Haaretz, İsrail ordusunun farklı savaş dönemlerinde yağma olaylarının gündeme geldiğini, ancak bugün öne çıkan durumun bu olgudan ziyade “tam kayıtsızlık” olduğunu belirtti.
YDH- Haaretz gazetesinin aktardığına göre, İsrail ordusuna mensup askerlerin Güney Lübnan’da sivillere ait mülkleri yağmaladığına ilişkin tanıklıklar kamuoyunda tartışma yarattı.
“Geniş çaplı yağma” iddiaları
Haberde, gazeteci Yaniv Kubovich’in aktardığı tanıklıklara dayanarak, İsrail askerlerinin savaş nedeniyle boşaltılan ya da terk edilen ev ve iş yerlerinden “geniş çaplı” şekilde eşya aldığı ifade edildi.
Bir askerin, “Bu çılgınca bir boyutta. Televizyon, sigara, alet… Ne bulursa alanlar araçlarına koyuyor ya da kenara bırakıyor. Gizlenmiyor, herkes görüyor ve anlıyor” sözlerine yer verildi.
Tanıklıklarda, askerlerin motosikletten halıya kadar pek çok eşyayı aldığı, hem alt hem de üst düzey komutanların bu durumdan haberdar olduğu ancak müdahale edilmediği vurgulandı.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede bu durumu “ahlaki bir leke” olarak nitelendirdiği ve “ordunun yağmacı bir güç olmayacağını” iddia ettiği aktarıldı.
“Tarihsel bir örüntü” vurgusu
Haberde, yağma iddialarının yalnızca güncel çatışmalarla sınırlı olmadığı, “geçmişte de benzer olayların yaşandığına” dair örnekler verildi.
1948 yılına ait bir belgede, bir yetkilinin Yafa’da askerler ve sivillerin “kapıları kırarak yağma yaptığını” yazdığı ve şüphelilerin “soruşturma olmadan serbest bırakıldığı” ifade edildi.
Ayrıca, 1956 ve 1967 savaşlarında da benzer olayların gündeme geldiği, özellikle Gazze ve Golan Tepeleri’nde “yaygın yağma” şikâyetlerinin uluslararası platformlara taşındığı aktarıldı.
Lübnan ve intifada dönemine atıf
Haberde, 1982’deki Lübnan savaşı sırasında da çok sayıda ev ve iş yerinin yağmalandığına dair tanıklıkların bulunduğu belirtildi.
Bir yedek subayın günlüğünde, “İsrail’in imajını korumak için basının girişinin engellenmesi gerektiği” yönündeki ifadeler aktarıldı.
1987’de başlayan Birinci İntifada dönemine ilişkin tanıklıklarda ise sahadaki uygulamaların medyaya yansıtılandan farklı olduğu ve “gazetecilerin birçok bölgeye erişiminin engellendiği” yönünde ifadeler yer aldı.
“Yıllara yayılan bir uygulama”
Haberde, yıllar içinde biriken tanıklıkların, yağmanın “yasadışı olmasına rağmen pratikte tolere edildiğine” işaret ettiği belirtildi.
1948’de dönemin yetkililerinden Golda Meir’in kapalı bir toplantıda, Hayfa’daki yağmanın yeterince engellenmediğini dile getirdiği aktarılırken, bazı askeri yetkililerin de bu durumun “uzun yıllardır sürdüğünü” ifade ettiği belirtildi.
Soruşturma açıldı, ancak eleştiriler sürüyor
Haberde, son yayımlanan haberin ardından İsrail ordusunun olaylarla ilgili askeri polis soruşturması başlattığı bildirildi.
Ancak geçmişte benzer olaylara ilişkin “somut adımların sınırlı kaldığı” ve yalnızca bir yağma vakasının iddianameye konu olduğu, bunun da “uzlaşmayla sonuçlandığı” ifade edildi.
“Görmezden gelme”
Haberde, bazı askerlerin tanıklıklarına dayanarak, üst düzey komutanların yağma iddialarına karşı “kayıtsız kaldığı” aktarıldı.
Bir askerin, “Üst kademelerde tam bir görmezden gelme var” ifadeleri aktarıldı.
Ayrıca, personel eksikliği ve sahadaki yıkımın büyüklüğü gibi nedenlerle bu tür eylemlerin “görmezden gelindiği” yönünde değerlendirmelere yer verildi.
“Politik sonuçlar”
Haberde, “yağma ve tahribatın daha geniş bir bağlamda değerlendirildiği ve bu tür eylemlerin savaşın sürmesine katkı sağladığı yönünde görüşlerin dile getirildiği” belirtildi.
Bu durumun, hükümetin doğrudan sorumluluk üstlenmeden bazı sonuçlar elde etmesine imkân tanıdığı belirtilirken, Lübnan’daki yıkım ve yerinden edilmenin bu çerçevede ele alındığı ifade edildi.
Haberde, ortaya konulan tanıklıkların, yağma ve benzeri uygulamaların geçmişten günümüze uzanan bir sorun olduğuna işaret ettiği ve bu konuda alınan önlemlerin yeterliliğinin tartışma konusu olmaya devam ettiği aktarıldı.