ABD Kongresi’ndeki 29 Demokrat üye, İran savaşı ve bölgesel tırmanışın yarattığı riskleri gerekçe göstererek Trump yönetimine İsrail’in nükleer cephaneliğini resmen tanıma çağrısı yaptı ve 1969’dan bu yana süregelen "stratejik sessizlik" tabusunu sarstı.
YDH- ABD Kongresi’ndeki 29 Demokrat üye, Başkan Donald Trump yönetimine yönelik ezber bozan bir çağrıda bulunarak Washington’ın, İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğu gerçeğini resmen teyit etmesini istedi.
On yıllardır her iki partinin de titizlikle sürdürdüğü "görmezden gelme" politikasına meydan okuyan bu hamle, Amerikan dış politikasında tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
Rubio’ya mektup: Sessizlik artık haksız
Washington Post’un haberine göre, Temsilci Joaquin Castro önderliğindeki milletvekilleri, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya hitaben bir mektup kaleme aldı. Mektupta, İran savaşı ve bölgedeki askeri tırmanış tehdidi göz önüne alındığında, Washington’ın İsrail’in nükleer programı hakkındaki ısrarlı sessizliğinin artık hiçbir haklı gerekçesinin kalmadığı vurgulandı. Milletvekilleri, mevcut gergin atmosferde yanlış hesaplama, kontrolsüz tırmanma ve nükleer silah kullanımı risklerinin artık "teorik" birer ihtimal olmaktan çıktığını ve somut birer tehlikeye dönüştüğünü belirtti.
Anayasal sorumluluk ve şeffaflık vurgusu
Milletvekilleri, Kongre’nin Orta Doğu’daki nükleer dengeler ve çatışmanın tarafları arasındaki tırmanma riskleri konusunda tam olarak bilgilendirilmesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Hazırlanan metinde, "Çatışmanın kilit bir tarafının nükleer kapasitesine dair resmi bir sessizlik politikası sürerken, bölgede nükleer silahların yayılmasını önleyecek tutarlı bir strateji geliştirilmesi mümkün değildir," denildi.
Ayrıca yönetimin olası nükleer senaryolara yönelik hazırlıkları ve önleyici tedbirleri hakkında Kongre’ye şeffaf bilgi sunması talep edildi.
Yönetim içinde artan nükleer endişe
Habere göre, Trump yönetimi içerisindeki bazı yetkililer de nükleer tırmanış konusundaki kaygılarını gizlemiyor.
Üst düzey bir yönetim yetkilisi, İsrail’in nükleer programı ve kitle imha silahlarıyla doğrudan bir saldırıya uğramadan dahi nükleer silah kullanmasına yol açabilecek kritik eşiklerin yeterince anlaşılamamış olmasından duyulan endişeyi dile getirdi.
Bu durum, Tel Aviv’in nükleer "kırmızı çizgilerinin" Washington tarafından dahi tam olarak kavranamamış olabileceği riskini doğuruyor.
Yarım asırlık tabunun sonu
"İsrail ve Bomba" kitabının yazarı ve Middlebury Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Profesörü Avner Cohen, bu mektubun elli yılı aşkın süredir devam eden bir tabuyu yıktığını savundu.
Cohen, bu soruları kamuoyunda dile getirmenin bile parti normlarının ağır bir ihlali olarak görüldüğünü hatırlatarak, "Bu, daha önce kimsenin cesaret edemediği bir adım," değerlendirmesinde bulundu.
Nixon-Meir anlaşmasının kökeni
Profesör Cohen, İsrail ve ABD’nin bu nükleer sessizlik politikasının kökeninin, 1969 yılında ABD Başkanı Richard Nixon ile İsrail Başbakanı Golda Meir arasında yapılan gayri resmi bir anlaşmaya dayandığını açıkladı.
Cohen, İsrail’in bu stratejik müphemlik politikasını, Amerika Birleşik Devletleri’nin diplomatik ve siyasi kalkanı olmadan on yıllarca sürdürmesinin imkansız olacağını da sözlerine ekledi.