The Bulwark tarafından düzenlenen canlı yayında konuşan The Atlantic dergisi yazarı Tom Nichols, ABD Başkanı Donald Trump’ın zihinsel istikrarına ve dış politika kararlarına yönelik değerlendirmelerde bulundu.
YDH - The Bulwark platformunun genel yayın yönetmeni ve sunucusu Tim Miller’ın gerçekleştirdiği canlı mülakata konuk olan The Atlantic dergisi yazarı ve eski Deniz Harp Okulu Profesörü Tom Nichols, ABD’nin iç ve dış politikasındaki güncel gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.
Programda, ABD Başkanı Donald Trump’ın gece geç saatlerde sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşımlar, İran ile devam eden askeri çatışmalar, nükleer silahların komuta zinciri ve beyaz saray tarafından hazırlanan yeni karşı terör stratejisi masaya yatırıldı.
Nichols, devlet mekanizmasındaki çözülmeyi ve başkanlık makamının zihinsel durumunu sert bir dille eleştirerek, ülkenin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerinin tarihte eşi benzeri görülmemiş bir düzeye ulaştığını ifade etti.
"Başkanın sağlık sorunları var ve komutanın zihinsel istikrarı meşru bir endişedir"
Mülakatın başlangıcında sunucu Tim Miller, Başkan Donald Trump’ın pazartesi gecesi saat 22.15 ile sabaha karşı 02.00 arasında sosyal medya üzerinden gönderdiği 45 adet paylaşımın özetini aktardı.
Miller; Trump’ın eski Başkan Barack Obama’yı darbe girişiminde bulunmakla, Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile işbirliği yaparak kendisini devirmeye çalışmakla ve vatan hainliğiyle suçladığını belirtti.
Ayrıca adalet bakanlığı özel yetkili savcısı Jack Smith’in tutuklanmasını talep ettiğini, Dominion oylama sistemlerini hedef aldığını ve Adam Schiff’in gizli bilgileri sızdırdığına dair asılsız iddialarda bulunduğunu hatırlattı. Miller, İran ile savaş halindeyken ve büyük bir ekonomik belirsizlik yaşanırken ülkenin başkanının üç saat boyunca bu tür paylaşımlar yapmasının vahametini sordu.
The Atlantic yazarı Tom Nichols, kendisinin de sosyal medyayı sık kullandığını fakat elinde nükleer cephaneliğin kodlarını tutmadığını belirterek söze başladı.
Nichols, "Ben de çok paylaşım yapıyorum ancak nükleer cephaneliğin kodlarını elimde tutmuyorum ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı’ndan dünyanın durumuna dair sabahın erken saatlerinde brifing almıyorum. Milyarlarca insanın kaderi hakkında önemli kararlar vermek zorunda da değilim" ifadelerini kullandı.
Trump’ın durumunun normal bir aile ilişkisi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Nichols, "Eğer bu benim babam ya da büyük babam olsaydı ve onun bu şekilde paylaşımlar yaptığını görseydim, ertesi gün yanına gider ve 'Baba, sen iyi misin? Yeterince uyuyor musun?' diye sorardım" şeklinde konuştu.
Ertesi gün devletin asıl işleri yürütülürken başkanın zihnen orada olmadığını savunan Nichols, Trump’ın fiziksel ve zihinsel durumuna dair gözlemlerini paylaştı.
Nichols, "Burada yanlış olan bir şeyler var. Neredeyse 80 yaşında olan bir adam için sağlık sorunları yaşamak olağan dışı bir durum değil. Boynundaki morluklar ve ellerindeki makyaj kalıntıları dikkat çekici. Amerikan vatandaşlarının, başkomutanlarının zihinsel istikrarı hakkında makul bir endişe duymaya hakkı vardır ve bu çok adil bir sorudur" dedi.
Trump’ın siyasi gücünün zirvesinde olmasına rağmen derin bir güvensizlik hissettiğini vurgulayan Nichols, "Başkan olmasına, ikinci dönemini kazanmasına ve cumhuriyetçi parti üzerinde tam bir kontrol sahibi olmasına yani istediği her şeyi elde etmesine rağmen, sürekli olarak dışarıya bu paranoid güvensizliği yayıyor. Barack Obama, John Brennan ve Joe Biden hakkında düşünmeyi durduramıyor. 79 yaşında zorlu bir işte çalışırken gece ikiye kadar uyanık kalmak bu durumu kesinlikle daha da kötüleştiriyor" değerlendirmesinde bulundu.
