The Spectator: Amerika belirsizlik içinde sıkışıp kaldı

img
The Spectator: Amerika belirsizlik içinde sıkışıp kaldı YDH

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran'a karşı yürütülen savaşta bir çıkış stratejisi geliştirip geliştirmediği tartışmaları, Washington hattındaki çelişkili açıklamalarla derinleşiyor.




YDH- Spectator bünyesinde kaleme alınan bir analiz yazısında, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran'a karşı saldırgan savaşta izlediği strateji ve bu sürecin küresel dengeler üzerindeki olası etkileri masaya yatırıldı.

Yazıda, Trump rejiminin İran’ın askeri ve ekonomik gücünün çöktüğüne dair iddiaları ile sahadaki karmaşık gerçeklik arasındaki çelişkiye dikkat çekildi.

Analizde, Trump’ın sosyal medya üzerinden ilan ettiği "süresiz ateşkes" ve müzakere arayışlarının, Tahran’da ''bir yenilgi'' olarak görülmediği vurgulanıyor.

Spectator, sürecin mevcut durumunu şu sözlerle özetliyor:

"İran ile ateşkes görüşmeleri —Trump’ın ikinci başkanlık döneminin pek çok başka veçhesi gibi— şu an gerçeklik ile fantezi arasındaki o tuhaf belirsizlikte asılı kalmış durumda."

Yazıda, Washington’un İran’ın nükleer programını tamamen sonlandırma hedefine karşın, Tahran’ın balistik füze ve vekil güçler konusundaki tavizsiz tutumu hatırlatılıyor.

Bu durumun İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi bölgesel müttefikler için kabul edilemez olduğu belirtilirken, Trump’ın savaştan çıkış yolu arasa bile çevresindeki şahin isimlerin "işi bitirmek" baskısı altında kalabileceği savunuluyor.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlama çabasının, ABD’yi Ensarullah gibi kontrolü güç yapılarla maliyetli ve doğrudan bir çatışmaya sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

Analizin en dikkat çekici noktalarından biri, bu çatışmanın ABD’nin enerji sektörüne sağladığı dolaylı avantajlar.

Spectator, İran üzerindeki baskının ve Hürmüz’deki istikrarsızlığın, ABD’yi "vazgeçilmez hidrokarbon süper gücü" konumuna taşıdığını ileri sürüyor.

OPEC’in küresel pazar üzerindeki hakimiyetinin zayıfladığı ve ABD’nin 1960’lardan bu yana en güçlü dönemini yaşadığı belirtilen yazıda, Trump’ın dış politika operasyonlarının büyük petrol rezervlerine sahip coğrafyalarda yoğunlaşmasının bir tesadüf olmadığı ima ediliyor.

Yazıda ayrıca, ABD yönetiminin Ortadoğu’daki askeri yükü paylaşmayan Avrupalı müttefiklerine duyduğu öfkenin altı çiziliyor.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Avrupalıların askeri zayıflığıyla alay eden tutumunun, "Eski Kıta"da Amerikan karşıtlığını körüklediği ifade ediliyor.

Analiz, bu stratejik satrançta Çin’in konumunun belirleyici olacağına işaret ederek şu kritik tespitle sona eriyor:

"Amerika ve İsrail İran sorununu kökten çözemezse, bu durum yeni dünya düzeni için hiç de hayra alamet olmayacaktır."