Batı medyası, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının stratejik bir yenilgiye dönüştüğünü, savaşın devasa maliyetleri ve tedarik krizleri nedeniyle işgalci güçlerin kendi ekonomilerini felce uğrattığını ifşa etti.
YDH- Batı ve bölge medyası, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İsrail’in İran'a yönelik saldırılarının stratejik bir çıkmaza girdiğini ve işgalci güçler için ağır bir yenilgiyle sonuçlandığını kabul ediyor.
İslam Cumhuriyeti’ne karşı başlatılan yasa dışı savaşta bugüne dek ilan edilen hiçbir hedefe ulaşılamazken; operasyonlar, masum öğrencilerin de dahil olduğu sivil kayıplarla hafızalara kazındı.
İnsani, güvenlik ve ekonomik krizleri tetikleyen bu çatışma süreci, ABD Başkanı Donald Trump tarafından uzatılan kırılgan bir ateşkese evrilse de saldırıların tamamen sona ermesi henüz uzak bir ihtimal olarak görülüyor.
Küresel medya organları, saldırgan güçlerin gizlemeye çalıştığı acı gerçekleri bir bir ifşa ederken; hazırlanan raporlar, savaşı başlatan odakların kendi açtıkları yaralarla nasıl sarsıldığını ortaya koyuyor.
Washington için mali felaket ve şeffaflık krizi
The New York Times gazetesi, eski bir Pentagon yetkilisine dayandırdığı haberinde, İran savaşının mali yükünün ABD ekonomisini yıllarca takip edeceği uyarısını yaptı.
Haberde, Trump bir "barış anlaşması" ilan etse bile Washington’ın Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan ve Türkiye’deki hasar gören askeri üslerini yeniden inşa etmek ve İran’ın rüştünü ispatlamış İHA kabiliyetlerine karşı savunma hatlarını güçlendirmek zorunda olduğu belirtiliyor.
Gazete, Trump yönetiminin şeffaflık konusundaki eksikliğine dikkat çekerek; Beyaz Saray Bütçe Direktörü Russell Vought'un Kongre'de toplam maliyet tahminine sahip olmadığını itiraf ettiğini yazdı.
Bağımsız kaynaklar ise savaşın ilk altı günündeki harcamanın 11,3 milyar doları aştığını, toplam maliyetin ise 25 ile 35 milyar dolar bandına ulaştığını kaydediyor.
Gazete, Afganistan ve Irak’ta heba edilen trilyonlarca dolardan ders çıkarılarak, yolsuzluğu önlemek adına bir özel müfettiş atanmasını talep ediyor.
İngiliz sağlık sistemi ve ekonomisinde savaş şoku
Britanya’da yayımlanan The Guardian gazetesi, savaşın Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) üzerindeki doğrudan tahribatını deşifre etti.
Hürmüz Boğazı'ndaki sevkiyatın durmasıyla birlikte şırınga, serum torbası ve eldiven gibi tıbbi ekipmanlar için hayati önem taşıyan petrokimya arzı kesildi.
Petrol fiyatlarının yüzde 40 arttığı bu dönemde, küresel arzın yarısını elinde tutan Malezyalı eldiven üreticileri fiyatlarına yüzde 50 zam yaptı.
NHS İngiltere Üst Yöneticisi Jim Mackie, durumu "devasa bir şok" olarak nitelendirerek hükümetten acil fon talep etti.
BBC’ye konuşan Başbakan Yardımcısı Darren Jones ise vatandaşların en az sekiz ay boyunca yüksek enerji, gıda ve uçuş maliyetleriyle yüzleşeceğini itiraf etti.
IMF’nin Birleşik Krallık büyüme tahminini yüzde 0,8’e çekmesi, Londra’yı tedarik kesintilerini yönetmek için haftada iki kez toplanan bir acil durum komitesi kurmaya zorladı.
Tahran'ın direnci ve stratejik kozları
CNN, Tahran’ın sarsılmaz direncine vurgu yaparak; İran’ın, iç baskılar ve ara seçimler öncesinde Trump’ın geri adım atacağına dair bir strateji izlediğini bildirdi.
Analistler, İran’ın petrol üretimini iki ila üç ay daha sürdürebileceğini ve Pakistan üzerinden yeni diplomatik sinyallerin yükseldiğini ifade ediyor.
Katar merkezli el-Cezire ise İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı en güçlü stratejik kozu olarak kullanmaya devam ettiğinin altını çizdi.
Trump’ın deniz ablukasının Tahran’ın iradesini kıramadığı, aksine bazı açılardan İran’ın elini güçlendirdiği belirtiliyor.
Haberde, İran’ın petrol ihracatının durdurulmasına karşılık boğazı tamamen kapatması halinde küresel petrol fiyatlarının kontrolden çıkacağı ve bunun ABD ile müttefiklerine çok daha büyük bir acı vereceği vurgulanıyor.
Hürmüz denklemi ve askeri imkansızlıklar
Uzmanlar, İran’ın coğrafi konumu, gelişmiş İHA ve füze cephaneliği ile deniz mayını kabiliyetinin ABD’nin bölgede tam kontrol sağlamasını imkansız kıldığını savunuyor.
El-Cezire'ye konuşan uzmanlar, krizin askeri tırmanışla değil, ancak müzakereler ve alternatif yollarla çözülebileceği sonucuna varıyor.
İran’ın Çin’e petrol ihracatının sürmesi ise "maksimum baskı" politikasını geçersiz kılıyor.
Kendi kendine yetme ve stratejik öngörü üzerine kurulu direniş ekonomisinin bir kez daha kırılmaz olduğu kanıtlanırken; saldırganlar kaynaklarını tüketip iç tepkilerle karşılaşırken, İran egemenliğini ve bölgesel haklarını savunma noktasında kararlı bir duruş sergiliyor.