"Trump destekçilerini bindiği dalı keserek boşluğa düşürüyor"
Sunucu Tim Miller’ın, Trump’ın paranoid sanrılar ve uykusuzluk belirtileri gösterdiğini, bunun sıcak bir savaşın ortasında tehlikeli bir kombinasyon olduğunu belirtmesi üzerine Nichols, Trump destekçilerinin savunma mekanizmalarını eleştirdi.
Nichols, Trump destekçilerinin her zaman "O ne yaptığını biliyor, sadece şaka yapıyor, eğleniyor" dediklerini hatırlatarak, başkanın Venezuela’yı 51. eyalet yapma yönündeki sözleri sorulduğunda "Hayır, ciddiyim" yanıtını verdiğini aktardı.
Bu durumun Trump döneminin en trajikomik unsurlarından biri olduğunu söyleyen Nichols, "Eğer bu kadar korkutucu olmasaydı, tüm Trump döneminin en eğlenceli şeylerinden biri olurdu. Trump çılgınca bir şey söylüyor; destekçileri onun bunu kastetmediğini, şaka olduğunu söylemek için adeta bir ağacın dalına çıkıyorlar. Hemen ardından duyduğunuz bir sonraki ses, Trump’ın o dalı testereyle keserken çıkardığı sestir. Trump arkalarından gelerek 'Hayır, bunu gerçekten kastettim, gerçekten yapmak istiyorum, şaka yapmıyorum, buna gerçekten inanıyorum' diyor ve hepsi o daldan aşağı düşüyor" ifadelerini kullandı.
Nichols, kendisinin bir psikiyatrist olmadığını ancak yaşananların 1965 yılında yazılmış olan ve bir ABD başkanının zihinsel olarak çöküşünü anlatan "Knight of Camp David" adlı siyasi gerilim romanındaki kurguyu aştığını belirtti.
Nichols, "Trump’ın sosyal medyada paylaştığı şeyler, 60 yıl önce bir film haline getirilemeyecek kadar gerçek dışı ve tuhaf kabul edilen bir romandaki kurgudan çok daha çılgınca. Biz bu noktadayız. Bu ülkedeki insanların sadece omuz silkip 'Ne yapabilirsin ki, o işte böyle biri' diyerek durumu geçiştirmesini anlamıyorum" sözleriyle toplumsal kanıksama durumuna tepki gösterdi.
"İran ile savaşı bitirip zafer ilan etmek stratejik bir yenilgidir"
Mülakatın ikinci bölümünde New York Times muhabiri Jonathan Swan’ın yayımladığı askeri istihbarat raporu gündeme getirildi.
Rapora göre İran, Hürmüz Boğazı boyunca konuşlandırdığı 33 füze sahasından 30’unun operasyonel erişimini yeniden sağladı ve yer altı füze tesislerinin yüzde 90’ını kısmen veya tamamen işler hale getirdi.
Sunucu Tim Miller, bu verilerin Trump’ın İran ordusunun çökertildiğine dair açıklamalarının bir yalan ya da sanrı olduğunu kanıtladığını, Hürmüz Boğazı’nı askeri güçle açmaya çalışmanın büyük bir risk taşıdığını ifade etti.
Nichols, bu istihbarat raporunun sızmasına yönelik hükümetin tepkisini değerlendirirken, "Hükümetin tepkisi temelde 'Bunu size kim söyledi?' şeklinde oldu, yani bilgiyi yalanlamadılar. Bu sızıntıların savunma ve istihbarat topluluklarından geldiğini tahmin ediyorum çünkü durumu bilenler onlar ve bu gerçekten endişe verici" dedi.
