Araştırmacı gazeteci Medhurst: ABD imparatorluktan korsan devlete evriliyor

img
Araştırmacı gazeteci Medhurst: ABD imparatorluktan korsan devlete evriliyor YDH

Dünyaca ünlü araştırmacı gazeteci Richard Medhurst, yargıç Andrew Napolitano’nun programında ABD’nin İran, Venezuela ve Arktik bölgelerini kapsayan devasa enerji ablukasını ve modern korsanlık faaliyetlerini detaylandırdı.




YDH - Kıdemli yargıç Andrew Napolitano, kendi yayın mecrası olan Özgürlüğü Yargılamak programında, uluslararası alanda tanınan ve saha tecrübesiyle bilinen araştırmacı gazeteci Richard Medhurst’ü konuk ederek küresel siyasetin ve ifade özgürlüğünün mevcut durumunu masaya yatırdı.

Dünkü yayında Medhurst, Birleşik Krallık hükümeti tarafından maruz bırakıldığı hukuki tacizlerden başlayarak, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki enerji kaynakları üzerindeki karanlık emellerine kadar geniş bir yelpazede çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Programın açılışında yargıç Napolitano, Medhurst’ün çalışmalarının önemine değinirken, gazetecinin geçmişte sadece fikirleri ve haberleri nedeniyle Birleşik Krallık hükümeti tarafından tutuklandığını hatırlattı.

Medhurst, yaşadığı süreci anlatırken Batı demokrasilerindeki ifade özgürlüğü illüzyonunu ve bağımsız gazeteciliğin nasıl kriminalize edildiğini detaylı bir şekilde aktardı.

Medhurst, Londra ve Viyana arasında mekik dokuyan bir baskı çemberine alındığını belirterek süreci şu sözlerle özetledi:

“Gazeteciliğimden dolayı beni terör yasasıyla tutukladılar”

Medhurst, tutuklanma sürecinin sadece İngiltere ile sınırlı kalmadığını, Avusturya makamlarının da sürece dahil edildiğini ifade etti.

Gazeteci, yaşadığı dehşeti anlatırken, “Terörle mücadele polislerinden oluşan altı kişilik bir ekip, uçağın içine girerek beni tutukladı. Genellikle insanların durdurulup alıkonulduğunu duyarsınız ancak benim durumumda doğrudan kelepçelerle tutuklanma ve geceyi hücrede geçirme söz konusuydu. Tüm bunlar tamamen gazetecilik faaliyetlerimle ilgiliydi” dedi.

Medhurst, İngiltere’deki soruşturmanın bir buçuk yıl sürdüğünü ve bu süreçte Avusturya’daki stüdyosuna da baskın düzenlendiğini kaydetti.

Yaklaşık 30 bin avro değerindeki tüm teknik ekipmanına el konulduğunu söyleyen Medhurst, “Bu baskınlar aracılığıyla bir mesaj veriyorlar: Çalışmalarınızı beğenmiyoruz. Birleşmiş Milletler kökenli bir aileden geliyorum; kamera karşısında konuşmak nasıl terörizm olabilir? Tüm haberlerim uluslararası hukuka dayalı ancak amaçları beni taciz etmek ve diğerlerine Richard Medhurst’e bile bunu yapabiliyorsak herkese yapabiliriz mesajını göndermekti” ifadelerini kullandı.

Yargıç Napolitano, bu baskıların temelinde Medhurst’ün Julian Assange davasına yönelik ödünsüz tutumunun yattığını vurguladı.

Napolitano, Assange’ı gazetecilik dünyasının kahramanı ve şehidi olarak tanımlarken, İngiliz hükümetinin bu süreçte ABD hükümetinin emir kulu gibi hareket ettiğini belirtti.

Medhurst de bu görüşe katılarak, ana akım medyanın dokunmaya korktuğu Assange davasını yakından takip ettiğini ve mahkeme önündeki protestocuların polis tarafından 1984 romanını anımsatan bir gözetleme sistemiyle tek tek kayda alındığını aktardı.

Birleşik Krallık’ta ifade özgürlüğünün kağıt üzerinde bile ABD’deki kadar güçlü olmadığını belirten Medhurst, mevcut İşçi Partisi hükümetinin de bu baskıcı politikaları devam ettirdiğini vurguladı.

