Analist Talal Nahle, ABD’nin üç uçak gemisiyle bölgeye yaptığı yığınak ve İran’ın sert karşılık hazırlığının, önümüzdeki 48 saatte Ortadoğu’yu ya zoraki bir uzlaşmaya ya da geniş çaplı bir çatışmaya itebileceğini belirtti.
YDH- Analist Talal Nahle, savaşın 56. gününe ilişkin kapsamlı değerlendirmesinde, Ortadoğu’da askerî ve diplomatik gelişmelerin “eşi benzeri görülmemiş bir fırtınanın habercisi” olduğunu belirtti.
Nahle, önümüzdeki 48 saatin, “zoraki bir uzlaşma” ile bölgesel ölçekte geniş bir patlama arasında belirleyici olabileceğini aktardı.
ABD’nin üç uçak gemisi: “Rutin değil, geniş çaplı saldırı hazırlığı”
Nahle’nin değerlendirmesine göre, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) operasyon sahasında üç uçak gemisinin eşzamanlı konuşlandırılması sıradan bir gelişme değil.
USS Abraham Lincoln, USS Gerald R. Ford ve USS George H.W. Bush’un aynı anda bölgede bulunmasının, 200’den fazla uçak ve yaklaşık 15 bin personeli kapsayan saldırı niteliğinde bir konuşlanma olduğu ifade edildi.
Analizde, bu konuşlanmanın birkaç temel boyutu olduğu vurgulandı:
Stratejik dağılım: Uçak gemilerinin Arap Denizi ve Hint Okyanusu’nda konuşlandırılması, Körfez’deki sabit üslerin aksine, İran füzelerine karşı daha korunaklı ve derinlikli bir operasyon imkânı sağlıyor.
Yemen’e yakın konumlanma ise Babülmendep hattını kontrol altında tutma ve enerji nakil yollarını güvence altına alma hedefiyle ilişkilendiriliyor.
Yıpratma değil “hızlı darbe”: Bu ölçekte bir askerî yığınağın yüksek maliyeti, Washington’un uzun süreli bir yıpratma savaşından ziyade, enerji hedeflerini vurmayı amaçlayan “yoğun ve kısa süreli bir darbe” planladığına işaret ediyor.
İsrail ile koordinasyon: Analizde, ABD ile İsrail arasında koordinasyonun “tamamlandığına” dair değerlendirmelere yer verilerek, olası bir saldırının “birden fazla cephede eşzamanlı hedefleri” kapsayabileceği kaydedildi.
Trump iç baskı ve zaman sınırı altında
Nahle, ABD Başkanı Donald Trump’ın ciddi iç siyasi baskılar altında olduğunu belirtti.
60 günlük süre baskısı: Trump’ın Kongre onayı olmaksızın askerî operasyon yürütme süresinin sınırlı olması, yönetimi ya hızlı bir askerî hamleye ya da bir anlaşmaya zorlayan kritik bir unsur olarak öne çıkıyor.
Enerji krizi ve kamuoyu tepkisi: Artan petrol fiyatları ve Hürmüz Boğazı’na ilişkin risklerin, ABD kamuoyunda ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi. Ordunun yeniden silahlandırılmasının yüksek maliyeti ve uzun süresi de siyasi yükü artırıyor.
Kayıp tartışmaları: Analizde, Pentagon’un savaş kayıplarına ilişkin verilerde şeffaf “davranmadığı” yönündeki iddiaların, Trump yönetimi üzerindeki baskıyı daha da artırdığı belirtildi.
İran’ın stratejisi: “Sabır, ama sert karşılık hazırlığı”
Analize göre İran, krizi “stratejik sabır” çerçevesinde yönetirken, aynı zamanda “somut ve sert karşılık” seçeneklerini hazır tutuyor.
Müzakereyi reddetme: İran’ın baskı altında müzakereyi kabul etmediği, dayatılmış şartlara karşı durduğu ve zamanın kendi lehine çalıştığını değerlendirdiği aktarıldı.
Ekonomik baskı kartı: Krizin uzamasının petrol fiyatlarını yükselteceği ve bunun Batı ekonomilerine zarar vereceği, bu durumun İran’ın müzakere pozisyonunu güçlendirdiği ifade edildi.
Yeni silahlar ve hedefler: İranlı yetkililerin “yeni kozlar” ve “hazır karşılık” mesajlarının, olası bir ABD saldırısının İsrail ve bölgedeki enerji altyapılarını hedef alabilecek geniş çaplı bir yanıtla karşılanabileceğine işaret ettiği kaydedildi.
Diplomatik trafik: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Pakistan, Umman ve Rusya’yı kapsayan diplomatik turunun, hem müzakere sürecini hem de olası askerî senaryoları destekleme amacı taşıdığı belirtildi.
Lübnan: En kırılgan cephe
Analizde, Lübnan sahasının bölgedeki “en hassas” alanlardan biri olmaya devam ettiği vurgulandı.
Ateşkesin uzatılmasının ABD ve İsrail tarafından yürütülen bir siyasi hamle olarak değerlendirildiği aktarılırken, Hizbullah’ın sahada “tampon bölge”yi reddettiği ve angajmanlarını sürdürdüğü belirtildi.
Değerlendirmede ayrıca, sahadaki çatışmaların İsrail açısından giderek “kontrol edilemeyen bir yıpratma alanına” dönüşme riski taşıdığı ifade edildi.
İki ana senaryo
Nahle’nin değerlendirmesinde iki temel ihtimal öne çıktı:
1. Yoğun ve ani saldırı (daha olası):
ABD’nin İran’ın enerji altyapılarını hedef alan geniş çaplı bir saldırı başlatması.
Bu durumda İran’ın hızlı ve sert karşılık verebileceği, İsrail ve Körfez’deki enerji hedeflerinin vurulabileceği ifade edildi.
Lübnan cephesinde ise daha kontrollü ancak yıpratıcı bir angajman sürebileceği belirtildi.
2. Taktik geri çekilme (daha düşük ihtimal):
ABD’nin ekonomik ve siyasi maliyetler nedeniyle geri adım atarak müzakere yolunu açması.
Bu senaryonun, ABD ve İsrail açısından stratejik bir kayıp olarak değerlendirilebileceği, İran’ın ise bunu “stratejik sabır” politikasının başarısı olarak sunabileceği ifade edildi.
“Karar anı”
Analizde, askerî yığınağın zirveye ulaştığı ve karar anına yaklaşıldığı vurgulanarak, alınacak bir kararın yalnızca bölgeyi değil küresel ekonomiyi de etkileyebileceği belirtildi.
Nahle, mevcut gelişmelerin, tek kutuplu düzenin sınırlarına işaret edebileceğini ve yeni bir jeopolitik dengeler döneminin habercisi olabileceğini kaydetti.