İran, ABD’nin askeri üstünlük algısını çökertti

img
İran, ABD’nin askeri üstünlük algısını çökertti YDH

İran’la yaşanan savaşın, ABD’nin askeri üstünlüğüne dair uzun süredir var olan algıyı zayıflattığı ve Washington’un büyük ölçekli savaşlara hazırlık kapasitesine yönelik ciddi soru işaretlerini ortaya çıkardığı belirtildi.




YDH- Amerika merkezli Responsible Statecraft yayın organı, Washington’da herkesin ABD’nin füze stoklarını konuştuğunu bildirdi.

Responsible Statecraft’ta yer alan analizde, daha önce özel bir konu olan bu başlığın artık büyük gazetelerin ön sayfalarına taşındığı ve televizyon ile radyo programlarında günlük olarak tartışıldığı kaydedildi.

Bunun da “iyi bir sebebi” olduğu vurgulanan analizde, “İran savaşı ABD’nin füze rezervlerini, en gelişmiş hava savunma ve saldırı silahları dahil olmak üzere ciddi şekilde tükettiği” için ABD ordusunun özellikle “kısa vadede çıkarlarını savunmak için gerekeni yapma kabiliyetine ilişkin soruların” arttığı belirtildi.

“Haberler çok daha kötü: ABD büyük bir güç savaşına hazır değil”

Analizde, haberlerin “çok daha kötü” olduğu ifade edildi. “Sadece 40 günlük savaş, pahalı ve karmaşık ABD mühimmatındaki sıkıntıları kötüleştirmekle kalmadı; aynı zamanda ABD’nin büyük bir güç savaşına hazır olmadığını da gösterdi.” denildi.

ABD ordusunun İran’da “bazı bireysel taktiksel başarılar” elde edebildiği ancak savaşın ve sonucunun, ABD askerî stratejisinin kilit ilkelerini “ciddi şekilde” baltaladığı ve özellikle Asya’da olası bir savaş için ABD’nin acil durum planlarının geçerliliğine ilişkin şüpheler uyandırdığı kaydedildi.

Analizde, ilerleyen dönemde ABD’nin taahhütlerini modern savaşın gerçekleri ve ABD askerî gücünün artan sınırlamalarıyla daha iyi uyumlu hale getirmek için “yeniden kalibre etmesi gerektiği” vurgulandı.

İran ve Asya savaşları arasındaki benzerlikler

Analizde, İran’a karşı bir savaş ile Asya’da (örneğin Tayvan üzerinden) bir savaşın pek çok açıdan farklı görüneceği, özellikle ilkinin saldırı, ikincisinin ise büyük olasılıkla savunma amaçlı olacağı belirtildi. Ancak dikkat çeken birkaç benzerlik olduğu kaydedildi:

İleri üsler: Asya’da da Ortadoğu’da olduğu gibi, ABD’nin bölge genelindeki ileri üslere büyük ölçüde güveneceği ifade edildi.

Saldırı yöntemleri: ABD ordusunun, düşman hava savunmalarını, radarlarını ve füze rampalarını hedef almak için savaş uçakları, bombardıman uçakları ve savaş gemilerinin yanı sıra karadan havaya füzeler kullanacağı kaydedildi.

İnsansız hava araçları: Tayvan savaşı durumunda ABD’nin Çin kuvvetleri için bir “cehennem manzarası” yaratmak amacıyla İHA’lar kullanmayı planladığı, İran’da da İHA’ların yoğun şekilde kullanıldığı belirtildi.

“İran savaşı, ABD’nin ileri üslerinin kullanışlılığı konusunda ciddi şüpheler uyandırdı”

Analizde en önemli noktalardan birinin, İran savaşının büyük bir çatışmada ABD ileri üslerinin kullanışlılığı ve geçerliliği konusunda “ciddi şüpheler” oluşturması olduğu kaydedildi.

ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a saldırmasının ardından bölgedeki ABD üslerinin bir güç kaynağı olmadığı, aksine “büyük yükümlülükler ve kolay hedefler” haline geldiği ifade edildi.

Analizde, ABD üslerinin savaşın ilk günlerinden itibaren “ağır” insansız hava aracı ve füze saldırılarına maruz kaldığı, hatta “İran savaş uçakları tarafından bombalandığının” rapor edildiği belirtildi.

Ortadoğu’daki ABD üslerinin maruz kaldığı hasarın “şaşırtıcı” olduğu, altyapının, hava savunma sistemlerinin ve yer tabanlı sensörler ile radarların imha edildiği kaydedildi.

Yakıt ikmal uçakları ve Havadan Erken İhbar ve Kontrol (AWACS) uçakları da dahil olmak üzere pahalı ABD hava araçlarının hasar gördüğü ifade edildi.

“Ortadoğu’daki üsler düşman saldırısına o kadar açıktı ki ABD askeri personeli artık buralarda operasyon yürütemez hale geldi ve bunun yerine yakın konumlardan ve otellerden çalışmak zorunda kaldı.” denildi.

Pasifik’teki üsler de savunulamaz durumda olabilir

Analizde, eğer Ortadoğu’daki üsler savunulamıyorsa, Pentagon’un Pasifik’e yayılmış üslerin de savunulabileceğini varsayamayacağı kaydedildi.

Aksine, çoğunun veya birçoğunun, özellikle herhangi bir savaşın kritik ilk günlerinde, büyük ölçüde “kullanılamaz” olabileceği belirtildi.

