BAE ile bütçe kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen İsrail, yeni silah sistemleri geliştirmek ve ortak askeri tedarik sağlamak amacıyla milyarlarca dolarlık ortak bir savunma fonu kurdu.
YDH- Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, yeni silah sistemleri geliştirmek ve ortak askeri tedarik sağlamak amacıyla ortak bir savunma fonu kurdu.
Konuya dair mülakat veren biri mevcut diyen, diğeri ise eski iki Amerikalı yetkili, fona çok ciddi miktarda bir bütçe tahsis edildiğini ve bu ortaklığın İran'a karşı yürütülen savaşın iki ülkeyi birbirine daha da yakınlaştırdığının en somut göstergesi olduğunu ifade etti.
Amerikalı mevcut yetkili, kurulan bu yeni ortaklık kapsamında iki ülkenin ortak silah tedariki süreçlerini yürüteceğini belirtti.
BAE'nin ayrıca İsrail'e ait hava savunma sistemlerinin teknolojik olarak geliştirilmesi süreçlerini doğrudan finanse edebileceğini kaydeden yetkili, iki ülkenin insansız hava araçlarına karşı geliştirilen C-UAS sistemleri ile diğer gelişmiş hava savunma ağlarını ortaklaşa edinmeyi ve üretmeyi hedeflediğini aktardı.
Söz konusu stratejik anlaşmanın, ABD-İsrail ittifakının İran'a karşı yürüttüğü savaş esnasında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun BAE'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında mühürlendiği bildirildi.
O dönem Netanyahu'nun ofisi bu gizli ziyarete dair resmi bir açıklama yayımlamış, ancak bu durum Abu Dabi yönetiminden nadir görülen sert bir yalanlama dalgasına yol açmıştı.
Konuya dair açıklamalarda bulunan eski Amerikalı yetkili ise fona tahsis edilen bütçenin büyüklüğüne dikkat çekerek, yapılacak askeri alımların muhtemelen sadece hava savunma sistemleriyle sınırlı kalmayacağını, çok daha geniş bir yelpazeye yayılacağını ifade etti.
Tel Aviv merkezli Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde Körfez uzmanı olarak görev yapan kıdemli araştırmacı Yoel Guzansky de duruma ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
"İsrail ile BAE arasındaki ilişkiler tarihinin en yüksek seviyesinde seyrediyor. Bu ortaklık, İsrail'in bugüne kadar herhangi bir Arap ülkesiyle geliştirdiği en yakın ve en derin askeri iş birliği modeli olarak öne çıkıyor."
Şubat ayında ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılara misilleme olarak İran, Körfez genelindeki hedeflere binlerce füze ve dron fırlatmıştı.
Bu süreçte en ağır darbeyi alan BAE topraklarına yaklaşık 3 bin İran dronu ve füzesi isabet etmişti. ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee de Mayıs ayı içinde yaptığı açıklamada, savaş sırasında İsrail'in BAE topraklarına Demir Kubbe hava savunma bataryaları konuşlandırdığını ve bunları işletmek üzere askeri personel sevk ettiğini teyit etti.
Guzansky, silah sistemleri geliştirmek üzere ortak bir fon kurulmasının iki ülke için oldukça mantıklı bir sonraki adım olduğunu belirterek, "İsrail'in BAE parasına ihtiyacı var; çünkü bizim teknolojimiz var ama kaynağımız kısıtlı, BAE'nin ise devasa kaynakları var ancak teknolojisi eksik" dedi.
Avrupa devletlerinin Rusya tehdidine karşı ortak savunma tedariki fonları kurarken yaşadığı bürokratik engellere tezat olarak, mutlak monarşiyle yönetilen BAE için askeri bütçe tahsis etmek çok daha basit ilerliyor.
Resmi savunma bütçesini yayımlamayan Emirlik yönetiminin 2026 yılı askeri harcamalarının yaklaşık 27 milyar dolar, yani gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 5'i seviyesinde olduğu tahmin ediliyor.
Diplomatlar ve savunma sanayii kaynakları, İran'ın saldırılarının ardından tüm Körfez ülkelerinin askeri harcamalarını artırmasını bekliyor.
Yedi emirlikten oluşan BAE'de federal hükümetin merkezi olan en zengin emirlik Abu Dabi lideri Muhammed bin Zayed, aynı zamanda ülkenin devlet başkanlığı makamında oturuyor.
Sadece Abu Dabi emirliği, bünyesindeki egemen servet fonları aracılığıyla yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir finansal hacmi kontrol ediyor ve ülkenin petrol rezervlerinin büyük kısmını elinde bulunduruyor.
Bloomberg'in Mayıs ayı raporlarına göre, Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed al-Nahyan, Mubadala Yatırım Şirketi CEO'su Haldun el-Mübarek ve diğer üst düzey yetkililerle tamamen savunma odaklı yeni bir yatırım mekanizması kurulması konusunu müzakere etti.
İki ülke arasında askeri bağların bu denli derinleşmesi, BAE'nin 2020 yılında İsrail ile ilişkileri normalleştirdiği İbrahim Anlaşmaları sürecinin en büyük kazanımı olarak savunuluyordu.
