Tahran'ın nükleer silahsız caydırıcılığı: Hürmüz Boğazı

img
Tahran'ın nükleer silahsız caydırıcılığı: Hürmüz Boğazı YDH

The Atlantic dergisi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetinin küresel enerji piyasalarında "ekonomik karşılıklı imha" etkisine sahip stratejik bir silaha dönüştüğünü yazdı.




YDH - The Atlantic dergisinde yer alan analizde, Donald Trump'ın İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek amacıyla savaşa girme niyetini beyan ettiği, ancak bu sürecin beklenmedik bir sonucu olduğu kaydedildi.

Trump tarafından başlatılan bu gerilim sürecinin, İran'ın halihazırda elinde bulunan ve "karşılıklı imha" ilkesinin ekonomik eşdeğeri olarak nitelendirilen son derece etkili bir "kıyamet silahını" keşfetmesine zemin hazırladığı ifade edildi.

Hürmüz Boğazı'nın coğrafi mevcudiyeti her zaman bilinmekle birlikte, ne Washington ne de Tahran yönetimlerinin bu su yolunu kapatmanın İran için ne kadar zahmetsiz, ABD için ise yeniden açmanın ne denli güç olacağını önceden tahmin edemediği belirtildi.

Analize göre, boğazın kapatılmasının küresel ekonomi üzerindeki etkilerinin bu denli hızlı ve geniş bir alana yayılacağı da öngörülemedi. Günümüzde bu kritik su yolunun kontrolü, Tahran'a uzun süredir hedeflediği stratejik caydırıcılık gücünü sağlamış durumda bulunuyor.

Küresel ticaretin yüzde 25'i İran'ın kontrolünde

Dünyadaki deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’i ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yüzde 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyor. İran'ın savaşın başlangıcında boğazı kapattığı ve bu işlemin teknik olarak büyük bir zorluk teşkil etmediği aktarıldı.

Tahran'ın birkaç ticari gemiye yönelik müdahalesi ve sınırlı sayıda mayın yerleştirmesinin, küresel deniz sigorta piyasalarında yoğun bir güvensizlik ortamı yaratmaya yettiği kaydedildi.

Doğası gereği riskten kaçınan sigorta devlerinin, bu durum karşısında ya teminatları durdurduğu ya da caydırıcı düzeyde yüksek primler belirlediği ifade edildi.

Mevcut tabloda, dünya ekonomisinin sürdürülebilirliği için hayati önem taşıyan ve günde yaklaşık 130 geminin geçtiği deniz trafiğinin savaş öncesi seviyelere döndürülmesinin, İran’ın doğrudan işbirliği olmaksızın neredeyse imkansız olduğu vurgulanıyor.

İran limanlarına yönelik bir ablukanın Tahran üzerinde ciddi bir ekonomik baskı oluşturma potansiyeli taşıdığı kabul edilmekle birlikte, bu durumun Hürmüz Boğazı'ndaki realiteyi değiştirmediği belirtildi.

İran’ın kendi gaz akışını kesmek zorunda kalabileceği, ancak boğaz kapalı kaldığı sürece Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Irak gibi körfezin ana ihracatçılarının da petrol ve gaz sevkiyatı yapamayacağı kaydedildi.

İran'ın boğazı kapalı tutma konusundaki kararlılığının temelinde, kendi topraklarına yönelik saldırıları önleme kabiliyeti olan stratejik caydırıcılık arayışı yattığı ifade edildi.

Şubat sonunda başlayan askeri operasyonlar sürecinde Tahran'ın, Hürmüz Boğazı üzerinde tam denetim kurarak caydırıcılığın daha riskli ve ileri bir aşamasına geçtiği aktarıldı.

Öte yandan, Fars Körfezi ülkelerinin mevcut statükoyu kabul edilemez bulduğu belirtiliyor. Bu durumun söz konusu ülkelerin sadece ticari karlarını azaltmakla kalmadığı, aynı zamanda kısa süre önce kendilerine yönelik saldırılarda bulunan bir aktöre ödeme yapmak zorunda kalmaları anlamına geldiği ifade edildi.

Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazı üzerindeki bu hakimiyetini olası müzakerelerin bir parçası olarak masaya getirebileceği değerlendiriliyor. Görüşmeler süresince deniz trafiğine sınırlı ölçüde izin verilse dahi, "Hürmüz'ün anahtarının" İran’ın elinde olduğu gerçeğinin değişmediği vurgulandı.



Makaleler

Güncel