“ABD enerji devleri tarihin en kârlı dönemini yaşıyor”

Haberin merkezini oluşturan jeopolitik analizler kısmında Medhurst, ABD’nin İran’a yönelik saldırganlığının tesadüf olmadığını, bunun küresel bir abluka zincirinin parçası olduğunu açıkladı.

Birçok uzmanın İran konusunu tekil bir olay gibi ele aldığını ancak bunun daha büyük bir stratejinin halkası olduğunu söyleyen Medhurst, “İran savaşı, ABD’nin üzerinde çalıştığı devasa bir abluka zincirinin fiziksel halkasıdır. Bu zincir Arktik bölgesindeki Grönland’dan başlıyor. Coğrafi olarak Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık koridoru denilen bu hat, ablukanın ilk ayağını oluşturuyor” dedi.

Medhurst, ABD’nin bu stratejisini üç ana koldan yürüttüğünü belirtti: Arktik bölgesindeki "Mimari Yüzyıl Operasyonu", Venezuela’daki "Güney Mızrağı Operasyonu" ve İran’daki "Destansı Öfke Operasyonu".

Gazeteci, bu harekatların temel amacının Çin’in enerji kaynaklarına erişimini engellemek olduğunu kaydetti. Medhurst, “Wall Street ve ABD enerji devleri, tarihin en kârlı döneminden geçiyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının yüksek seyretmesi ABD için kötü değil, aksine enerji devlerinin kâr marjlarını rekor seviyelere çıkarıyor. Sıradan bir Amerikan vatandaşının yakıt doldururken zorlanması Wall Street’in umurunda değil. Onlar için bu durum bir kâr maksimizasyonu aracıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Medhurst’ün aktardığına göre ABD, sabote edilen Nord Stream boru hattının yerine Akdeniz merkezli yeni bir şebeke kurmayı planlıyor.

Bu planın son dört ayda Chevron üzerinden yürütülen devasa anlaşmalarla şekillendiğini belirten Medhurst, “Trump’ın İran ve Venezuela’ya saldırmadan hemen önce Gazze’de ateşkes yapmasının nedeni, bu enerji projeleri için gereken barış ortamını sağlamaktı. İsrail ile 35 milyar dolarlık, Suriye ve Yunanistan ile şubat ayında, Kıbrıs ile de nisan ayında yapılan anlaşmalar, Gazze ve Suriye açıklarındaki gazın Avrupa’ya taşınması için gereken tesisatı tamamlamayı hedefliyor” dedi.

Katar’ın doğalgaz tesislerinin havaya uçurulmasının da bu planın parçası olduğunu savunan Medhurst, dünya sıvılaştırılmış doğalgaz arzının yüzde 20’sini sağlayan Katar’ın devre dışı bırakılmasının ABD’yi tek tedarikçi konumuna getirdiğini söyledi.

“İsrail bölgeyi tamamen ele geçirmek için tramplen kullanıyor”

Bölgedeki çatışmaların ideolojik ve teolojik boyutlarına da değinen Medhurst, İsrail’in “Büyük İsrail” hedefine yönelik planlarını belgeleriyle anlattı.

Yargıç Napolitano’nun İsrail’in Nil’den Fırat’a kadar genişleme arzusuna dair sorusuna Medhurst, bunun sadece uç bir görüş olmadığını, İsrail devletinin kurucu babası David Ben-Gurion’dan bu yana bir devlet politikası olduğunu belirterek karşılık verdi.

Medhurst, “Ben-Gurion, oğluna yazdığı mektuplarda Birleşmiş Milletler tarafından kendilerine verilen alanı, bölgenin tamamını ele geçirmek için bir tramplen veya sıçrama tahtası olarak kullanacaklarını açıkça ifade etmiştir. Bugün Lübnan’da sivil katliamları yaparken, Batı Şeria’da binlerce yıldır orada yaşayan aileleri sürerken ve Gazze’de soykırıma devam ederken yaptıkları tam olarak budur” dedi.

Medhurst, İsrail’in bölgedeki varlığının ABD tarafından yönetilen bir vekalet savaşı olduğunu ve bölgedeki tüm direniş liderlerinin bu gerçeği bildiğini dile getirdi.

