Rusya'nın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Daimi Temsilcisi Dmitriy Polyanskiy, Batı ülkelerinin Ukrayna krizindeki rolünü ve tırmanan askeri gerilimi değerlendirdi.
YDH - Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen, Rusya Federasyonu'nun eski Birleşmiş Milletler Daimi Temsilci Yardımcısı ve mevcut Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Daimi Temsilcisi Büyükelçi Dmitriy Polyanskiy ile Avrupa güvenliği, Ukrayna krizinin tırmanma aşamaları ve çok taraflı diplomatik kurumların geleceği üzerine mülakat gerçekleştirdi.
Söyleşide, Avrupa genelindeki askeri hareketlilik, nükleer caydırıcılık doktrinindeki değişimler ve taraflar arasındaki diplomatik kanalların mevcut durumu ayrıntılı şekilde ele alındı.
Söyleşinin başlangıcında siyaset bilimci Glenn Diesen, Rusya Savunma Bakanlığının nisan ayında Ukrayna'daki savaş için insansız hava araçları ve diğer askeri bileşenleri üreten Avrupa genelindeki şirketlerin ve tesislerin bir listesini yayımladığını hatırlattı.
Diesen, Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in bu tesisleri meşru hedefler olarak tanımladığını belirtti. Rusya topraklarının derinliklerine yönelik artan insansız hava aracı saldırılarına dikkat çeken Diesen, bu durumun Rusya ile NATO arasında doğrudan bir savaş veya çatışma riskini büyüterek gerilimi tırmandırdığını ifade etti ve Polyanskiy’e bu gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini sordu.
"Bugün doğrudan savaşta olmamak ile yarın doğrudan savaşa girmek arasındaki sınır son derece belirsizleşti"
Büyükelçi Dmitriy Polyanskiy, gerilimin tırmanma eğiliminde olduğuna dair hiçbir şüphesinin bulunmadığını belirterek sözlerine başladı.
Her hafta Avrupa’daki güvenlik durumunu tartışmak üzere toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Daimi Konseyi toplantılarında bu konuyu çok yüksek sesle ve kararlılıkla dile getirmeye çalıştığını ifade eden Polyanskiy, mevcut duruma ilişkin şu değerlendirmeleri paylaştı:
"Bugün doğrudan savaşta olmamak ile yarın doğrudan savaşa girmek arasındaki sınır son derece belirsizleşti. NATO ülkelerinin, özellikle de Baltık devletlerinin ve Polonya’nın, doğrudan veya dolaylı olarak askeri eylemlere her geçen gün daha fazla dahil olduğunu defalarca belirttik. Örneğin, Birleşik Krallık ve Fransa tarafından sağlanan, ancak yalnızca Batılı uzmanların doğrudan yardımıyla faaliyete geçirilebilen uzun veya orta menzilli füzelerin kullanımını nasıl değerlendirebilirsiniz? Bu durum, Ukrayna’nın hangi noktaları vuracağına tek başına karar vermesinin yeterli olmadığını gösteriyor. Bu ülkelerden birilerinin, fiziki olarak düğmeye Ukraynalılarla birlikte basması gerekiyor. Bu eylem onları kesinlikle suça ortak yapmaktadır ve doğal olarak sorumluluğu paylaşmaktadırlar."
Polyanskiy, tüm NATO askeri mekanizmasının Kiev rejimine topçu silahları, mühimmatlar ve insansız hava araçları sağlamak için elinden gelenin en iyisini yaptığını vurguladı. Rusya'nın tüm bu devasa askeri makineyle yüzleşmek zorunda kaldığını belirten diplomat, koordinatları açıklanan insansız hava aracı üretim tesislerine ek olarak yeni istihbarat verilerine de değindi:
"Geçtiğimiz günlerde istihbarat servislerimizden, özellikle Letonya hakkında spesifik bir bilgi paylaşıldı. Bu bilgi, Letonya’nın kendi topraklarından doğrudan Ukrayna insansız hava araçlarının fırlatılmasına yardım etme veya bu fırlatmaları başlatma aşamasında olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bu durum artık sadece Rusya’nın kuzeybatısını vurmaya çalışan Ukrayna araçlarına hava sahası sağlamakla ilgili değil, doğrudan Letonya topraklarından Rusya’daki hedeflere insansız hava aracı fırlatılmasıyla ilgilidir. Peki, birilerinin çıkıp 'Evet, artık doğrudan savaştayız' diyeceği o an nerede başlayacak? Askerlerin, tüm protokollere ve askeri rutin belgelere uygun olarak almaları gereken kararları alacakları an ne zaman gelecek? Bunun çok büyük bir gelişmeyle duyurulacağını sanmıyorum. Avrupa’daki insanlar kendilerini bir anda NATO ile doğrudan bir çatışmanın içinde bulabilirler ve bu durum tamamen beklenmedik bir şekilde gerçekleşebilir. Komşularımızın attığı adımlar göz önüne alındığında, Rusya’daki hiç kimse için bu tür bir gelişme şaşırtıcı olmayacaktır."
