Eski CIA analisti Johnson: ABD, Çin karşısında elinde hiçbir kozu olmadan masaya oturuyor

img
Eski CIA analisti Johnson: ABD, Çin karşısında elinde hiçbir kozu olmadan masaya oturuyor YDH

Eski CIA analisti Larry Johnson, Ortadoğu’da değişen güç dengelerini ve ABD’nin bölgesel stratejilerindeki tıkanıklığı değerlendirdiği mülakatta, İsrail’in Irak topraklarındaki gizli askeri varlığına ve Washington’ın Pekin karşısındaki zayıflığına dikkat çekti.




YDH - ABD'de ilan edilmemiş savaşların sıradan bir durum haline geldiği ve hükümetin önleyici savaş adı altında yürüttüğü saldırganlık politikalarının Amerikan halkı tarafından kanıksandığı bir dönemde, ülkenin önde gelen istihbarat ve güvenlik uzmanlarından kritik uyarılar geldi.

Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) eski analisti Larry Johnson, Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu Özgürlüğü Yargılamak programında, Ortadoğu’da tansiyonu yükselten son gelişmeleri, ABD’nin savunma sanayiindeki hammadde krizini ve küresel ekonomik gücün Batı’dan Doğu’ya kayışını derinlemesine analiz etti.

Johnson, İsrail’in Irak topraklarına yönelik gizli müdahalesinden Donald Trump yönetiminin Çin ile yürüttüğü müzakerelerdeki zayıflığına kadar pek çok noktada çarpıcı bilgiler paylaştı.

Programın açılışında ilan edilmemiş savaşların yarattığı ahlaki ve hukuki yıkıma değinen Yargıç Andrew Napolitano, hükümetin meşru olmayan güç kullanımının artık toplum tarafından sorgulanmadığını belirtti.

Napolitano, Thomas Jefferson’ın "en az yöneten hükümet en iyisidir" ilkesine atıfta bulunarak, özgürlüğün en tehlikeli anının yaşandığına dair endişelerini dile getirdi. Bu bağlamda söz alan Larry Johnson, Ortadoğu’da uluslararası hukukun bütünüyle devre dışı kaldığı bir döneme girildiğini ifade etti.

"İsrail, Irak'ta hükümetin rızası olmadan gizli bir askeri üs inşa etti"

Larry Johnson, İsrail’in Irak topraklarında Bağdat hükümetinin bilgisi veya rızası dışında gizli bir askeri üs kurduğunu bildirdi. Bu operasyonu "işgal" olarak adlandırmaktan ziyade "yenilikçi ve inanılmaz bir askeri harekat" olarak nitelendiren Johnson, İsrail’in bir başka ülkenin topraklarına sızarak ileri harekat üssü kurmasının askeri açıdan cüretkar bir hamle olduğunu belirtti.

Johnson, bu gizli tesisin kuruluş sürecinde fark edilmediğini ancak son aşamada Irak ordusu tarafından tespit edildiğini kaydetti.

Irak birliklerinin bölgeyi denetlemek üzere harekete geçmesi üzerine İsrail hava unsurlarının Irak ordusuna saldırdığını aktaran Johnson, İsrail’in bu stratejik tercihinin arkasında İran’a mümkün olan en yakın noktada konumlanma arzusu olduğunu vurguladı.

Johnson, bu askeri tesisin öncelikli amacına dair şu değerlendirmeyi yaptı:

"Eğer hedefiniz İran ise ve pilotunuzun uçağı düştüğünde onu kurtarmak için yürütülecek muharebe arama ve kurtarma operasyonları gibi görevlerde mümkün olduğunca yakın olmak istiyorsanız, böyle bir üs kurmanın askeri mantığını anlayabilirim."

Yargıç Napolitano’nun, "Neden bu süreç yasal yollarla, Irak ile bir anlaşma yaparak yürütülmedi?" sorusuna yanıt veren Johnson, "Çünkü Irak’ta bir Şii hükümeti olduğunu ve böyle bir şeye asla izin vermeyeceklerini biliyorlardı" dedi.

Johnson, İsrail’in bu riski göze alarak hareket ettiğini ancak üssün ifşa olmasının ardından bölgedeki varlığının sürdürülebilir olmadığını, Irak’ın bu tesisi derhal ortadan kaldıracağını ifade etti.

"Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası hukuk mimarisi artık geçerliliğini yitirdi"

Uluslararası ilişkilerde kuralların tamamen ortadan kalktığına dair endişelerini dile getiren Larry Johnson, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından milyonlarca insanın hayatını kaybetmesiyle inşa edilen düzenin çöktüğünü söyledi.