ABD’nin iki aydır yürüttüğü bombardımanların sonuçsuz kaldığını belirten Nichols, şu ifadeleri kullandı:
"Bize her şeyin anlatıldığına göre iki aydır buraları bombalıyoruz. Peki biz nereyi vuruyoruz? Eğer tesislerin yüzde 90’ı hala ayaktaysa iki aydır ne yapıyoruz? Bize defalarca onların yok edildiği, ellerinde hiçbir şey kalmadığı, enkazın içinde dolandıkları söylendi. Görünüşe göre durum hiç de öyle değil ve bu gerçekten ciddi bir sorun. Vietnam Savaşı döneminde bile, askeri kayıp sayıları aktarılırken, gerçekte olanlar ile bize anlatılanlar arasında bu kadar büyük bir uçurum yoktu."
Trump’ın askeri stratejisini ve bundan sonra ne olacağını yorumlayan Nichols, başkanın bu durumdan sıkılmaya başladığını ifade etti.
Nichols, "Bazı bilgilere göre Trump şimdiden 'Nasıl zafer ilan edip buradan çekip gidebilirim?' sorusunu sormaya başladı. Eğer savaş şu anda sona ererse, ki İran’ı bütünüyle işgal etmek ve Vietnam seviyesinde bir savaşa girmek istemiyorsak muhtemelen sona ermek zorunda, bu durum Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir kayıptır. Kuşkusuz, savaşa hiç girmemiş olduğumuz durumdan çok daha kötü bir konumdayız" uyarısında bulundu.
Nichols, askeri müdahalenin varsayımları gerçeğe dönüştürdüğünü belirterek, "Trump hükümeti 47 yıldır savaşta olduğumuzu söylüyor, İranlılar da bunu onaylıyor ve 'Evet, 40 yılı aşkın süredir bunu bekliyorduk ve şimdi bundan sağ çıkabileceğimizi kanıtladık' diyorlar. Boğazı kapatabilecekleri ve orada kontrol uygulayabilecekleri daha önce birer varsayımdı. Tercihli bir savaşa girerek, hipotezleri gerçeğe dönüştürmüş oldunuz. Trump bunu zafer ve şan için yaptı. Kolay olacağını düşündü, ceketine bir sıra daha madalya takmak isteyen liderler gibi davrandı. Şimdi ise 'İran hiçbir zaman nükleer silah elde edemeyecek' diyerek kendini savunacak. Oysa hiçbir saygın uzman ya da istihbarat teşkilatı İran’ın nükleer silaha yakın olduğuna inanmıyordu" dedi.
"Balyoz Harekatı askeri durumu değiştirebilecek bir stratejiye sahip değil"
Sunucu Tim Miller’ın, ordunun savaşın ikinci safhası için "Balyoz Harekatı" adını taşıyan daha aktif bir bombalama planını değerlendirdiğini, bunun amacının Savaş Yetkileri Yasası’ndaki 60 günlük süreyi sıfırlamak ve içeride bir zafer algısı yaratmak olduğunu belirtmesi üzerine Nichols, askeri tırmanma konusundaki çekincelerini dile getirdi.
Nichols, "Bir tur daha bombalama başlatabiliriz, gidip enkazı yeniden vurabiliriz ve çok şeyi havaya uçurabiliriz. Ancak askeri bir işgal, toprakları ele geçirme ve elinde tutma olmaksızın, bunun stratejik durumda herhangi bir önemli değişiklik yaratacağına dair bir analiz görmedim. Genelkurmay başkanları benim bilmediğim bir şeyi biliyor olabilirler, muhakkak biliyorlardır ancak bunun sahadaki denklemi değiştireceğini sanmıyorum" dedi.
Trump’ın yenilgiyi zafer gibi gösterme kabiliyetini küçümsememek gerektiğini belirten Nichols, "Biz Donald Trump’tan bahsediyoruz. O, 'Eğer ben söylersem gerçeğe dönüşür' diyen bir adam. Onun 'Biz kazandık' deme yeteneğini asla hafife almam. Kaç kişinin 'Biz kazanmadık' dediğinin bir önemi yok. Muhafazakar tabanının üzerinde elini sallayarak 'Aradığınız analistler bunlar değil, biz kazandık' illüzyonunu yaratacaktır" şeklinde konuştu.