"Batı dünyası tarihi sadece 2022 yılından itibaren başlatmak istiyor"
Siyaset bilimci Glenn Diesen, insansız hava araçlarının sadece silah olarak değil, aynı zamanda kullanılan bölgeler açısından da risk taşıdığını belirtti.
Birçok insansız hava aracının Baltık devletleri ve Finlandiya üzerinden geçtiğini, hatta buralardan kalktığına dair iddiaların bulunduğunu ifade eden Diesen, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin bu araçların Ukrayna’ya ait olduğunu ancak Rusya’nın saldırganlığı olmasaydı orada bulunmayacaklarını söyleyerek sorumluluğu tamamen Rusya’ya yüklediğini hatırlattı.
Diesen, Batı’nın Ukrayna’yı sorumlu tutmamasının ve Avrupa hava sahasına giren Ukrayna araçlarından Rusya’yı sorumlu görmesinin diplomatik bir onay veya izin anlamına gelip gelmediğini sordu.
Dmitriy Polyanskiy, bu tür durumlarda diplomatik dilin neredeyse tamamen tükendiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bahsettiğiniz bu sapkın mantık, Batı’nın bu krize yönelik algısının gerçek bir uzantısıdır. Bu algıya göre Ukrayna hiçbir şeyden sorumlu tutulamaz. Batı dünyası tarihi sadece 2022 yılından itibaren başlatmak istiyor. Bu tarihten önce gerçekleşen hiçbir şeyin var olmadığını iddia ediyorlar. Savaşın aslında 2014 yılından beri devam ettiği ve bizim tüm barışçıl yollar tükendiğinde, anlaşmalar sabote edildiğinde bu savaşı durdurmak için oraya gittiğimiz yönündeki argümanlarımızı reddetmeye çalışıyorlar. Oysa o anlaşmalar Ukrayna’ya Donbass bağlamında toprak bütünlüğünü yeniden kazanması ve Rusya’ya karşı normal, dostane bir ülke haline gelmesi için çok iyi bir şans tanıyordu. Tüm bunlar tamamen bir kenara fırlatıldı."
Büyükelçi Polyanskiy, büyükelçilerin ve maslahatgüzarların yabancı dışişleri bakanlıklarına çağrılarak Ukrayna insansız hava araçlarının bu ülkelerin topraklarına girmesi nedeniyle protesto notası verilmesini şaşkınlıkla karşıladıklarını belirtti:
"Bu durum örneğin Letonya’da yaşandı. Oradaki meslektaşım, Ukrayna komutası tarafından gönderilen Ukrayna insansız hava araçlarının Letonya hava sahasına girmesi ve orada belirli bir noktayı vurmasıyla bizim ne ilgimiz olduğunu sorduğunda, tam olarak sizin az önce söylediğiniz yanıtı verdiler. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı olmasaydı bunun yaşanmayacağını söylediler. Onların mantığı bu; her şey Rusya’nın saldırganlığı ile açıklanıyor. Öte yandan, artık neredeyse hiç kimse 'kışkırtılmamış' ifadesini kullanmıyor. Birleşmiş Milletler’deki görev süremi hatırlıyorum, bu kelime adeta bir mantra gibi sürekli tekrarlanırdı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir çözüm istiyorsak bu krizin temel nedenlerinin de ele alınması gerektiği fikrine açık olduğunu gösterdikten sonra, en azından Avrupa ülkeleri retoriklerini biraz değiştirdi. Artık 'kışkırtılmamış' kelimesini kullanmıyorlar çünkü bu artık gülünç kaçıyor. Herkes 2022’den önce meydana gelen ve bizi bugün bulunduğumuz noktaya getiren olayların farkında."
