Washington'a şok üstüne şok: İran'ın hedef bankası genişliyor

img
Washington'a şok üstüne şok: İran'ın hedef bankası genişliyor YDH

❝Tahran’ın yeni bir "hedef bankası" oluşturduğu ve olası her saldırıya karşı misliyle mukabele etmeye hazır olduğu görülüyor.❞




Muhammed Hacavi

YDH- El-Ahbar yazarı Muhammed Hacavi, İran–ABD/İsrail hattında yeniden tırmanma potansiyeli taşıyan savaş senaryosunu ve tarafların bu doğrultuda şekillenen pozisyon alışlarını ele aldığı analizinde, “iki tarafın da geri adım atmaktan ziyade olası bir savaş senaryosuna göre konumlandığı” tespitini merkezine alıyor. Hacavi’ye göre asıl risk, yanlış hesaplamalar sonucunda kontrolden çıkabilecek ve bölgeyi içine çekebilecek geniş çaplı bir savaş ihtimali.

✱✱✱


Birçok gözlemci ve analist, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik savaş tehditlerinin temel amacının Tahran'ı müzakere masasında taviz vermeye zorlamak olduğuna inansa da, İslam Cumhuriyeti içerisindeki tablo bambaşka.

Tahran cephesinde yeni bir savaş senaryosu en olası ihtimal olarak görülüyor ve acil hazırlık gerektiriyor.

Bu doğrultuda askeri tetikte olma durumu artırılmış, resmi uyarıların dozu yükseltilmiş durumda; atılan tüm adımlar, öngörülemeyen sürprizlerin bedelini ağır ödememek adına çatışmaların yeniden başlamasına hazırlık odaklı bir stratejiyle şekilleniyor.

Bu bağlamda Devrim Muhafızları, ülkeye yönelik olası bir saldırı durumunda "savaşı bölgenin ötesine taşıyacakları" tehdidini savurdu.

Yapılan açıklamada, İran'ın önceki çatışmalarda "tüm imkânlarını kullanmadığı" vurgulandı.

"Amerikan-Siyonist düşman"a seslenilerek, "İran'a yönelik saldırılar tekrarlanırsa, yaşanacak bölgesel savaş bu kez bölge sınırlarına hapsolmayacak; çatışmalar ötesine yayılacak, hiç beklemediğiniz yerlerden yıkıcı darbeler alacak ve mutlak bir yenilgiye uğrayacaksınız" ifadeleri kullanıldı.

Benzer şekilde, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da ateşkesin ardından Amerikan ve İsrail saldırıları durulmuş görünse de, düşmanın açık ve gizli faaliyetlerinin askeri hedeflerinden vazgeçmediğini ve "yeni bir savaş macerası" arayışında olduğunu gösterdiğini belirtti.

İran silahlı kuvvetlerinin ateşkes dönemini "askeri gücünü yeniden yapılandırmak" için değerlendirdiğini vurgulayan Galibaf, İslam Cumhuriyeti'ne yapılacak herhangi bir yeni saldırının düşmana çok ağır bir pişmanlık yaşatacağını dile getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise olası bir savaşın patlak vermesi durumunda İran'ın "çok daha büyük sürprizlerle" karşılık vereceğini vurguladı.

X platformundaki paylaşımında, özellikle Amerikan savaş uçaklarının düşürülmesi bağlamında İran silahlı kuvvetlerinin önceki çatışmalardaki performansını öven Arakçi, "Çıkardığımız dersler ve elde ettiğimiz tecrübeler ışığında, şundan emin olabilirsiniz: Savaş alanına geri dönüşümüz, çok daha büyük sürprizlerle olacaktır," ifadelerini kullandı.

Devrim Muhafızları ile Galibaf ve Arakçi’nin açıklamaları, Tahran’ın yeni bir savaşta çok daha cesur önlemler almayı ve kapsamlı taarruz operasyonları yürütmeyi planladığını açıkça ortaya koyuyor.

İran güvenlik çevrelerindeki ortak kanaat ise ABD’nin olası bir çatışmada kısa süreli ama çok daha yoğun bir savaşı hedeflediği yönünde.

Washington'ın 40 gün süren önceki çatışmadakine benzer bir yıpratma savaşına girmek yerine, Tahran'a en kısa sürede ağır bir darbe indirerek sahadaki güç dengesini bir anda değiştirecek "şok etkisi" yaratmayı amaçladığı düşünülüyor.

İran ise bu stratejiye, herhangi bir çatışmanın ilk saatlerinden itibaren en sert karşı saldırıları başlatarak yanıt vermeye hazırlanıyor.

Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmaktan bölgedeki Amerikan çıkarlarını hedef almaya, hatta çevre ülkelerdeki kritik noktaları vurmaya kadar uzanan bu hamleler, çatışmanın maliyetini hızla yükselterek düşmanı caydırmayı amaçlayan bir stratejinin parçası.