Özellikle Sovyetler Birliği ve Çin halkının bu savaşta 45 ile 50 milyon arasında kayıp verdiğine dikkat çeken Johnson, ortalama bir Amerikalının bu devasa rakamları idrak etmekte zorlandığını belirtti.

Johnson, Cenevre Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kurumların, devletlerin birbirine zarar vermesini engellemek ve barışı korumak amacıyla kurulan bir "güvenlik mimarisi" olduğunu hatırlattı.

ABD’nin yıllardır bu kuralları işine geldiğinde görmezden geldiğini ifade eden Johnson, Donald Trump yönetiminin bu tutumu açık bir meydan okumaya dönüştürdüğünü vurguladı.

Johnson, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Donald Trump ve yönetimindeki diğer isimler, uluslararası hukukla ilgili her türlü metni ciddiye almadıklarını açıkça söylüyorlar. Artık bu kurallar geçerli değil. Korkarım ki tekrar bir araya gelip uyulması gereken kurallar üzerinde anlaşmadan önce yeni bir dehşet döneminden geçeceğiz."

"İran’ı ekonomik olarak abluka altına aldığımız düşüncesi tamamen bir yanılgıdan ibaret"

Trump yönetiminin ve Marco Rubio, Pete Hegseth, Scott Bessent gibi isimlerin İran stratejisini eleştiren Johnson, İran’ın ekonomik olarak çöktüğü ve askerlerine maaş ödeyemediği yönündeki iddiaların gerçek dışı olduğunu dile getirdi.

Johnson, Washington’daki karar vericilerin coğrafi gerçeklerden kopuk olduğunu belirterek, "Bu insanlar bir haritaya bakıp kuzeyde Hazar Denizi adında bir yer olduğunu, burada Rusya ve İran arasında mal taşıyan gemilerin ve mavnaların çalıştığını göremiyorlar mı?" sorusunu yöneltti.

İran’ın dış dünya ile bağlantısının kesilemeyeceğini belirten Johnson, Rusya üzerinden sağlanan lojistik hatların yanı sıra Çin’den gelen ve demiryolu üzerinden konteyner taşıyan hatlara, ayrıca Pakistan üzerinden geçen yedi farklı kara yoluna dikkat çekti.

Johnson, "İran’ın ABD ablukası altında ezildiği ve acı çektiği düşüncesi doğru değil. Aynı hatalı varsayımlar Çin için de yapılıyor. Onların petrol akışını kestiğimizi ve hayatta kalamayacaklarını sanıyorlar. Oysa Batı’nın stratejisi tam tersi bir etki yaratarak kendisini vuruyor" dedi.

"ABD, Çin karşısında elinde hiçbir kozu olmadan masaya oturuyor"

Cuma günü gerçekleşecek Trump-Şi Cinping görüşmesine de değinen Johnson, ABD’nin bu müzakerelere çok büyük bir dezavantajla girdiğini ifade etti.

ABD’nin elindeki gelişmiş silah sistemleri stoklarının tükendiğini ve bu sistemlerin yeniden üretimi için gerekli olan nadir toprak elementlerinin Çin’in kontrolünde olduğunu hatırlatan Johnson, savunma sanayiindeki hammadde krizini şu sözlerle anlattı:

"Tomahawk füzeleri, havadan karaya atılan uzun menzilli seyir füzeleri, Patriot füze sistemleri için üretilen önleyici füzeler ve yüksek irtifa bölge hava savunma sistemleri... Tüm bu silahlar Çin’in kontrol ettiği üç veya dört farklı türde nadir toprak mineraline ihtiyaç duyuyor. Çin bunları vermezse biz bu silahları inşa edemeyiz. ABD şu an elinde olmayan silahları Avrupalılara ve Suudilere milyarlarca dolara satıyor. Bu, Brooklyn Köprüsü’nün bir hissesini satmaya benziyor."

Johnson, Trump’ın Şi Cinping’den yardım istemesinin absürtlüğünü ise ironik bir dille eleştirdi:

"Trump’ın masada şöyle demesi mi bekleniyor: Sayın Başkan, bize o mineralleri vermeniz lazım çünkü birkaç yıl içinde size karşı kullanmayı planladığımız silahları üretmemiz gerekiyor. Lütfen bize yardım eder misiniz?"

"Ortadoğu’da ABD eksenli güvenlik mimarisi İran tarafından yerle bir edildi"

Bölgesel ittifaklardaki kırılmaya dikkat çeken Johnson, İran’ın 28 Şubat’ta gerçekleşen saldırılara verdiği sert yanıtın bölgedeki ABD askeri varlığının caydırıcılığını bitirdiğini söyledi.

