Daima şahit...

img
Daima şahit... YDH

"Amal, düşmanı asla hafife almıyordu; fakat kararı kesindi: Beni işimi yapmaktan alıkoymak istiyorlar, pes mi etmeliyim?"




İbrahim el-Emin

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, Lübnanlı gazeteci Amal Halil'in İsrail işgaline karşı sürdürdüğü tavizsiz mesleki mücadelesini ve sahadaki korkusuz tanıklığını anlatıyor. Halil'in kişisel inadı ile mesleki etik anlayışının birleştiği nokta, Lübnan direnişinin ve toplumsal bilincin inşasında kritik bir rol oynadı. El-Emin, onun tatilde bile haber peşinde koşan tutkusunu ve Güney Lübnan halkının hakikatini dünyaya duyurma misyonunu vurgulayan bir portre sunuyor.

2024 sonbaharındaki savaş sürerken, Amal Halil’in telefonuna meçhul bir numaradan bozuk bir Arapçayla yazılmış, ancak muradı gayet sarih bir mesaj düştü: "Neden Katar’daki kardeşinin yanına gitmiyorsun? Başının gövdenden ayrılmasını mı istiyorsun?"

Amal, düşmanı asla hafife almıyordu; fakat kararı kesindi: "Beni işimi yapmaktan alıkoymak istiyorlar, pes mi etmeliyim?"

Tehlikeli bir bölgede çalıştığı gerekçesiyle Amal’i vazgeçirmeye çalışmak mümkün değildi. Onun gözünde her türlü ikaz, uyulması gereken bir tavsiyeden ziyade, nezaketle yapılmış bir hatır sormadan ibaretti. Meşhur inadı, mesleğinin her zerresine nüfuz etmişti.

Yazı masasında, metinlerinden daha önce çıkarılmış bir fikri tekrar tekrar, bıkıp usanmadan savunurdu.

Saha muhabirliğinde ise, yazılı basının geleneksel sınırlarını zorlayan ilk isimlerden biri oldu; henüz kimse yönlendirmeden, fotoğraf makinesinin yanına video kamerasını da ekledi.

Dijital yayıncılık ve görsel üretim yaygınlaştıkça, herhangi bir teşvike ihtiyaç duymaksızın araçlarını bizzat geliştirdi; kısıtlı imkânlarla sarsıcı haberlere imza attı.

İsrail ile girilen bu varoluşsal hesaplaşmanın hakikatini, en berrak ve en yalın haliyle sunabilecek yegâne kişinin kendisi olduğuna yürekten inanıyordu.

Onun için düşman karşısındaki duruşunu izah etmeye lüzum yoktu. Bu mesele, okul yıllarında şekillenmiş bir kanaat ya da gelip geçici bir heves değil; bir Güney sakininin teneffüs ettiği iklimin ve aldığı terbiyenin ayrılmaz bir parçasıydı.

Güney’den hiç ayrılmadı; çalışmalarını belli bir coğrafi sınırla kısıtlamaksızın bölgenin her köşesinde gönüllü olarak görev yaptı. Bu adanmışlık, yıllar içinde ona muazzam bir toplumsal ağ ve derin bir bilgi birikimi sağladı.

Siyasetçilerle, yerel otoritelerle, partilerle ve hatta zaman zaman meslektaşlarıyla ters düşse de, her daim sahanın kalbinde kaldı; en ince ayrıntının peşinden koştu. Dahası, yaptığı işi sadece bir meslek değil, işgale karşı toplumsal bilinci tahkim eden bir sorumluluk olarak gördü.

Amal’in asıl gazetecilik yolculuğu 2006’da, Lübnan direnişini hedef alan büyük savaşın ve 1559 sayılı kararın yarattığı sarsıntının ortasında, el-Ahbar gazetesinin kuruluşuyla başladı. Ne yapması gerektiğine dair uzun uzadıya izahata ihtiyacı yoktu; çünkü tablonun bütünü, onun zihninde ilk andan itibaren netleşmişti.

Kısa sürede, pek çok kişinin karşısına almaktan çekindiği, sarsıcı ve tartışma yaratan bir figür haline geldi. Siyasi duruşu direniş safında ne kadar kesin ve berraksa, Hizbullah’ın iç siyasetine ve yerel yönetim performansına yönelttiği eleştirel bakış da o kadar sert ve tavizsizdi; yolsuzluğun üzerine gitmekten asla geri durmadı.

Esas olarak Güney’de çalışsa da Cebel-i Lübnan’dan Bekaa’ya, oradan Kuzey’e kadar Lübnan’ın her karışını arşınladı; insanın gündelik çilesini kaleme aldı. Mesleki iştahı sınır ötesine, Afrika’daki Lübnan diasporasına kadar uzandı.

Şahsi tatillerinde bile ilk sorusu daima şuydu: "Burada yapılacak bir haber var mı?"

Katar’da yaşayan kardeşini ziyarete gittiğinde, kimseden talimat almadan Halid Meşal ile görüşme talep etti. Onunla buluştu ve Suriye meselesi üzerinden direnişle düştüğü ihtilafı doğrudan sordu.

Meşal, gerilimi tırmandırmamak adına bu görüşmenin gizli kalmasını rica ederek hikâyesini anlattı. Ancak Meşal’in, Amal’in oraya bir elçi olarak gönderilmediğini, bu ziyaretin tek amacının tatildeyken bile haber peşinde koşan bir gazetecinin mesleki tutkusu olduğunu anlaması yıllar sürecekti.

Küçük ailesinin yanından bir an olsun ayrılmayan Amal, pek çok meslektaşının aksine vitrinlerde boy göstermeye hiç heves etmedi. Onun asıl vazifesi, hakikatin tanığı olmaktı.

İşgalci rejimin cinayetlerine, direnişçilerin destanına, halkın metanetine, Güneylilerin yorgunluğuna ve sevincine şahitlik etti. Ve bu topraklar üzerinde, uğruna her türlü fedakârlığın yapılacağı bir değerin var olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

Çeviri: YDH