"İran, yaptırımları aşan yolları devrede tutarak, rezervlerini kullanarak ve alternatif güzergahlara yaslanarak zaman kazanmaya çalışıyor."
Murtaza Semavi
YDH - El-Ahbar gazetesinin konuk yazarlarından Murtaza Semavi, İran ile ABD arasındaki mücadelenin askeri olduğu kadar zamana karşı yürüyen siyasi ve iktisadi bir hesaplaşma olduğunu vurguluyor. ABD'nin petrol ablukasının İran üzerinde sonuç üretmesi için en az iki aya ihtiyaç duyduğu, İran'ın ise bu süreyi alternatif yollar ve rezervlerle uzatmaya çalıştığını belirten Semavi, buna karşılık Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının yarattığı ekonomik baskının, özellikle enerji fiyatları ve sanayi maliyetleri üzerinden ABD iç siyasetini etkilediğini ifade ediyor.
Bugün İran ile ABD arasında karşılıklı bir baskı hali yaşanıyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidiyle baskı kuruyor; ABD ise İran limanlarına yönelik abluka üzerinden baskıyı artırıyor. Savaşın hangi yöne evrileceğini anlayabilmek için, her iki tarafın kullandığı baskı araçlarının nasıl işlediğini doğru kavramak gerekiyor.
İlk olarak: İran üzerindeki baskı
İran üzerindeki baskı yeni değil; yıllardır devam ediyor. Dolayısıyla yeni abluka, birikmiş baskıların üzerine ekleniyor ve teorik olarak etkisinin daha güçlü olması bekleniyor. Ancak uzun yıllara yayılan yaptırımlar, İran'a bunları aşacak alternatif yollar geliştirme ve sanayisini kendi imkanlarıyla ayakta tutma fırsatı verdi. Bu da yeni ablukaların etkisini kısmen hafifletiyor.
Deniz ablukasının temel hedefi, öncelikle petrol ihracatını aksatmak. Çünkü diğer mal ve ürünler kara sınırları üzerinden, daha yüksek maliyetle de olsa ithal ve ihraç edilebiliyor. Trump'ın asıl hesabının da tam olarak bu dosya etrafında şekillendiği anlaşılıyor. Petrol kuyularının ihracatın durması halinde patlama riskiyle karşı karşıya kalabileceğine dair açıklamaları da bunu gösteriyor.
Petrol baskısı iki temel noktayı hedef alıyor:
1- Depolama sorunu: Depolar dolup üretilen petrol için yer kalmadığında üretim zorunlu olarak duruyor. Bu duruş, petrol kuyularında kalıcı hasar yaratabiliyor. Trump'ın kendine özgü üslubuyla işaret ettiği mesele tam olarak buydu.
2- Döviz gelirinin kesilmesi: İran ekonomisi ve bütçesi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanıyor.
Peki, varsayalım ki abluka yüzde 100 etkili olsun; rakamlar ne söylüyor?
ABD merkezli önde gelen enerji araştırma ve danışmanlık şirketlerinden Rapidan Energy'nin tahminlerine göre İran'ın depolama kapasitesi, en düşük hesapla 76 gün yetecek düzeyde. Üretimin azaltılması halinde bu süre daha da uzayabiliyor. Başka bir ifadeyle İran'ın, Trump'ın sözünü ettiği "üç günlük" eşikten önce pratikte iki ila üç aylık bir alanı bulunuyor. Buna ek olarak İran'ın elinde şu anda 120 milyon varillik "yüzer stok" mevcut. Yani petrol taşıyan tankerler, abluka alanının dışında alıcı bekliyor. Bu da İran'ın iki ay boyunca günlük 2 milyon varil petrol satıp gelir elde edebilmesi anlamına geliyor.
Dolayısıyla tam bir abluka ve hiçbir alternatif çözümün bulunmadığı varsayımında bile, baskının beklenen sonucu üretmeye başlaması için en az iki aylık bir süre gerekiyor.
İkinci olarak: ABD üzerindeki baskı
İran'ın ABD üzerindeki baskısı doğrudan değil, dolaylı niteliğe sahip. Hürmüz Boğazı'nın kapanması yalnızca Amerikan ekonomisini değil, dünya ekonomisinin tamamını etkiliyor. ABD'nin kendisi boğazdan geçen petrole doğrudan bağımlı değil. Ayrıca petrol fiyatlarındaki yükselişin Amerikan ekonomisi üzerindeki etkisi de Japonya, Güney Kore ve Avrupa'ya kıyasla daha sınırlı. Ancak asıl baskı üç eksende hissediliyor:
Birinci eksen: En fazla zarar gören müttefiklerin baskısı
Japonya petrolünün yüzde 90'ını Körfez'den ithal ediyor. Boğazın kapanmasından bu yana Tokyo, tarihinde üçüncü kez stratejik rezervlerini devreye soktu ve acil diplomatik çözüm talebiyle dışişleri bakanını Washington'a gönderdi. Yüzde 70 oranında Körfez petrolüne bağımlı olan Güney Kore de İran'la, boğazdan geçiş izni alabilmek için müzakere kanalı açtı.