Polyanskiy, Batılı ülkelerin Ukrayna’da olup biten gerçekleri görmezden geldiğini, yolsuzluk iddialarını ise olması gerektiği ölçüde konuşmadıklarını savundu:
"Kiev rejiminin başındaki kişinin aynı zamanda bu yolsuzluk ağının da başında olduğu yönündeki üzücü gerçeği kamuoyu önünde telaffuz etmeye kimse cesaret edemiyor. Ukrayna hakkında kötü hiçbir şey söylenemezmiş gibi davranıyorlar. Ukrayna’nın insan hakları, din özgürlüğü, siyasi özgürlükler ve azınlık hakları konusunda yaptığı korkunç ihlalleri tamamen görmezden geliyorlar. Onlar için bu ihlaller mevcut değil. Onların dünyasında Ukrayna her zaman beyaz ve kusursuz, Rusya ise her zaman kötüdür. Değiştirmek istemedikleri algı tam olarak budur."
"Baltık Denizi’nin bir NATO iç denizi haline getirilmek istenmesi açık bir savaş sebebidir"
Söyleşide Baltık bölgesindeki diğer gerilim alanlarına da değinen Glenn Diesen, Kaliningrad üzerindeki baskıların artırılması yönündeki tartışmaları ve Birleşik Krallık’ın Rusya ile yüzleşmek üzere kurulan bir deniz bloğuna liderlik edeceğine dair haberleri hatırlattı.
Ayrıca Rusya’nın gölge filosu olarak adlandırılan ticari hareketliliğe yönelik sürekli referanslar verildiğini belirterek soğuk savaş döneminde bile düşünülemeyecek bu tür adımların artık gazete manşetlerine bile taşınmamasını endişe verici bulduğunu ifade etti ve kırmızı çizgilerin aşılmasına ne kadar yakın olunduğunu sordu.
Dmitriy Polyanskiy, Avrupa ülkelerinin Rusya’nın sabrının sınırlarını test ettiğini belirterek şu uyarıda bulundu:
"Avrupa ülkeleri sabrımızı zorluyor ve kendilerini tartışmamızın başında belirttiğim doğrudan çatışma durumunun içinde bulmaları çok kolay olacak. Baltık Denizi, bu tür bir çatışma için oldukça muhtemel bir bölge gibi görünüyor çünkü burada NATO ülkeleri tarafından Rusya’ya karşı pek çok adım atılıyor. Bazıları açıkça Baltık Denizi’ni yalnızca bir NATO iç denizi haline getirmekten bahsediyor ki bunun açık bir savaş sebebi olduğunu anlamak zor değildir. Litvanya Savunma Bakanı gibi bazı subaylar, Moskova’daki havayı yatıştırmak için NATO’nun Rusya’ya Kaliningrad’ı vurma kapasitesine sahip olduğunu göstermesi gerektiğini iddia ediyor. Bundan daha sorumsuz bir açıklama hayal edemiyorum. Tüm bu savaşçı adımlar bizi doğrudan çatışmanın artık bir analiz konusu değil, hayatın bir gerçeği olacağı noktaya getirmektedir. Bu çizgi çok belirsizdir ve NATO ülkelerinin kışkırtmaları ile retorikleri nedeniyle her an aşılabilir. Bu durum ülkemizde elbette gözden kaçmamaktadır."
"Uzmanlar topluluğunda taktiksel nükleer silah kullanma fikri artık bir tabu olmaktan çıktı"
Glenn Diesen, birkaç gün önce Rusya’nın nükleer doktrininin değiştirilmesinde etkili olan, Mihail Gorbaçov’dan Boris Yeltsin ve Vladimir Putin’e kadar birçok lidere danışmanlık yapmış akademisyen Sergey Karaganov ile görüştüğünü belirtti.
Karaganov’un, geçmişte Rusya’nın caydırıcılığını yeniden tesis etmek amacıyla Avrupa’ya yönelik bir saldırı düzenlenmesini savunduğunu ve o dönem azınlıkta kaldığını, ancak günümüzde bu görüşün büyük bir çoğunluğu temsil ettiğini öne sürdüğünü aktardı.