Trump’ın sorun yaratıp sonra o sorunu çözülmüş ilan etme gücünün iç politikada işe yarayabileceğini ancak dış dünyada sınırları olduğunu ifade eden Nichols, "Bu savaş, Trump’ın sadece ortadan kaldıramayacağı bir şey üzerinde kontrolü gerçekten kaybettiği ilk zamandır. Çünkü gümrük tarifeleri gibi iç meselelerde birileri gelir, itiraz eder ve o da 'Tamam tarifeler kalktı' diyerek durumu değiştirebilirdi. Fakat burada karşısında kurallara göre oynamayacak, fanatik bir rejime sahip büyük bir ülke var" analizinde bulundu.
Muhafazakar seçmen kitlesinin iki konuda kandırılamayacağını savunan Nichols, bunların Epstein davası ve denizaşırı bir savaş olduğunu söyledi.
Nichols, "Trump destekçileri her türlü asılsız iddiaya inanmaya hazırdı ancak bu iki konuda Trump onları aldattı ve açıkça bunun bedelini ödüyor. Onaylanma oranı yüzde 33’e düştü ki bu Nixon’ın görevden ayrıldığı son günlerdeki seviyeye yakın bir orandır" dedi. Nichols, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması ve akaryakıt fiyatlarının yaz boyunca yüksek seyretmesinin halk üzerindeki ekonomik etkisinin Trump tarafından kolayca geçiştirilemeyeceğini sözlerine ekledi.
"Gorka’nın hazırladığı karşı terör stratejisi tehlikeli bir fiyaskodur"
Mülakatın ilerleyen bölümlerinde Tom Nichols’ın The Atlantic’te yayımlanan, Trump’ın karşı terör stratejisini ve bu stratejinin başındaki Macar asıllı Beyaz Saray Terörle Mücadele Özel Danışmanı Sebastian Gorka’yı ele alan makalesi tartışıldı.
Nichols, belgenin teknik ve içeriksel kalitesizliğini şu sözlerle aktardı:
"Gorka, 2026 yılı karşı terör stratejisi belgesini bir yıl önce teslim etmeliydi. ProPublica’dan Hannah Alam adlı gazeteci sürekli bu konuyu kovaladı ve sonunda geçen hafta ortaya yarım yamalak, o kadar aptalca ve özensiz hazırlanmış bir metin çıktı ki ne kadar kötü olduğunu anlatmaya nereden başlayacağımı bilemiyorum. Belgedeki en favori cümlelerimden biri, yeni karşı terör stratejisinin 'Amerika bizim vatanımızdır' ilkesine dayandığı ifadesidir. Bu, lise seviyesinde, içi boş bir tespittir."
Strateji belgesinin içeriğinin terörle mücadele mantığından uzak olduğunu belirten Nichols, "Belge temelde soldaki tüm düşmanları, anarşistleri hedef alıyor. İslamcı teröristleri büyük bir tehdit olarak kabul ediyor ancak geri kalan kısmı uyuşturucu kartelleriyle dolduruyor. Uyuşturucu kartelleriyle mücadele bir karşı terör operasyonu değildir, uyuşturucu uzun zamandır var olan bir sorundur ancak terörizm değildir. Belgede radikal sol, trans anarşist gibi ifadeler yer alıyor. Antifa kelimesini büyük harflerle yazmışlar ve bunu trans-anarşist bir hayalet gibi sunmuşlar. Sanki küresel ve devasa bir terör örgütüyle karşı karşıyayız gibi davranıyorlar. Bu gülünç bir saçmalık" dedi.
Belgenin amacının terörle mücadeleden ziyade sol görüşlü grupları, insan hakları örgütlerini hedef almak için bir zemin hazırlamak olduğunu öne süren Nichols, devlet memurlarının bu belge karşısında çaresiz kalacağını ifade etti.