“Pentagon liderliği için alarm zilleri”

Analizde, Ortadoğu’da Pentagon’un üst düzey liderliğinde “alarm zilleri” çaldırması gereken bir diğer sonucun ise İran’ın ABD bölgesel hava savunma ağını destekleyen sensör ve radarlara zarar verme ve onları zayıflatma kabiliyeti olduğu ifade edildi. Bu “askerî başarının” ABD üslerini savunmasız bıraktığı kaydedildi.

ABD’nin uzun süredir personelini, altyapısını ve varlıklarını düşman füzelerinden korumak için yer tabanlı hava savunma sistemlerine güvendiği ancak İran’ın bu sistemleri etkisiz hale getirmeyi “başardığı” belirtildi.

Analizde bu durumun, “zayıf rakiplerin” bile gelişmiş hedefleme kabiliyetlerine sahip olduğu “hassas kitle” çağında bu yaklaşımın tamamen yetersiz olduğunu gösterdiği kaydedildi.

Analizde şu husus vurgulandı: “Eğer ABD’nin yer tabanlı hava savunma ağı İran’a karşı hayatta kalamadıysa, Çin ile bir savaş için kesinlikle yetersizdir.”

“Duruş füzelerine güvenmek sınırlı olabilir”

Analizde, ABD’nin İran’daki deneyiminin, Hint-Pasifik’te olası bir müdahalede Çin gemilerini ve askerî hedeflerini vurmak için “stand-off” silahlarına güvenme planlarıyla ilgili de soru işaretleri yarattığı ifade edildi.

Responsible Statecraft analizinde yer alan iddiaya göre, ABD ordusu İran’ın hava savunmalarının büyük kısmını yok etmede etkili oldu, fakat ülkenin füzelerinin ve füze rampalarının “yalnızca yaklaşık yüzde 50’sini” ve İHA üretiminin çok daha küçük bir kısmını imha edebildi.

İran’ın ateş hızının savaşın ilk günlerinden sonra önemli ölçüde düştüğü iddia edilen analizde, ABD’nin İran’ın füze ateşini “tamamen bastıramadığı” veya İHA fırlatmalarını “durduramadığı” belirtildi.

Çin’in daha gelişmiş hava savunması ve daha derin füze cephaneliği göz önüne alındığında, ABD kuvvetlerinin Çin’in füze ve İHA yeteneklerini devre dışı bırakma kampanyasında çok daha kötü performans göstereceği ifade edildi.

Deniz kontrolü ve hava üstünlüğü zorlaşıyor

Analizde, bu tür bir rekabet ortamında, hava üstünlüğü ve deniz kontrolü gibi hedeflere ABD için bile “büyük ölçüde ulaşılamaz” olduğu kaydedildi.

ABD ordusu nihayetinde İran üzerinde “bir derece” hava hakimiyeti elde etmiş olsa da bunun ABD uçaklarına yönelik riski ortadan “kaldırmadığı” belirtildi.

ABD deniz gücü üzerindeki kısıtlamaların “çok daha kapsamlı” olduğu, savaş gemilerinin füze ve İHA tehditleri nedeniyle İran kıyılarından uzakta faaliyet göstermek zorunda kaldığı ve ABD Donanması’nın İran kıyıları açıklarındaki suları kontrol etme kabiliyetinin sınırlı olduğu ifade edildi. ABD ablukasının, saptırdığı kadar İran gemisini de geçirdiği kaydedildi.

Asya’daki bir savaşta ABD savaş gemilerinin “çok daha büyük zorluklarla” karşılaşacağı, en kötü senaryoda uçak gemileri ve muhriplerin ikinci ada zincirinin ötesinde faaliyet göstermek zorunda kalabileceği ve bunun da Tayvan’ın savunmasındaki veya Çin limanlarını ablukaya alma çabalarındaki değerlerini azaltacağı belirtildi.

İHA’larda İran’ın açık avantajı

Son olarak, insansız hava araçları konusuna değinilen analizde, İran’ın hem havada hem de denizaltında “açık avantaja” sahip olduğu ifade edildi.

ABD’nin İHA alanında rekabetçi olmaktan çok uzak olduğu, endüstrinin liderlerinden biri olan Çin için bir “cehennem manzarası” yaratmaya hazır olmadığı kaydedildi.

“Stratejik eksikler “”

Analizin sonuç bölümünde, İran savaşının hem genel olarak hem de özellikle Asya’daki olası müdahaleler bağlamında ABD askerî stratejisindeki kusurlara ve zayıflıklara bir “spot ışığı” tuttuğu belirtildi.

ABD’nin onlarca yıldır ileri üslerinin savunulabilir olacağını ve bombardıman uçakları, uçak gemileri ile savaş uçakları gibi güç yansıtma varlıklarının, evden uzakta bile ABD’nin askerî mücadelelerde galip gelmesini sağlayacağını varsaydığı ifade edildi.

Analizde, “Bunlar bir zamanlar doğruysa, artık değil” denildi. Mühimmat sıkıntılarının orta vadede para ve zamanla çözülebileceği ancak bunların bu daha ciddi ve birçok yönden çözülemez “stratejik eksiklikleri” çözemeyeceği kaydedildi.

Giderek çok kutuplu bir dünyada, askerî güce erişimin demokratikleştiği ve ABD’nin geçmişe kıyasla “daha küçük bir avantaja” sahip olduğu belirtilen analizde, ABD’nin askerî güçle neler başarabileceğinin “daha sınırlı” olacağı vurgulandı.

Analizde, “ABD’nin stratejik hedefleri ve hırslarının buna göre ayarlanması gerekeceği” ifadesine yer verildi.

 



Makaleler

Güncel