Diesen, Polyanskiy’e Rusya’nın Avrupalılara yönelik yaklaşımında bu tür bir ruh hali değişimi hissedip hissetmediğini sordu.
Polyanskiy, Rusya’daki uzmanlar topluluğunun son derece dinamik olduğunu ve içinde Sergey Karaganov gibi saygın akademisyenlerin de bulunduğu farklı görüşleri barındırdığını ifade ederek şunları söyledi:
"Rusya uzmanlar topluluğunda taktiksel nükleer silah kullanma fikrinin artık bir tabu olmadığını söyleyebilirim. Pek çok insan bu fikirleri paylaşıyor ve bu durum açıkça görülebiliyor. Ancak bu durum, belirli konularda nihai kararları alan resmi karar alma mekanizmalarına henüz yansımış değildir. Karar alıcı çevreler ile uzmanlar topluluğu arasında bu anlamda büyük bir fark vardır. Yine de değişim gözle görülür düzeydedir çünkü insanlar gerçekten hayal kırıklığı yaşıyor. Birçok kişi, Batı’nın zaten Rusya’ya karşı doğrudan savaş yürüttüğünü, Rus askerlerini öldürdüğünü ve Rus sivil altyapısının hedef alınmasına katıldığını belirtiyor. 'Daha neyi bekliyoruz?' sorusu artık her zamankinden daha yüksek sesle sorulmaktadır. Avrupalı komşularımız aklıselim davranmadığı sürece işlerin her an daha da kötüye gidebileceğini düşünüyor ve hiçbir senaryoyu dışlamıyorum."
"Ukrayna’nın geri kalanında aynı rejimin varlığını sürdürmesine müsamaha göstermeyeceğiz"
Diesen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in savaşın nihayetinde sona ereceğine dair açıklamalarını hatırlatarak siyasi bir çözüm veya uzlaşı yolu olup olmadığını sordu.
NATO ülkelerinin "Rusya çekildiğinde savaş biter" sloganını kullandığını ancak Rusya’nın çekilmesi durumunda NATO’nun o bölgelere yerleşeceğini açıkça ifade ettiğini belirten Diesen, taraflar arasında karşılıklı güvenlik kaygılarının giderilebileceği bir taviz arayışı olup olmadığını sorguladı.
Polyanskiy, AGİT toplantılarının kulislerinde krizden ciddi şekilde endişe duyan ve kendisiyle iletişime geçen pek çok muhatabı olduğunu ancak bazı ülkelerin ortak bir pozisyonu dayatarak meslektaşlarını adeta rehin tuttuğunu ifade etti.
Avrupa Birliği’nin üst düzey yöneticilerinin herkesi tek bir çizgide tutmaya çalıştığını belirten diplomat, barış çabalarına ilişkin şu detayları aktardı:
"Barışa giden yol şu an son derece nettir. Ancak bu yolu takip etmek istemeyen, tamamen farklı planları olan belirli elitler ve gruplar bulunmaktadır. Bu durum gerçekliği doğru analiz edemediklerinden mi yoksa başka sebeplerden mi kaynaklanıyor bilemiyorum. Ancak her şeyini bu krizin devam etmesine bağlamış bir elit grubu var. Bu grubun en başında da meşru bir gerekçe olmaksızın Ukrayna iktidarının zirvesinde iki yıl daha geçiren kişi yer almaktadır. Savaşın sona ermesi, kendi ülkelerine yaptıklarının hesabını vermek zorunda kalacakları anlamına geleceği için bu değişimi istemiyorlar. Ukrayna’daki herkes feda edilse bile savaşın sonuna kadar sürmesini istiyorlar. Batı’da da bu yozlaşmış elitlerin arkasında duran ve yolsuzluk skandallarının üstünü örtmeye çalışan gruplar mevcut."