Nichols, "Eski bir hükümet çalışanı olarak, eğer bu rapor masama gelseydi ve ben kurumda kıdemli bir yönetici olsaydım soracağım ilk soru şu olurdu: Bununla ne yapmam gerekiyor? Bir hükümet görevlisi, kolluk kuvveti ya da istihbarat analisti olarak bu rapordan nasıl bir görev çıkarmalıyım? Güvenlik uzmanı Juliet Kayyam’ın da belirttiği gibi, bu tür belgeler sadece Amerikan halkına değil, eyalet ve yerel yönetimlere de hangi tehditlere karşı birlikte çalışılması gerektiğini iletmek için yazılır. Bu rapor istihbarat teşkilatlarının, savunma bakanlığının ve hazinenin bir araya geldiği kurumlar arası süreçlerin hiçbirini barındırmıyor. Bir yandan paranoid ve tuhaf olduğu için tehditkar bir belge, çünkü Trump’ın sevmediği herkesi terörist ilan ediyor; diğer yandan ise FBI ya da CIA’de çalışan birinin önüne gittiğinde 'Ben ne okuyorum?' diyeceği kadar işlevsiz" şeklinde konuştu.
Ordudaki ve bakanlıklardaki uzmanların görevden alınmasını da eleştiren Nichols, Trump’ın gizli belgeleri malikanesinin banyosunda saklamasıyla ilgili davaya dahil olan İran uzmanı ekibin sadece işlerini yaptıkları için kovulduğunu, uzmanlar yerine sadakate önem verilmesinin riskleri artırdığını vurguladı.
"Enflasyonun doğrudan başkana uzanan düz bir çizgisi var"
Ekonomik gelişmelere ve akaryakıt fiyatlarındaki artışa değinen Nichols, üretici fiyat endeksinin yıllık bazda yüzde 4,8 oranında arttığını, bu artışın tüketici fiyatlarına da yansıyacağını belirtti.
Nichols, Trump’ın Beyaz Saray bahçesinde bir muhabirin "Amerikalıların mali durumu, İran ile bir anlaşma yapmanız konusunda sizi ne ölçüde motive ediyor?" sorusuna "Bir nebze bile değil, ben Amerikalıların mali durumunu düşünmüyorum" şeklinde verdiği yanıtı sertçe eleştirdi.
Nichols, bu sözlerin yaratması gereken infiali şu şekilde tasvir etti:
"Eğer Barack Obama ya da Joe Biden çıkıp 'Sizin ekonomik durumunuzu düşünmüyorum' deseydi, televizyon kanallarının etrafındaki sokaklar yanan birer petrol hendeğine dönerdi; insanlar ellerinde mızraklarla duvarlara vururlardı. Trump’ın yanıtının geri kalanı ise 'Bu sayede nükleer silah elde edemeyeceksiniz' oldu. Bu, 1950’lerin en kötü Soğuk Savaş mantığının günümüzde daha da büyütülmüş halidir. Elma fiyatlarından şikayet ediyorsunuz, o zaman Stalin’in New York’a yürümesini kabul ediyorsunuz demek gibi bir şey bu. Tamamen saçmalık."
Normal şartlarda başkanların enflasyon ve akaryakıt fiyatları üzerinde doğrudan bir kontrolü olmadığını, makroekonomik dengelerin belirleyici olduğunu söyleyen Nichols, mevcut durumun istisnai olduğunu kaydetti.
Nichols, "Trump’ın durumu farklı çünkü bu enflasyon doğrudan onun yaptığı bir şeye dayanıyor. Muhafazakar tabandaki insanlar bile Trump’ın aldığı kararlar ile her şeyin daha pahalı hale gelmesi arasında doğrudan, düz bir çizgi çekebilirler. Bir başkanlık döneminde buna pek rastlanmaz. Akaryakıt pahalı çünkü Trump İran’da savaşa girdi, nokta. Diğer ürünler pahalı çünkü Trump, dünyadaki diğer herkesin 90 yıl önce terk ettiği gümrük tarifelerinin iyi bir şey olduğuna hala inanıyor. Bu, doğrudan başkana uzanan düz bir çizgidir" dedi.
Muhafazakar seçmenlerin İran ile bir savaşı seçmediğini, tam tersine kendilerini savaşa sokmayacak bir lidere oy verdiklerini düşündüklerini belirten Nichols, liyakat ve sorumluluk bilincinin önemine vurgu yaptı.
Nichols, "İnsanlar acı çekiyorlar, çocuklarına ayakkabı alamıyorlar, elbette empati kurmalıyız ancak empati ve sorumluluk bilinci el ele gitmelidir. İnsanlar bu kararların sonuçlarıyla yüzleşmek zorundalar" ifadelerini kullandı.