Tahran’ın bu senaryo için yeni bir "hedef bankası" oluşturduğu ve olası her saldırıya karşı misliyle mukabele etmeye hazır olduğu görülüyor.

Tahran, özellikle enerji altyapısına yönelik tehditler karşısında, tesislerinin istikrarsızlaştırılmasına sessiz kalmayacağını ve herhangi bir tırmanışın tüm bölgeyi içine çekeceğini açıkça vurguluyor.

İran'ın geçmiş stratejisinden farklı olarak, daha sınırlı yoğunluktaki saldırılarda dahi BAE gibi ülkelere karşı çok daha agresif bir caydırıcılık politikası izleyeceği değerlendiriliyor.

Nitekim resmi yayın organı İran gazetesi de dün bu "yeni hedef bankası" konusunu gündeme taşıdı.

Gazete, Tahran’ın bir sonraki çatışmada tüm odağını İsrail’e çevireceğini ve İsrail devletini saldırı önceliklerinin en başına yerleştireceğini belirtti.

Tüm bu gerilimli atmosferin gölgesinde Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, bir hafta içinde ikinci kez Tahran'ı ziyaret etti.

Bu ziyaretin, İslamabad'ın Tahran ile Washington arasındaki arabuluculuk çabalarının bir yansıması olduğu değerlendiriliyor.

Taraflar arasındaki birkaç tur mesaj alışverişine rağmen bu çabalar henüz somut bir neticeye ulaşmadı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Pakistan kanalıyla görüşmelerin sürdüğünü teyit ederken, ülkesinin masada taleplerden ziyade haklarının peşinde olduğunu vurguladı.

Öte yandan Tesnim, dün akşam İran müzakere ekibine yakın bir kaynağa dayanarak verdiği haberde, "ABD üç gün önce Pakistan üzerinden ilettiğimiz mesaja yanıt olarak yeni bir not gönderdi; İran bu mesajı şu an inceliyor ve henüz bir yanıt vermedi" ifadelerine yer verdi.

Aynı kaynak, Pakistanlı arabulucunun iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarını gidermek için yoğun bir çaba sarf ettiğini de sözlerine ekledi.

Tüm bu gelişmeler, Donald Trump'ın son günlerde Körfez liderlerinin ricası üzerine İran'a yönelik askeri harekâtı ertelediğini duyurması, ancak aynı zamanda Tahran'a sadece birkaç günlük süre tanıdığı tehdidini savurmasıyla eş zamanlı ilerliyor.

Trump'ın bu açıklaması, tehditlerinin inandırıcılığını artırmak ve İran üzerindeki psikolojik ve siyasi baskıyı derinleştirerek masada daha fazla taviz koparmaya yönelik bir strateji gibi görünüyor.

Ancak bu durum, Washington'un askeri seçenekten tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Aksine; siyasi baskı ve tehditlerin Tahran’ın tutumunu değiştirmekte yetersiz kaldığı kanaatine varılırsa, bu seçeneğin masaya dönme olasılığı oldukça yüksek.

Trump dün, “İran’la müzakerelerde son aşamaya geldik, bekleyip göreceğiz. Ya bir anlaşmaya varacağız ya da pek de hoş olmayan bazı adımlar atmak zorunda kalacağız; umarız buna gerek kalmaz,” sözleriyle bu tutumunu yineledi.

Bu açıklama, Trump'ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yaptığı ve İsrail basınında “kritik” olarak nitelendirilen uzun görüşmenin hemen ardından geldi. Trump, Netanyahu ile olan diyaloğuna dair “Netanyahu İran konusunda istediğimi yapacak; anlaştık,” ifadesini kullandı.

Axios’un aktardığına göre ise iki lider arasında, bir anlaşmaya varma çabaları üzerine oldukça gergin bir görüşme geçti. Trump'ın, arabulucuların Washington ile Tahran arasında savaşı bitirecek bir niyet mektubu üzerinde çalıştığını söylemesi üzerine Netanyahu’nun öfkelendiği belirtildi.

Öte yandan, Trump'ın askeri harekâtı ertelemeden önce Körfez liderleriyle istişarede bulunduğu iddialarına ilişkin ilk resmi açıklama Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’dan geldi.

Ferhan, “ABD başkanının, savaşı nihayete erdirecek, Hürmüz Boğazı'nda güvenliği ve seyrüsefer serbestliğini yeniden tesis edecek bir anlaşma için müzakerelere fırsat tanımasını memnuniyetle karşılıyoruz. İran’ın bu fırsatı değerlendirip gerilimi tırmandırmaktan kaçınmasını ve kapsamlı bir mutabakata varmak için sürdürülen diplomatik çabalara yanıt vermesini bekliyoruz,” ifadelerini kullandı.


Çeviri: YDH

İlgili Haberler


Makaleler

Güncel