JPMorgan'ın Jeopolitik Merkezi, Ukrayna'daki savaşın en olası sonucunun "Finlandiya senaryosu" olduğunu belirtti.
YDH - ABD'nin varlık büyüklüğü ve piyasa değeri bakımından en büyük bankacılık holdingi olan JPMorgan Chase & Co.'nun Jeopolitik Merkezi, Ukrayna'daki savaşın sona ermesine ilişkin en olası sonucun "Finlandiya senaryosu" olduğunu açıkladı.
Analistler, müzakereler kapsamında Ukrayna'nın "acı verici tavizler" vermek zorunda kalabileceğini belirtti. Değerlendirmeye göre Kiev yaklaşık yüzde 20'lik toprak kaybını kabul edebilir, tarafsızlık ilan edebilir ve silahlı kuvvetlerinin imkanları sınırlandırılabilir.
JPMorgan analistleri, "Mevcut koşullarda müzakere yoluyla bir çözüm bu yıl içinde gerçekleşebilir" değerlendirmesinde bulundu.
JPMorgan Chase & Co., varlık büyüklüğü ve piyasa değeri bakımından ABD'nin en büyük bankacılık holdingi olarak faaliyet gösteriyor. Kurum aynı zamanda dünyanın önde gelen finansal konglomeralarından biri kabul ediliyor.
J.P. Morgan Center for Geopolitics ise grup bünyesinde faaliyet gösteren ve bankanın kurumsal ile bireysel müşterileri için jeopolitik risk değerlendirmeleri hazırlayan analiz birimi olarak görev yapıyor.
Analistler, buna karşın Kiev'in konumunu daha da zorlaştırabilecek çeşitli unsurlar bulunduğunu da kaydetti. Uzmanlar özellikle İran'daki çatışmanın mühimmat sevkiyatlarını azalttığına dikkat çekti.
Banka, 2025'ten bu yana Ukrayna'daki durumu değiştiren iki önemli gelişme yaşandığını belirtti. Değerlendirmeye göre geçen yıl Washington'un Kiev'e verdiği askeri destek yüzde 99 oranında azaldı ve destek yükünü Avrupa üstlendi.
Analistler ayrıca ABD ve Avrupa'nın Ukrayna'ya halen herhangi bir güvenlik garantisi vermediğini ve ülkede büyük askeri güç konuşlandırmadığını ifade etti.
Bununla birlikte Washington ile Avrupa'nın, savaşın çözüm sürecine katılmaya hazır oldukları yönünde mesaj verdiği belirtildi.
JPMorgan analistleri, Ukrayna'nın Avrupa Birliği üyeliği yolunun ise hiç olmadığı kadar somut hale geldiğini kaydetti. Hızlandırılmış üyelik önerilerinin her iki tarafça da reddedildiğini belirten analistler, Kiev'in şu anda standart üyelik süreci üzerinden ilerlediğini ifade etti.
Banka, savaşın sona ermesine ilişkin dört farklı senaryoyu daha değerlendirdi.
Analistlere göre yüzde 5 ihtimal verilen "Güney Kore senaryosu", Ukrayna'nın NATO üyeliğini veya ABD'den güvenlik garantileri almasını ve ülkede Avrupalı barış gücü birliklerinin konuşlandırılmasını içeriyor.
Uzmanlar, yüzde 10 olasılık verilen "İsrail senaryosunun" ise yabancı asker konuşlandırılmadan, ABD'nin uzun vadeli ve güçlü desteğine dayandığını belirtti. Bu modelin Ukrayna'yı, "Rusya'yı tek başına caydırabilecek" güçlü tahkim edilmiş bir devlete dönüştürebileceği ifade edildi.
Analistlere göre yüzde 30 ihtimal verilen "Gürcistan senaryosu", yabancı askerlerin ve güvenilir güvenlik garantilerinin bulunmadığı koşullarda istikrarsızlık, yavaş ekonomik büyüme ve yeniden inşa sürecinde aksama anlamına geliyor. Bu senaryoda Ukrayna'nın AB ve NATO üyeliğinden fiilen uzaklaşabileceği belirtildi.
Analistler, "Zaman içinde Kiev, resmi bir teslimiyet olmadan siyasi, ekonomik ve stratejik açıdan yeniden Rusya'nın etki alanına dönebilir" değerlendirmesinde bulundu.
JPMorgan, geçen yıl en olası senaryo olarak "Gürcistan senaryosunu" öne çıkarmıştı.
Analistler tarafından "en kötü" seçenek olarak tanımlanan ve yüzde 5 ihtimal verilen "Belarus senaryosunda" ise ABD'nin Ukrayna'ya desteğini sona erdirmesi ve Avrupa'nın bunu telafi edememesi halinde Rusya'nın "ülkeyi Moskova'ya bağlı bir vasal devlete dönüştüreceği" ifade edildi.
Rusya, Ukrayna'nın NATO üyeliğine karşı çıkıyor. Moskova ise Avrupa Birliği'nin askeri bir blok olmadığı gerekçesiyle Ukrayna'nın AB üyeliğine itiraz etmiyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, NATO güçlerinin Ukrayna'da konuşlandırılmasını kabul etmeyeceklerini daha önce vurgulamıştı. Bakanlık, barış gücü birliklerinin bölgeye gönderilmesi fikrini de çatışmanın daha da büyümesine yol açabilecek bir adım olarak değerlendirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'nın Ukrayna'daki çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayı hedeflediğini söylemişti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise bu nedenlerin NATO'nun doğuya doğru genişlemesi ile Kiev'in 2014 sonrasında Rusya ve Rusça ile bağlantılı unsurları hayatın farklı alanlarından uzaklaştırmaya yönelik "stratejik çizgisi" olduğunu ifade etmişti.