ABD, Lübnan direnişinin silahsızlandırılması dayatmasından vazgeçiyor

img
ABD, Lübnan direnişinin silahsızlandırılması dayatmasından vazgeçiyor YDH

"Lübnan tarafı, gerek Mısır gerekse Fransa’dan şu net uyarıyı almıştı: Washington doğası gereği İsrail’i desteklemeye meyilli olduğundan ve onun taleplerine itiraz etmeyeceğinden, masada Amerikalılar dışındaki aktörlerin bulunması Lübnan’ın menfaatinedir."




İbrahim el-Emin

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, bugünkü köşe yazısında, İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri operasyonlarının ardından şekillenmeye başlayan çok katmanlı ve aktörlü diplomatik süreci ele alıyor. Washington'un Lübnan dosyasını İran ile yürütülen geniş kapsamlı pazarlıklardan ayırarak İsrail lehine hızlı bir netice alma çabası güdüyor. Bu stratejik hamleye karşın Tahran’ın mütareke şartlarını reddeden direnci ve Fransa ile Mısır gibi geleneksel aktörlerin süreçten dışlanma kaygıları, Lübnan iç siyasetindeki çatlaklarla birleşiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Aun ve Başbakan Selam’ın geniş tabanlı bir iç uzlaşı olmaksızın doğrudan müzakere yolunu seçmeleri, Lübnan’ın elindeki diplomatik kozları münhasıran ABD’ye teslim etmesi riskini doğuruyor.

El-Ahbar gazetesinin ulaştığı güvenilir kaynaklar, İsrail’in Lübnan’a yönelik savaş dosyasının, Amerika ile İran arasındaki temaslarda ağırlığını hissettirmeye devam ettiğini bildirdi.

Kaynaklar, Lübnan dosyasının İslamabad müzakerelerinden ayrılmasının [1] henüz kesinleşmiş bir karar gibi görünmediğini ifade ediyor. Lübnan meselesi, Amerika tarafı üzerinde bir baskı unsuru olmaya devam ederken; Washington, bir yandan Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakere [2] sürecinde hızla yol almayı, diğer yandan İran’ın bu sürece müdahalesini engellemeyi hedefliyor.

Ancak Tahran, Pakistanlı aracı kanalıyla ilettiği mesajda; Lübnan’da halihazırda yaşananların bir ateşkes [3] değil, tek taraflı bir mütareke olduğunu, Lübnan topraklarındaki işgal kuvvetlerinin derhal geri çekilmesi ve kapsamlı bir ateşkes ilan edilmeden durumun istikrara kavuşmayacağını bildirdi.

Kaynaklara göre, Amerikan yönetimindeki tartışmalar son 24 saat içinde şiddetlendi. İsrail yanlısı kanat, yönetimi "İsrail'in henüz görevini tamamlamadığı ve biraz daha zamana ihtiyacı olduğu" konusunda ikna etmeyi başardı.

Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın dosyanın ayrılmasına [4] onay vermesine yol açtı; ancak Trump, taraflar arasındaki doğrudan görüşmelerin hızlandırılmasını şart koştu.

Bu gelişmeye koşut olarak, Washington’da yakın zamanda gerçekleşecek görüşmeler için müzakere heyetinin süratle teşkil edilmesi hususunda Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam üzerindeki baskılar da yoğunlaştı.

Kaynaklar, Amerikan yönetimi içerisinde, çatışmaların yeniden başlamamasını garanti altına almak adına Lübnan dosyasının İran ile yürütülen müzakere paketi dahilinde karara bağlanması gerektiğini savunan bir görüşün varlığına dikkat çekiyor.

Zira Amerikan istihbaratı Beyaz Saray yetkililerini, Hizbullah’ın İsrail kuvvetlerine yönelik saldırılarını sadece Lübnan topraklarıyla sınırlı kalmayacak şekilde yeniden başlatma niyetinde olduğu ve İsrail’in sınır köylerinde yürüttüğü geniş çaplı yıkım faaliyetlerinin olası bir mutabakatı bütünüyle çökertebileceği hususunda uyardı.

El-Ahbar’ın edindiği bilgilere göre, Washington’daki İsrail yanlısı ekibin yürüttüğü istişareler, birkaç aşamadan oluşan bir çalışma kağıdı [5] üzerinde yoğunlaşıyor.

Planın ilk aşaması, her türlü askeri faaliyetin durdurulmasını; buna karşılık Lübnan’ın, Güney Lübnan’ın silahlardan mutlak surette arındırılmasını öngören ve Hizbullah’ın İsrail’e saldırmayacağına dair taahhüdünü içeren bir uygulama programını hayata geçirmesini kapsıyor.

İkinci aşamada ise İsrail kuvvetlerinin 2 Mart’tan sonra girdiği bölgelerden derhal çekilerek "Beş Nokta"ya (Amerikan kaynakları 7 noktadan bahsediyor) dönmesi ve Lübnanlı esirlerin serbest bırakılması öngörülüyor.

