Demokrat ön seçimleri, AIPAC ile ilerici adaylar arasındaki gerilimi büyütüyor.
YDH- Amerika Birleşik Devletleri’nde devam eden Demokrat Parti ön seçimleri, Amerikan İsrail Kamu İlişkileri Komitesi (AIPAC) ile ilerici adaylar arasındaki sert polemiklere sahne oluyor.
Michigan ve Maine eyaletlerindeki kritik yarışlarda öne çıkan iki isim, AIPAC’ın kendilerini ABD-İsrail ilişkilerine yönelik "doğrudan tehdit" olarak tanımlayan uyarılarıyla açıkça alay ederek siyasi arenada geniş yankı uyandırdı.
AIPAC’ın suçlamalarına alaycı yanıtlar
Michigan’dan Senato adaylığı için yarışan tıp doktoru ve halk sağlığı aktivisti Abdullah el-Sayed, AIPAC’ın suçlamalarını ironik bir üslupla karşıladı.
Lobi kuruluşunun kendisini hedef alan mesajına, Amerikan seçim kampanyalarının klasikleşmiş onayıyla cevap veren el-Sayed, "Ben Abdullah el-Sayed ve bu mesajı onaylıyorum" ifadesini kullanarak suçlamaları boşa çıkardı.
AIPAC’ın kampanyalarının temel olarak Filistin haklarını savunan siyasetçileri baskılamayı amaçladığını savunan el-Sayed; İsrail politikalarına yönelik eleştirilerin antisemitizmle bir tutulmasının hem Amerikan Yahudilerine zarar verdiğini hem de demokratik söylemi baltaladığını ifade etti.
Filistin haklarını savunurken işgal politikalarını eleştirdiğini hatırlatan aday, antisemitizmi her zaman kesin bir dille kınadığının altını çizdi.
İlerici ittifak ve antisemitizm tartışmaları
El-Sayed’in kampanyasında, Filistin haklarını savunmasıyla tanınan yorumcu Hasan Piker'ın yer alması rakiplerinin eleştirilerine neden oldu.
Piker'ın katılımı üzerinden "aşırılıkçı söylem" suçlamaları yöneltilse de hem el-Sayed hem de Piker, Yahudi karşıtlığını reddetme konusundaki kararlılıklarını her fırsatta teyit etmeyi sürdürüyor.
Öte yandan Maine eyaletinde Demokrat adaylık için yarışan savaş gazisi ve istiridye çiftçisi Graham Plattner da benzer bir baskı rejimiyle karşı karşıya kaldı.
AIPAC’ın bağış toplama mektuplarında hedef tahtasına oturtulmasından "gurur duyduğunu" belirten Plattner, seçmenlerin yerel çıkarlarını temsil etmenin lobilerin beklentilerinden daha önemli olduğunu vurguladı.
Plattner, AIPAC’ın kendisini "radikal solcu bir hareketin parçası" olarak nitelemesini de tiye alarak rakiplerinden gelen eleştirilere meydan okudu.
Lobinin 'radikal sol' ve 'antisemitizm' stratejisi
AIPAC, destekçilerine gönderdiği resmi mesajlarda her iki adayı da "İsrail’in yanında duranları cezalandırmaya yönelik iyi finanse edilmiş koordineli bir planın parçası" olmakla suçluyor.
Lobi kuruluşu bu siyasi hareketi, Senatör Bernie Sanders ve Suriye yanlısı olduğu iddia edilen yorumcuların yönlendirdiği "radikal sol" bir yapı olarak tanımlıyor.
Adayları soykırım suçlamaları yöneltmek ve İsrail’e askeri yardımların durdurulması çağrısında bulunmak gibi "aşırı söylemleri" benimsemekle itham eden AIPAC’a karşı tepkiler de gecikmiyor.
Bağımsız gözlemciler, bu tür karalama kampanyalarının meşru eleştirileri susturmayı amaçladığını ve "aşırıcılık" gibi kavramların siyasi duruşları çarpıtmak için kullanıldığını savunuyor.
Gazze savaşı sonrası değişen kamuoyu dengeleri
Güncel veriler ve anketler, on binlerce sivilin ölümüne yol açan Ekim 2023 Gazze savaşı sonrası Amerikan kamuoyunda İsrail’e yönelik desteğin kayda değer şekilde gerilediğini gösteriyor.
Halkın bu değişen yaklaşımı, ABD iç siyasetinde de dış politika konularının seçmen tabanlarını ve finansman kaynaklarını etkileyen rekabetçi bir alana dönüşmesine yol açıyor.
AIPAC ile Demokrat adaylar arasındaki bu gerilim, ABD-İsrail ilişkilerinin geleceğinin Amerikan iç siyasetinde artık sorgulanamaz bir tabu olmaktan çıktığını kanıtlıyor.