Muhammed Raad’ın kaleminden Lübnan–İsrail müzakerelerinin iç yüzü

img
Muhammed Raad’ın kaleminden Lübnan–İsrail müzakerelerinin iç yüzü YDH

Muhammed Raad, el-Ahbar’daki yazısında Lübnan’daki siyasi sürecin İsrail ile müzakereler üzerinden Direniş’i hedef aldığını belirterek “silahın devlet tekelinde toplanması” tartışmasının işgal koşulları altında yürütülmesini eleştirdi.




YDH- Lübnan Parlamentosu Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad, el-Ahbar’daki makalesinde Lübnan’daki siyasi iktidarın İsrail ile yürütülen müzakereler üzerinden Direniş karşıtı bir yaklaşımı benimsediğini vurguladı. Raad, iktidarın “silahın devlet tekeline alınması” politikasını işgal koşulları altında ilerletmeye çalıştığını ve bu sürecin Direniş’i zayıflatma amacı taşıdığını ifade etti. Makalede ayrıca, Direniş’in İsrail’e karşı mücadeleyi sürdürdüğü, buna karşılık siyasi sürecin ülkeyi riskli bir yöne taşıdığı ve egemenlik tartışmalarını derinleştirdiği belirtildi.

***

Lübnan ile düşman arasında yapılan doğrudan müzakere turlarının doğruladığı gerçek şudur ki, iktidar ekibi fiilen işgalin Direniş’e karşı anlatısını benimsemiştir. Ve bu temel üzerine, Lübnanlıların işgal ile birlikte yaşamayı kabul etmeleri karşılığında, iktidarlarının silahın devlet tekelinde uygulanmasını gerçekleştirmesine yardımcı olacakları esasına dayanarak iç siyasi durumu düzenlemeye başlamıştır.

İktidar ekibinin sunduğu anlatıya göre, temel sorun Direniş’in düşmana teslim olmayı reddetmesidir ve işgal altında iktidarın “silahın tekelleştirilmesi” teklifini kabul etmeyeceğidir. Buradan hareketle, iktidarın Amerikan rızasını, Avrupa’nın yakınlığını ve bölgesel geri çekilmeyi kazanmak için düşmana el uzatıp onunla tokalaşmaktan, onunla doğrudan müzakere kapısını açarak Direniş’i işgal lehine sona erdirmekten ve ateşkes ile İsrail’in işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmesi konusunu, Lübnanlı müzakereci ile İsrailli müzakerecinin uygulanacak görevin önceliği üzerinde mutabık kaldığı sürecin tamamlanmasına kadar ertelemekten başka seçeneği olmadığı belirtilmektedir. Bu süreç, Amerikan “arabulucunun” tanıklığı ve himayesi altında yürütülmektedir.

İktidarın mantığının, girdiği yolun sonuçlarına dair bir cehaletten kaynaklandığı görünmemektedir; aksine yerleşik bir kanaatten ve aynı zamanda siyasi bir bağlılıktan kaynaklanmaktadır. Bu seçeneğin, onun nazarında, egemenlik ve onur pahasına olsa bile, ülkeyi savaştan ve çöküşten kurtaran yol olduğu belirtilmektedir.

Buna karşılık, Direniş’in mantığı esas olarak Lübnanlıların kendi vatanları üzerindeki egemenlik hakkını ve işgalin, kontrol ettiği alan ne olursa olsun, topraklarına yönelik işgalini reddetmesini ifade eder. Ve ülkenin, 1949 ateşkesinden bu yana, Lübnan’a yönelik emellerini hiçbir zaman gizlemeyen Siyonist varlıkla bir düşmanlık halinde olduğu belirtilir. Bunu tekrarlanan işgaller, savaşlar ve saldırılar doğrulamaktadır. Onun topraklarımızdan çıkarılmasında yalnızca karşı koyma ve Direniş etkili olmuştur. Buna karşılık, önceki tüm aşamalarda uluslararası çabalar Lübnan’ın haklarını elde etmeyi başaramamıştır.

Direniş’in mantığı, düşmana boyun eğmenin ve onun şartlarına razı olmanın onu genişlemeye, zorbalığa ve tahakküm kurmaya teşvik ettiğini ve mümkün olan her fırsatta, siyasi koşullar elverdiğinde savaşları ve işgalleri sürdürmesine yol açtığını vurgular.

Ancak işgal, uzun vadeli ve maliyetli olsa bile inatçı bir Direniş ile karşılaştığını kesin olarak bildiğinde, saldırıları hafife almaktan kaçınır.