Nitekim Haziran 2025'te BAE'nin en büyük savunma firması Edge Group, insansız hava araçlarına yapay zeka teknolojileri entegre eden İsrailli Thirdeye Systems şirketinin yüzde 30'luk hissesini satın almıştı.
Princeton Üniversitesi'nden Yakın Doğu çalışmaları profesörü Bernard Haykel, kurulan bu fonun geçmiş askeri anlaşmaların doğal bir devamı olduğunu belirterek, "Bu ortaklık her iki taraf için de son derece rasyonel gerekçelere dayanıyor" dedi.
╰┈➤ ABD'li emekli yarbay Aguilar: BAE, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Belçika’nın konumuna evrildi
İsrail ordusu uzun yıllardır Amerikan vergi mükelleflerinin sağladığı askeri sübvansiyonlarla finanse ediliyor.
Brown Üniversitesi'nin Savaşın Maliyetleri Projesi verilerine göre, ABD'nin İsrail'e her yıl sağladığı yaklaşık 3 milyar dolarlık yabancı askeri yardımın yanı sıra, Eylül 2025'e kadar olan süreçte Tel Aviv'in savunması için doğrudan 21 digital milyar dolar ek harcama yapıldı.
Ancak Netanyahu bizzat yaptığı açıklamalarda, İsrail'in zamanla ABD yardımlarına olan bağımlılığını kademeli olarak sonlandırması gerekebileceğini ifade etmişti; zira ABD iç siyasetinde, özellikle genç seçmenler arasında İsrail'e olan destek hızla eriyor.
Profesör Haykel, bu durumu, "BAE'nin elinde devasa bir nakit gücü var; Amerikan finansmanının tehlikeye girdiği bir dönemde İsrail'in rotayı BAE'ye çevirmesi ve kaynaklarını çeşitlendirmesi çok mantıklı bir hamledir" sözleriyle özetledi.
BAE, Suudi Arabistan ve Katar yönetimleri, ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşa ilk etapta ortaklaşa karşı çıkmış olsalar da, çatışmalar fiilen başladıktan sonra bütünüyle farklı diplomatik pozisyonlar aldılar.
Suudi Arabistan ve BAE, Amerikan ordusuna genişletilmiş askeri üs kullanımı ve hava sahası erişim hakları tanıdı.
Reuters, BAE ve Suudi Arabistan'ın süreç içinde İran topraklarına yönelik bazı askeri saldırılara da doğrudan katıldığını yazdı.
Ancak aynı kesitte Riyad yönetimi, savaşı tamamen sona erdirmek amacıyla Pakistan'ın yürüttüğü ara buluculuk diplomasisine tam destek vermeye başladı.
Buna karşılık BAE'nin ise yürütülen bu barış görüşmelerini sabote etmeye çalıştığı, hem açık alanda hem de kapalı kapılar ardında Trump yönetiminin İran'ı bombalamaya devam etmesi için yoğun kulis yürüttüğü bildirildi.
Abu Dabi yönetimi, yürütülen bu savaşın sonunda Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki askeri nüfuzunu daha da artırmış bir şekilde masadan kalkmasından büyük bir endişe duyuyor.
╰┈➤ Körfez'den ABD'ye mesaj: 'İran işi yarım bırakılmasın'
Avrasya Grubu Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü Firas Maksad, Körfez monarşilerinin derin korkularını şu sözlerle aktardı:
"Körfez devletleri, Trump yönetiminin İran ile bütünüyle nükleer dosyaya ve Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine odaklanan bir anlaşma yapmasından ve günün sonunda İran'ın bölgedeki vekilleri, balistik füzeleri ve dron tehditleriyle baş başa kalmaktan ciddi şekilde korkuyor."
BAE'nin İsrail ile her geçen gün daha da yakınlaşması, bölgedeki komşularının izlediği güvenlik politikalarıyla tam bir tezat oluşturuyor.
╰┈➤ BAE neden İran'ın başlıca hedeflerinden biri haline geldi?
Örneğin Suudi Arabistan, Washington'ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin sürdürülebilirliğine duyduğu şüphe nedeniyle yönünü Pakistan, Türkiye ve Mısır ile olan bağlarını derinleştirmeye çevirdi.
Reuters, Pazartesi günü yayımladığı askeri raporda Pakistan'ın Suudi krallığına destek amacıyla 8 bin asker, bir savaş uçağı filosu ve Çin üretimi gelişmiş bir hava savunma sistemi konuşlandırdığını duyurdu.
Analist Firas Maksad, BAE'nin bu bölgesel savunma bloğunun bir parçası olmayacağını belirterek, "Emirlikler için İran'a karşı tek ve en güçlü kaldıraç noktası İsrail ile kurdukları bu yakın ilişkidir; İran ile ilişkiler ne kadar düşmanca bir hal alırsa, BAE de İsrail'e o kadar yaklaşacak ve güvenlik bağlarını geliştirecektir" dedi.