İkinci eksen: Sanayi üzerindeki baskı
Amerikan sanayisinin yükünü artıran yalnızca petrol fiyatları değil. Fabrikalar, ham madde girdilerini dünyanın farklı bölgelerinden ithal ediyor. Meşhur örnekte olduğu gibi basit bir kurşun kalem bile en az dört ila altı ülkeden gelen kaynaklara ihtiyaç duyuyor.
Örneğin alüminyum üretimi çok yüksek miktarda elektrik gerektiriyor. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri, ucuz enerji avantajıyla dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alıyor. Boğazın kapanması, bölgeden gelen ham alüminyum sevkiyatlarının durması anlamına geliyor. Bu da ABD'de üretilen her otomobilin maliyetini yüzlerce dolar artırıyor.
Üstelik bu örnek stratejik açıdan özel bir ağırlık taşıyor. Çünkü otomotiv sanayisi Michigan, Ohio ve Pensilvanya'da yoğunlaşmış durumda; yani seçim sonuçlarını belirleyen salıncak eyaletlerde. Detroit'teki Ford fabrikasında çalışan bir işçi, üretim hattının alüminyum eksikliği nedeniyle durabileceğini duyduğunda İran'daki savaş bir anda jeopolitik mesele olmaktan çıkıp doğrudan kendi hayatına dokunan yerel bir soruna dönüşüyor.
Üçüncü eksen: Benzin istasyonlarındaki toplumsal baskı
Savaşın başlamasından bu yana ABD'de benzin fiyatları yüzde 30 yükseldi. Özellikle salıncak eyaletlerin başında gelen Pensilvanya, 2022'deki Rusya-Ukrayna savaşından bu yana en yüksek haftalık fiyat artışını kaydetti.
Oradaki seçmen düşünce kuruluşlarının raporlarını okumuyor; Hegseth'in kim olduğunu da bilmiyor olabilir. Ama otomobilinin deposunu her doldurduğunda 20 dolar fazladan ödediğini biliyor. Kasım ayında sandığa giderken yanında taşıdığı asıl veri de bu oluyor.
Seçimler: Görünmeyen motor
Tüm bu baskıların ortak noktası seçim sandıkları. Genel seçimler kasımda yapılacak olsa da ön seçim süreci bazı eyaletlerde martta başladı. Mayısta Ohio, Indiana ve Pensilvanya'da devam ediyor; haziranda ise Kaliforniya, Michigan ve New Jersey'de zirveye ulaşıyor. Savaşı destekleyen adaylar, onu bitirip seçmen havasını değiştirmek için önlerinde yeterli zaman olduğunu düşünüyor. Ancak toplumsal hoşnutsuzluğun büyümesi ve ön seçimlerin yaklaşması, Cumhuriyetçi adayların koltuklarını korumak adına savaşa verdikleri desteği geri çekme ihtimalini artırıyor.
Senato'da savaşın durdurulmasına ilişkin son oylamada ilk kez iki Cumhuriyetçi tasarıya karşı oy kullanmadı. Bunlardan biri olan Collins'in tavrını değiştirmesinde, rakibinin anketlerde arayı kapatmasının etkili olduğu görülüyor; kişisel kanaatlerinden bağımsız biçimde.
Seçim takvimine bakıldığında, Trump'ın savaşını destekleyen Cumhuriyetçi adaylar açısından haziran son fırsat gibi görünüyor. Çünkü temmuzla birlikte büyük ön seçimler başlıyor, ağustosta ise seçim reklamları dönemi kızışıyor.
ABD siyasetinde tarihsel olarak seçmenin ağustosta edindiği izlenim, kasımdaki oy verme gününe kadar büyük ölçüde korunuyor. Bu nedenle adaylar temmuzdan itibaren çok daha temkinli davranıyor.
Hazirandaki kesişim noktası
Bu zaman çizgileri üst üste konduğunda, baskının her iki taraf için de haziranda zirveye ulaşacağı görülüyor. İran üzerindeki petrol ablukasının hedeflenen sonucu üretmesi için en az iki ay gerekiyor. Trump'ın Cumhuriyetçi müttefiklerinin siyasi manevra alanının kapanmasına kalan süre de aşağı yukarı aynı.
Bu yüzden iki taraf da o ana ulaşmamaya çalışıyor; fakat birbirine zıt yöntemlerle. İran, yaptırımları aşan yolları devrede tutarak, rezervlerini kullanarak ve alternatif güzergahlara yaslanarak zaman kazanmaya çalışıyor. Çünkü geçen her gün, ablukaların tam etkisini geciktirirken Washington'daki siyasi denklemin değişmesine biraz daha yaklaştırıyor.
Trump ise bekleme lüksüne sahip değil. Seçim takvimi yerinde duruyor ve İran'ın kazandığı her gün, Cumhuriyetçi müttefiklerinin siyasi hareket alanından eksiliyor.
Bu zamansal asimetri, Trump'ın neden acele ettiğini ve savaşı seçim yazı başlamadan sona erdirmeye çalıştığını açıklıyor.
Çeviri: YDH