Kara sınırlarının belirlenmesi [6] dosyası ise, Lübnan’ın silahların zorla arındırılmasını dayatmayan ancak Mısır girişimi uyarınca silahların "dondurulmasını" öngören bir güvenlik anlaşmasına varılana dek askıya alınacak.

Bu süreçte, silahların dondurulması işlemini denetleyecek Lübnan-uluslararası ortaklı bir mekanizmanın gerekliliği de ilk aşamada tartışmaya açılacak.

Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam’ın geniş bir ulusal mutabakat olmaksızın başlattığı doğrudan müzakere sürecine dair Mısır’ın takındığı tutumun yarattığı birkaç günlük kargaşanın ardından, Fransa’nın Beyrut Büyükelçisi Hervé Magro’nun yansıttığı dikkat çekici duruş, savaşın başlangıcındaki okumalardan farklı bir noktaya evrildi.

Bu tutumun gerisinde Paris’teki gelişmeler yatıyor: Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, diplomatik girişimlerinin sonuçsuz kaldığı ve Fransa’nın sadece Lübnan’da değil, bölge genelinde etkisizleştiği yönündeki eleştiriler ve yükselen bir medya kampanyasıyla karşı karşıya.

Macron, bu eleştirilere cevaben yoğun bir çaba sarf ettiğini savunarak; ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan ve Aun ile gerçekleştirdiği toplam 18 telefon görüşmesine atıfta bulunuyor.

Aktarılanlara göre Macron, Lübnanlı bir ziyaretçisine dert yanarken; "Savaşan tarafların sözünü dinletemediği tek kesim siz değilsiniz, ben de aynı durumdan muzdaribim" [7] ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Macron, Güney’de bir Fransız askerinin hayatını kaybetmesi üzerine Aun ve Selam ile yaptığı sert görüşmelerde, Fransa’nın rolüne yönelik ciddi bir Lübnan desteğinin bulunmamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Macron, yalnızca failin yakalanmasını talep etmekle kalmadı, aynı zamanda Lübnan devletinin gelişmelere karşı "sorumlu bir yaklaşım" sergilememesini de eleştirdi.

Fransa’nın bu tutumu, özünde Mısır’ın talebiyle örtüşüyor; zira Kahire, Lübnan ile İsrail arasındaki her türlü müzakere sürecinde kendisine resmi bir rol verilmesi için açık bir çaba içerisinde.

Mısırlı yetkililer bu eğilimi, Lübnan ve Washington ile yaptıkları temaslarda; Suudi Arabistan ve Fransa’yı da kapsayan geniş bir koordinasyon çerçevesinde, gelecekteki müzakere masasında çok taraflı bir katılımı güvence altına almak amacıyla dile getirdi.

Bu bağlamda Kahire, Lübnan-İsrail görüşmelerine Şarm eş-Şeyh’te ev sahipliği yapmayı önerdi; ancak bu teklif henüz net bir Amerikan onayı almış değil.

Eldeki veriler, Aun'un toplantıların Washington’da kalmasını tercih ettiğini ve bunların Mısır veya Avrupa’da yapılmasına karşı çıktığını gösteriyor. Aun'un ekibi bu tutumu, Amerikalıları "fiili garantör" [8] rolüne zorlama ihtiyacıyla gerekçelendirse de; bu durum -tüm yalanlamalara rağmen- dosyanın yönetimini münhasıran Washington’un ellerine bırakmak olarak yorumlanıyor.

Oysa Lübnan tarafı, gerek Mısır gerekse Fransa’dan şu net uyarıyı almıştı: Washington doğası gereği İsrail’i desteklemeye meyilli olduğundan ve onun taleplerine itiraz etmeyeceğinden, masada Amerikalılar dışındaki aktörlerin bulunması Lübnan’ın menfaatinedir.

Cumhurbaşkanlığı kanadı, Büyükelçi Nida Muavvad ile İsrail’in Washington Büyükelçisi arasında Perşembe günü yapılacak görüşmenin amacını "mütarekenin iki hafta veya bir ay süreyle uzatılması ve ileride müzakere edecek heyetlerin yapısının ele alınması" olarak tanımlasa da; neyin, hangi mekanizmayla müzakere edileceğine dair esaslı tartışma, müzakere seçeneğine hevesli olan ekibin gündeminde henüz ciddi bir yer tutmuyor.


[1] Arapça f-s-l (فصل) kökü, bir bütünü parçalara ayırmak, hüküm vermek veya mevsimleri birbirinden ayırt etmek anlamlarına gelir. Hukuki ve diplomatik terminolojide "tefrik etmek" veya bir meseleyi diğerinden bağımsız bir statüye kavuşturmak için kullanılır. Diplomasi tarihinde "de-linkage" (bağlantısızlaştırma) stratejisine tekabül eder. Özellikle Ortadoğu gibi çatışma alanlarının iç içe geçtiği coğrafyalarda, bir cephedeki kazanımı diğerinin ipoteğinden kurtarma çabasını temsil eder. Yazar bu ifadeyi, Lübnan'daki savaşın bölgesel bir İran-ABD pazarlığından koparılıp müstakil bir teknik/askeri boyuta indirilmesi çabasını betimlemek için kullanıyor. (ç.n.)