İran ve Lübnan’daki liderlerin de İsrail’i ABD’nin bir uzantısı olarak gördüğünü hatırlatan Medhurst, Netanyahu’nun iktidarda kalmak için savaşı sürdürmek zorunda olduğunu ifade etti. Netanyahu’nun halkına Büyük İsrail sözü verdiğini ve bu sözü tutmak için Suriye, Lübnan ve Filistin topraklarını yutmaya devam ettiğini belirtti.

“Suriye’nin su kaynaklarının yüzde 30’unu çaldılar”

Suriye kökenli bir anne ve İngiliz bir babanın oğlu olarak benzersiz bir perspektife sahip olan Medhurst, Suriye’deki savaşın gerçek yüzüne dair de sarsıcı veriler paylaştı.

Suriye’deki çatışmaların temel amacının, Filistinlilere destek veren son Arap hükümetini yok etmek olduğunu belirten Medhurst, “Suriye, İran’a yapılacak bir saldırının önündeki en büyük engeldi. Bugün İran’ı bombalarken Suriye hava sahasını kullanıyorlar. Suriye’nin enerji altyapısını, limanlarını ve elektrik şebekesini, ülkeyi yıkıma uğratan devletlerin şirketlerine, özellikle de Chevron’a devrediyorlar” dedi.

Gazeteci, İsrail’in Golan Tepeleri’ndeki stratejik hakimiyetine de dikkat çekti. Cebel eş-Şeyh'in bölgedeki en yüksek nokta olduğunu ve İsrail’in buradan tüm bölgeyi gözetlediğini belirten Medhurst, şu bilgileri paylaştı:

“Bu nokta sadece askeri bir gözetleme kulesi değil, aynı zamanda sinyal istihbaratı için kullanılıyor. Ancak daha da önemlisi, Suriye’nin su kaynaklarının yüzde 30’unu çaldılar. Esed sonrası kurulan bu yapı, ülkenin su kaynaklarını gasp etti. Eskiden elektrik, ilaç, buğday ve enerji konusunda kendine yeten bir ülke olan Suriye, bugün kasıtlı olarak dışa bağımlı ve gelişimi engellenmiş bir harabeye dönüştürüldü.”

“İmparatorluktan korsan bir devlete doğru evriliyorlar”

Medhurst, analizinin son bölümünde ABD’nin uluslararası sulardaki faaliyetlerini “açık deniz korsanlığı” olarak tanımladı. Washington’ın artık bir imparatorluktan korsan bir devlete dönüştüğünü kaydeden Medhurst, Rus petrol tankerlerine yönelik dünya çapında gerçekleştirilen yüzlerce saldırıya dikkat çekti.

Gazeteci, “Nisan ayı, bu saldırıların en yoğun yaşandığı dönem oldu. Sadece tankerleri vurmuyorlar, doğrudan ihracat merkezlerini ve rafinerileri hedef alıyorlar. Bunu Ukrayna’nın yaptığını söylüyorlar ancak NATO ve ABD desteği olmadan bu çapta operasyonlar yapılması imkansızdır” dedi.

ABD’nin el koyduğu tankerlerdeki kargoları çalarak sattığını veya kendi stratejik petrol rezervlerine aktardığını belirten Medhurst, “Bu durumun başka bir adı yok; bu doğrudan korsanlıktır. Gemilere biniyorlar, yükü çalıyorlar ve ardından kendi yasalarını gerekçe göstererek bu hırsızlığı meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Hatta bazen petrolü çalmakla bile uğraşmayıp doğrudan denizin ortasında havaya uçuruyorlar. Rus sıvılaştırılmış doğalgaz gemileri haftalarca Akdeniz’de sürükleniyor ve kimse bu duruma müdahale etmiyor” ifadelerini kullandı.

Programın sonunda Medhurst, Avusturya’daki hukuki sürecin devam ettiğini ancak Birleşik Krallık’taki davanın düştüğünü belirtti.

Yine de İngiltere’ye dönmesi durumunda havaalanında polis ekipleri tarafından karşılanacağını bildiğini söyleyen Medhurst, bağımsız gazeteciliğin bedelini ödemeye hazır olduğunu ancak gerçeklerin üstünün örtülmesine izin vermeyeceğini vurguladı.



Makaleler

Güncel