Polyanskiy, Rusya’nın barış için kabul edeceği şartları ve Ukrayna’nın gelecekteki statüsüne yönelik beklentilerini şu sözlerle özetledi:
"Barışa giden yol bellidir; sınırlarımızda normal bir komşu istiyoruz. Rusya ile birleşme arzusunu ortaya koyan ve anayasamıza uygun olarak kabul ettiğimiz bölgelerin topraklarının ya askeri yollarla ya da Ukraynalıların rızasıyla özgürleştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca Ukrayna’nın geri kalan kısmının nasıl bir yapıya sahip olacağı da büyük bir sorudur. Kendi anayasal hükümlerini çiğneyerek Rusça konuşanların haklarına saygı göstermeyen, dünyada resmi olarak Rusça dilini yasaklayan tek ülke konumundaki bu rejimin geri kalan Ukrayna topraklarında varlığını sürdürmesine müsamaha göstermeyeceğiz. Sınırlarımızda Rusya’yı tehdit etmeyecek, bağımsız devletler olarak ortaya çıktığımız dönemde imzaladığımız iyi komşuluk ilişkileri antlaşmasına sadık kalacak normal bir ülke istiyoruz. Eğer bu senaryo gerçekleşmezse savaşmaya devam etmek zorunda kalacağız. Bu durum Ukrayna için yıkıcı sonuçlar doğururken, Rusya ile NATO arasında doğrudan bir askeri çatışma riskini ve Avrupa kıtası için öngörülemez sonuçları beraberinde getirecektir."
"AGİT şu anda yaşam destek ünitesine bağlı durumda ve komaya girmeye çok yakın"
Mülakatın son bölümünde Glenn Diesen, blok siyasetini aşmak amacıyla 1975 Helsinki Nihai Senedi ve 1990 Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı ile temelleri atılan AGİT’in, Avrupa güvenliğini yönetme konusunda gelecekte bir rol oynayıp oynayamayacağını sordu.
Güvenlik mimarisinin NATO’nun genişlemesi lehine terk edildiğini belirten Diesen, kapsayıcı bir güvenlik yapısını canlandırma fırsatı olup olmadığını sorguladı.
Büyükelçi Dmitriy Polyanskiy, AGİT’in mevcut kurumsal durumunu şu analojiyle tarif etti:
"AGİT şu anda maalesef yaşam destek ünitesine bağlı durumda ve komaya girmeye çok yakın. Bu teşkilatın kuruluş amacı ve öncellerimizin vizyonu, bugünkü işleyiş tarzıyla tamamen çelişmektedir. Bu örgüt hiçbir zaman blok zihniyeti için tasarlanmamıştı; aksine blok zihniyetine bir alternatif olarak kurulmuştu. Herkes için güvenlik sağlayabilecek bir yapı olarak inşa edilmişti ve hâlâ geçerliliğini koruyan çok önemli belgelere sahiptir. Ancak NATO ülkeleri, Rusya’yı ve diğer ülkeleri kapsayan bölünmez bir güvenlik mimarisi inşa etmek yerine, NATO’nun sınırsız ve gerekçesiz genişlemesi uğruna her şeyi feda etmeyi seçti. NATO, bugün de gördüğümüz gibi saldırgan bir bloktur ve varlığını sürdürebilmek için kendisine bir düşman belirlemek zorundadır. Rusya’yı düşman ilan etmeleri sadece bir zaman meselesiydi."
Polyanskiy, AGİT platformunun Batılı ülkeler tarafından tekelleştirildiğini ve Rusya’ya karşı yürütülen hibrit savaşta bir araç olarak kullanıldığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
"Her konu Ukrayna bağlamına indirgenmiş durumda ve her tartışma bu yanlış algıyla zehirleniyor. Kimse argümanlarımızı duymak istemiyor. Farklı siperlerdeyiz ve gerçek bir diyalog zemininden yoksunuz. AGİT’in resmi işleyişine baktığınızda sadece boş laflar ve Rusya’ya yönelik tehditler görüyorsunuz. Ukrayna ve sponsorları, her olayı Rus karşıtı ve Rusofobik bir anlatıyı yaymak için kullanıyor. Bu durum örgütün geleceği ve katma değeri konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Rusya olarak henüz bu örgütten çekilmedik ve yaklaşımlarımızı Avrupalı komşularımıza duyurmak için bu platformu kullanmaya devam ediyoruz. Ancak bu şekilde devam ederse örgütün geleceği üzerine büyük bahisler oynamam. Birçok ülke, AGİT’in tamamen işlevsizleşerek ortadan kalkması riskini göz ardı ederek onu yapay solunumda tutmaya devam etmek istiyor. Bu durum çok yazık olur ancak bizi bu senaryoya doğru hızla sürükleyenler yine kendileridir."