[2] Fevd (فوض) kökünden gelen müzakere kelimesi, yetki devretmek ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak demektir. "Mübâşir" ise "beşere" (deri) köküne dayanır; aracısız, "ten tene" temas anlamına gelen bir yakınlığı ifade eder. Lübnan-İsrail ilişkilerinde "doğrudan müzakere" tarihsel olarak bir tabudur; zira bu, İsrail’in bir devlet olarak zımnen tanınması anlamına gelebilir. Metinde bu terim, Lübnan devlet erkanının geleneksel "dolaylılık" (indirect talks) zırhını delerek attığı riskli adımı vurgular. (ç.n.)

[3] "Vakf", durdurma ve sabit kılma demektir. "Hüdne" ise sükunet, dinlenme ve geçici sessizlik kökünden gelir. İslam hukukunda Hüdne, nihai bir barıştan ziyade güç toplamak veya şartları değerlendirmek için verilen geçici aradır. Diplomaside ise ateşkes kalıcı bir bitişi hedeflerken, mütareke silahların geçici olarak susmasıdır. İran tarafının "bu bir ateşkes değil, mütarekedir" vurgusu, durumun kırılganlığını ve kalıcı bir barış anlaşması olmadığını hatırlatır. (ç.n.)

[4] "Vefk" (uygunluk) kökünden gelen muvafakat, bir iradenin başka bir iradeye eklemlenmesi ve rıza gösterilmesidir. Amerikan başkanlık sisteminde "Executive Approval", bürokratik bir onayın ötesinde stratejik bir rota değişikliğidir. Trump'ın bu onayı, Washington'daki güç dengelerinin (İsrail yanlısı lobi) zaferini simgeler. (ç.n.)

[5] rapça "varaka" (yaprak/kağıt) ve "amel" (iş/eylem). Diplomasi dilinde bağlayıcılığı henüz olmayan ama müzakere zeminini oluşturan belgeyi ifade eder. 20. yüzyıl diplomasi geleneğinde "Non-paper" veya "Working paper" olarak bilinen, tarafların nabzını ölçmek için ortaya atılan dökümanlardır. İsrail yanlısı ekibin sahayı ve masayı şekillendirme çabasının somutlaşmış halidir. (ç.n.)

[6] "Resm" (çizmek, işaretlemek) kökünden gelir. Sadece bir hattı belirlemek değil, ona resmiyet kazandırmak anlamını da taşır. "Demarcation" ve "Delimitation" süreçlerini kapsar. Lübnan-İsrail bağlamında 1923 Paulet-Newcombe hattına ve 2000 yılındaki Mavi Hat'ta atıfta bulunur. Egemenliğin en somut ve en ihtilaflı göstergesidir. (ç.n.)

[7] "Anâ" kökü, bir şeyi taşırken çekilen zahmet ve meşakkat demektir. "Muzdarip" ise "d-r-b" (vuruşmak/çırpınmak) kökünden gelir; içsel bir sarsıntıyı anlatır. Fransız diplomasisinin "arabulucu" rolünü kaybedip "izleyici" konumuna düşmesinin yarattığı varoluşsal krizin ifadesidir. Macron'un siyasi yalnızlığını ve etkisizliğini itiraf ettiği insani/politik bir kırılma anıdır. (ç.n.)

[8] "Damne" (içine almak/kapsamak) kökünden gelen garantör, bir şeyin sorumluluğunu üstlenen kişidir. "Amelî" ise pratiğe ve eyleme dayalı olduğunu bildirir. Uluslararası ilişkilerde kağıt üzerindeki garantörlükten (de jure) ziyade, sahadaki güce dayalı (de facto) güvenceyi ifade eder. Lübnan tarafının masada neden sadece Washington'u istediğinin pragmatik (ve tehlikeli) gerekçesidir. (ç.n.)

[9] "Cemed" (buz) kökünden gelir. Bir şeyi olduğu hal üzere durdurmak, akışını kesmek demektir. "Disarmament" (silahsızlanma) yerine kullanılan daha yumuşak ama belirsiz bir geçiş formülüdür. Hizbullah’ın silahlarını zorla almanın imkansızlığı karşısında geliştirilen, "var ama aktif değil" formülünü temsil eder. (ç.n.)

[10] "Gata" (örtmek/kaplamak) kökünden gelir. Bir eylemin meşruiyet örtüsü altına alınması demektir. Lübnan’ın parçalı siyasi yapısında, her türlü kritik kararın mezhepsel ve siyasi grupların onayıyla "örtülmesi" zorunluluğudur. Cumhurbaşkanının attığı adımların "çıplak" ve meşruiyetten yoksun kaldığı imasını taşır. (ç.n.)