberleşme ağını kesmeye kalkışması halinde, savaşçılarının Batı Beyrut’u kontrol altına aldığı 7 Mayıs 2008 çatışmalarının bir benzerini başlatmakla tehdit ediyor.
Güney Lübnan’daki işgalin sürmesi ve oradaki köylerin yerle bir edilmesi, hükümetin İsrail’e herhangi bir taviz vermesini siyasi açıdan imkansız kılıyor. Tüm bu gerilim hattı, İsrail-Lübnan görüşmelerinin ilerlemesini de engelliyor. Hükümet bir yandan Hizbullah’la mücadele edecek iç meşruiyete ve güce sahip değil, diğer yandan İsrail’in bir anlaşmaya sadık kalacağına dair en ufak bir güven duymuyor.
Çeviri: YDH