İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da dijital arazi kayıt sistemi başlattığı, adımın mülkiyet hakları ve yerleşim genişlemesi üzerinden “ilhak” endişelerini artırdığı bildirildi.
YDH- İsrail’in, işgal altındaki Batı Şeria’da arazi kaydına yönelik yeni bir “dijital platform” başlattığı, bu adımın işgal altındaki Filistin toprakları üzerindeki İsrail kontrolünü pekiştirmeyi ve “ilhak” sürecini hızlandırmayı amaçladığı bildirildi.
“Tapu Sicili ve Hakların Tescili” olarak adlandırılan sistemin perşembe günü tanıtıldığı ve işgal altındaki topraklarda İsrail idari otoritesi altında arazi kayıt süreçlerini tamamlamaya yönelik daha geniş bir planın parçası olduğu aktarıldı.
Kapsamlı arazi kayıt hamlesi
Projenin, İsrail güvenlik kabinesinin Mayıs 2025’te aldığı kararla Batı Şeria genelinde kapsamlı bir arazi kayıt sürecinin başlatılmasının ardından devreye alındığı belirtildi.
Sistemin 15 Şubat 2026’da resmi olarak yürürlüğe girdiği, arazi kayıt yetkilerinin İsrail Adalet Bakanlığı ve İsrail Harita Dairesi’ne devredildiği ifade edildi. İsrail makamlarının projeye destek için 244 milyon şekel (yaklaşık 79 milyon dolar) bütçe ayırdığı kaydedildi.
Mevcut bilgilere göre programın, işgal altındaki Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 35’ine denk gelen C Bölgesi’ndeki arazilerin yaklaşık yüzde 58’inin kayda geçirilmesini hedeflediği, Doğu Kudüs’ün ise kapsam dışında bırakıldığı aktarıldı.
İsrail tarafının girişimi, mülkiyet haklarının düzenlenmesi ve sahiplik iddialarının netleştirilmesi süreci olarak tanımladığı belirtildi.
Araziye el koyma endişeleri
Gözlemciler, projenin Filistin topraklarının geniş alanlarının fiilen işgalini kolaylaştırabileceğini ifade ediyor.
C Bölgesi’ndeki birçok Filistinlinin Osmanlı, Britanya Mandası, Ürdün dönemi kayıtları, miras, vergi ve geleneksel mülkiyet belgelerine dayandığı; modern tapu belgelerinin bulunmadığı belirtildi.
Bu nedenle İsrail’in kayıt şartlarını karşılayamayan mülk sahiplerinin arazilerinin “devlet arazisi” olarak sınıflandırılabileceği ve doğrudan İsrail kontrolüne geçebileceği ifade edildi.
Hak savunucuları, sürecin yerleşim inşasını kolaylaştırabileceği, Filistinli mülkiyet iddialarını baypas edebileceği ve işgal altındaki bölgelerde yerleşimlerin genişlemesini hızlandırabileceği uyarısında bulunuyor.
Uzmanlar ayrıca, arazi yönetiminin askeri otoriteden sivil İsrail kurumlarına devredilmesinin, işgal altındaki Filistin topraklarının İsrail’in hukuki ve idari sistemine entegre edilmesi yönünde daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu belirtiyor.
Filistinli hukukçular ise projenin yalnızca idari bir düzenleme olmadığını, işgal altındaki topraklarda yeni bir hukuki gerçeklik yaratma girişimi olduğunu ve bunun İsrail’in toprak üzerindeki iddialarını güçlendirerek geri dönüşü zorlaştıracağını ifade ediyor.
C Bölgesi “ilhak” tartışmalarının merkezinde
C Bölgesi, Batı Şeria’nın yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor ve tamamen İsrail askeri ve idari kontrolü altında bulunuyor. Bölge, İsrail yerleşimlerinin büyük bölümünü ve gelecekteki bir Filistin devleti için kritik tarım, mera ve kalkınma alanlarını kapsıyor.
Eleştirmenler, kayıt kampanyasının teknik bir işlemden ziyade, mülkiyet yapısını yeniden şekillendirmeyi ve 1967’den bu yana işgal altında olan topraklar üzerindeki İsrail kontrolünü kalıcılaştırmayı hedefleyen stratejik bir adım olduğunu vurguluyor.
Girişim uluslararası düzeyde de eleştirilere neden olurken, işgal altındaki topraklarda İsrail yönetimli bir arazi sicili oluşturulmasının Filistinlilerin mülkiyet haklarını zayıflatabileceği yönünde uyarılar yapılıyor.
Ayrıca, bu durumun yerleşim genişlemesini kolaylaştırabileceği ve Filistin egemenliğine dayalı gelecekteki siyasi çözümü zorlaştırabileceği belirtiliyor.