İran’ın ABD üslerini ve Bahreyn’deki beşinci filo karargahını kullanılamaz hale getirdiğini belirten Johnson, bölge ülkelerinin artık ABD’nin kendilerini koruyabileceğine inanmadığını ifade etti.

Johnson, "ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeler, bu üslerden operasyon yapılmasına izin verdikleri için hedef haline geldiklerini gördüler. Suudi Arabistan ve Katar, ABD ile ortak hareket etmenin çok maliyetli ve tehlikeli olduğunu fark etmeye başladı" dedi.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, ABD’nin hava üslerini kullanma talebine "hayır" dediğini aktaran Johnson, Rusya ve Çin’in bölgede ABD’yi dışlayan yeni bir güvenlik mimarisi inşa ettiğini bildirdi.

Johnson’a göre, Suudi Arabistan ve Katar, Rusya ve Çin’in sunduğu yeni güvenlik şemsiyesi altına girmeyi daha avantajlı görüyor.

"Ekonomik ve askeri güç artık geri dönülemez şekilde Batı’dan Doğu’ya kayıyor"

Küresel bankacılık ve ekonomi verileri üzerinden Batı’nın gerileyişini özetleyen Johnson, 2000 yılında dünyanın en büyük 10 bankası arasında bir Çin bankası bile zor bulunurken, 2025 yılı itibarıyla ilk dört sırayı Çin bankalarının aldığını kaydetti.

Johnson, ABD bankalarından sadece Bank of America ve JP Morgan Chase’in ilk altıda yer alabildiğini belirtti.

Mali disiplin açısından da Çin’in ABD’den daha iyi durumda olduğunu vurgulayan Johnson, şu istatistikleri paylaştı:

"Çin’in borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 70 seviyelerindeyken, ABD’de bu oran yüzde 125’e ulaştı. Eyalet ve yerel borçlar da eklendiğinde Çin yüzde 90, ABD ise yüzde 140 bandına çıkıyor. Çin’in elinde sadece kendi pazarı yok; tüm dünyada kurduğu tedarik zinciri ağları sayesinde Hürmüz Boğazı’nın kapanması gibi şoklara karşı bağışıklık kazandı. Trump, Çin’in ABD pazarına muhtaç olduğunu sanıyor ama gerçek şu ki Çin’in ABD’den hiçbir şeye ihtiyacı yok; aksine ABD’nin Çin’e her anlamda ihtiyacı var."

"İran'daki zenginleştirilmiş uranyumu çalmak için yapılacak bir baskın intihardan farksızdır"

Mülakatın sonunda İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun İran’daki nükleer tesislerin imha edilmesi ve zenginleştirilmiş uranyumun ülkeden çıkarılması yönündeki açıklamalarını değerlendiren Johnson, böyle bir operasyonun askeri bir felaket olacağını söyledi.

Netanyahu’nun sağlık sorunlarına da değinen Johnson, Başbakan’ın prostat kanseri olduğunu ve siyasi geleceğinin belirsizliğini koruduğunu belirtti.

İran’daki nükleer malzemelerin fiziksel olarak ele geçirilmesi planlarını "çılgınca" olarak nitelendiren Johnson, şu uyarılarda bulundu:

"20 yıl önce bu senaryo üzerinde bir askeri tatbikat yürüttüm. O zaman bile sonuçlar çok kötüydü. Şimdi ise İranlılar bizim ne yapacağımızı biliyorlar; çünkü bunu televizyonlarda açıkça tartışıyoruz. Özel kuvvetler ne kadar yetenekli olursa olsun mermilerden daha hızlı koşamazlar. 600 kilogram civarındaki radyoaktif malzemeyi sızarak dışarı çıkarmaya çalışmak intihardır."

ABD’nin İran’a karşı hiçbir uygulanabilir kara operasyonu seçeneği olmadığını vurgulayan Johnson, deniz gücünün de menzil ve füze kapasitesi kısıtları nedeniyle yetersiz kalacağını ifade etti.

Johnson, "Hava gücü belirli şeyleri başarabilir ama bir hükümeti kontrol etmek veya tehdidi tamamen ortadan kaldırmak istiyorsanız sahaya asker sürmeniz gerekir; biz ise bunu yapamayız. Sonuç olarak masada hiçbir askeri seçenek kalmadı" diyerek sözlerini tamamladı.



Makaleler

Güncel