Buna karşılık, karşı tarafta bir yenilgi, zayıflık ya da egemenlik ve halkın çıkarları pahasına uzlaşmaya yönelme sezerse, teslimiyeti ve kendi şartlarına boyun eğmeyi dayatmak için tüm yönlerde baskıyı artırmaya yönelir.

Tüm dünya şahitlik eder ve kabul eder ki, Direniş 27/11/2024 tarihinde ilan edilen ateşkes anlaşmasına tamamen bağlı kalmıştır. Anlaşmanın uygulanması, egemenliğin tesis edilmesi, işgalcinin çıkarılması, esirlerin geri alınması, halkın köylerine dönmesi ve yeniden inşa çalışmalarına başlanması görevini üstlenen Lübnan makamlarına dayanmıştır.

İsrail, Lübnan makamlarının 5 Ağustos’ta silahın devlet tekeline alınmasını uygulamaya yönelik bir karar aldığını hissettiği anda saldırılarını artırmaya başlamış ve ateşkes sağlanmadan önce bu kararın uygulanmasını Lübnan devletine şart koşmuştur.

O zamandan beri iktidar, adım adım aşağı yönlü bir sürece girmektedir ve bu süreç, son doğrudan müzakerelerde ulaşılan noktaya kadar ilerlemiştir. Bu müzakereler herhangi bir anayasal ya da mîsâkî yetki olmaksızın yürütülmüştür.

Ülke bugün, büyük felaketler doğurabilecek tehlikeli bir yol ayrımındadır. Ortaya çıkacak tüm sonuçların sorumluluğu ise Lübnan’daki gerçek, asil ve bağımsız egemenlik anlayışının tüm düşmanları ve karşıtları tarafından alkışlanan bu iktidara ait olacaktır.

Lübnanlıların, iktidarın kendilerini bugün nereye sürüklediğini bilme hakkı vardır. Ayrıca, iktidar düşmanın taleplerine ve şartlarına boyun eğme ve teslim olma yolunda devam ederse, ülkeyi bekleyen felaketler karşısında direniş yolunda verilen tüm fedakârlıkların önemsiz kalacağını anlamaya hakları vardır.

Sonuç olarak, Lübnanlıların bilme hakkı vardır ki, iktidarın, düşmanın Lübnan’a yönelik saldırganlığı sürerken işgale dayanarak Direniş’in silahsızlandırılmasına yönelmesi, vatan ve vatandaşlar açısından ağır bir suçtur.

Direniş hattındaki sorumluluğumuz, Lübnanlılara Siyonist saldırganlığı püskürtmek için en doğru ve en uygun yolun ne olduğunu düşündüğümüzü açıklamaktır.

Biz ve şerefli, sabırlı ve fedakâr halkımız, varlığımızı, vatanımızı ve egemenlik ile ulusal onura bağlı tüm Lübnanlıları savunmak için vahşi İsrail işgaline karşı koyuyoruz.

Kan dökülmesi, yerinden edilme ve yaralanma bedelini üstleniyoruz; varlığımızı, özgürlüğümüzü ve ülkemizin egemenliğini korumak için sabrediyor ve direniyoruz.

Bizi destekleyen ve yanımızda duran herkese, İranlı, Arap ya da yabancı olsun, teşekkür ediyoruz.

Hiçbir şartı kabul etmiyoruz ve dünyada hiç kimsenin çıkarını halkımızın ve ülkemizin çıkarlarının önüne koymuyoruz.

Bizi anlamayan ve bize karşı düşmanca ve kışkırtıcı yanıltıcı propagandaya kapılanlara gelince, onlara söylediklerimizi en azından duyacakları şekilde hitap etmeye özen gösteriyoruz; söylediklerimize ikna olmasalar bile.

Düşmanımızı destekleyen, ülkemize ve çıkarlarımıza karşı kışkırtıcılık yapan ve suçlu Siyonist saldırı projesine hizmet edenlere gelince, onları hukuk çerçevesinde hesap vermeye çağırıyoruz ve taviz yolunun akıbetinin hayal kırıklığı ve başarısızlık olduğunu vurguluyoruz.

Değerli ve duyarlı Lübnanlı vatandaşlarımıza ve dünyanın her yerindeki Arap ve Müslüman kardeşlerimize ise tüm samimiyetimiz, kardeşliğimiz ve hassasiyetimizle şöyle diyoruz: “Kim bizi hakka uygun olarak kabul ederse, Allah hakka daha layıktır. Kim bize karşı çıkarsa, Allah bizimle zalim topluluk arasında hükmedinceye kadar sabredeceğiz.”

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel