Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen'ın sorularını yanıtlayan Taihe Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Einar Tangen, Batı dünyasındaki rasyonellik kaybını, ABD siyasetini şekillendiren tarihsel doktrinleri ve Çin’in yeni dönem küresel stratejisini değerlendirdi.
YDH - Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen'ın gerçekleştirdiği mülakata konuk olan Taihe Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı ve Uluslararası Yönetişim İnovasyon Merkezi (CIGI) Kıdemli Uzmanı Einar Tangen, küresel güç dengelerindeki kaymaları ve Batı blokunda derinleşen rasyonalite krizini ele aldı.
Pekin’in son yıllarda düşük profilli dış politika çizgisini geride bırakarak küresel diplomaside daha aktif bir rol üstlendiğini belirten uzmanlar, özellikle ABD ve Rusya ile ilişkilerdeki yeni dinamiklerin dünya düzenini kökten değiştirdiğini ifade etti.
Söyleşinin başında Pekin’in uluslararası diplomaside artan ağırlığına değinen Tangen, Çin liderliğinin ABD yönetimini ve özellikle Donald Trump’ı çok yakından analiz ettiğini kaydetti.
Çin’in ilk döneminde Trump’ı sadece iş dünyasından gelen ve küresel tedarik zincirlerinin birbirine bağlı yapısını gözeterek ticari mantıkla hareket edecek bir lider olarak gördüğünü aktaran Tangen, bu beklentinin boşa çıktığını belirtti.
Çin karşıtı politikaların sadece bir seçim kampanyası argümanı olmadığını, aksine kalıcı bir devlet stratejisine dönüştüğünü ifade eden Tangen, Pekin’in artık çok daha kararlı ve kırmızı çizgilerini net bir şekilde çizen bir diplomasi yürütmek zorunda kaldığını vurguladı.
"Şirketlerin sınırsız para gücüyle seçimleri kontrol ettiği bir sistem kuruldu"
Tangen, ABD’nin mevcut saldırgan dış politika yapısının ve rasyonaliteden uzaklaşmasının tesadüfi olmadığını, 1960’lardan itibaren sistemli bir şekilde inşa edildiğini dile getirdi.
ABD siyasetini dönüştüren üç temel tarihsel belgeye dikkat çeken kıdemli araştırmacı, bunlardan ilkinin 1970'lerde hazırlanan Powell doktrini olduğunu belirtti.
Eski ABD Anayasa Mahkemesi Yargıcı Lewis Powell’ın henüz bu göreve gelmeden önce yazdığı gizli muhtıraya atıfta bulunan Tangen, şu ifadeleri kullandı:
"Powell doktrini, Amerikan halkına güvenilemeyeceğini ve demokrasinin bir kenara bırakılması gerektiğini açıkça savunuyordu. Şirketlerin medyayı, mahkemeleri, üniversiteleri ele geçirmesi ve tüketici hakları ile işçi sendikalarına karşı agresif bir savaş yürütmesi bu planla meşrulaştırıldı. Şirketlerin insan statüsüne alınarak sınırsız finansal güçle seçimleri ve siyasi partileri kontrol ettiği bir sistem kuruldu. Bu, Amerikan demokrasisinin içeriden çökertilmesinin ilk yapı taşıydı."
İkinci kırılma noktasının 1996 yılında Richard Perle tarafından hazırlanan ve dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya sunulan "Temiz Başlangıç" (Clean Break) raporu olduğunu belirten Tangen, bu doktrinin bölgedeki diplomatik çözüm arayışlarını tamamen dışladığını kaydetti.
Tangen, "Bu belge, İsrail’in komşularıyla barış içinde yaşamak yerine onları ya domine etmesi ya da yok etmesi gerektiği mantığı üzerine kuruludur. Bugün Gazze ve Ortadoğu’da uygulanan şiddetin askeri haritası ve ideolojik kökeni tam olarak bu doktrine dayanmaktadır" dedi.
"Çin’in enerji hatlarını keserek üretim kapasitesini felç etmeyi hedefliyorlar"
ABD dış politikasının askeri ve ekonomik boyutlarını birleştiren üçüncü tehlikeli aşamanın ise eski ABD Savaş Bakan Yardımcısı Eldridge Colby tarafından yazılan doktrin olduğunu ifade eden Tangen, Colby’nin 2021 tarihli "Engelleme Stratejisi" kitabındaki tezleri deşifre etti.
Colby’nin tamamen Çin karşıtı bir ajandaya sahip olduğunu vurgulayan Tangen, şu bilgileri aktardı:
"Colby, Çin’i durdurmanın yolunun Malakka Boğazı, Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı gibi kritik deniz geçiş noktalarını kontrol altına alarak Pekin’in ticaret rotalarını kesmek olduğunu açıkça yazıyor. Çin’in enerji ithalatını engelleyerek üretim kapasitesini felç etmeyi hedefliyorlar. Üretilen malların küresel pazarlara dağıtılmasını engellemek için her türlü askeri provokasyonu mubah gören bu anlayış, dış politika ile ekonomi politikasını küresel bir kuşatma aracı olarak birleştiriyor."
Tangen, ABD’nin bu saldırgan politikalarının arkasında, geçmişte fabrikalarının bulunduğu kentlerde işçileriyle birlikte yaşayan sanayici ailelerin yerini, sadece hisse senedi değerine ve kendi bonuslarına odaklanan, hiçbir toplumsal aidiyeti olmayan profesyonel yöneticilerin ve yatırım bankerlerinin almasının yattığını ekledi.
"Hambantota limanı borç tuzağı iddialarını çürüterek yüzde 175 büyüdü"
Batı medyasının Çin’in küresel yatırımlarını karalamak amacıyla ürettiği "borç tuzağı diplomasisi" kavramına da değinen Tangen, Sri Lanka’daki Hambantota limanı örneği üzerinden bu iddiaların asılsızlığını ortaya koydu.
Hindistanlı Profesör Brahma Chellaney tarafından ortaya atılan bu tezin Batı medyasında halen ısıtılıp sunulduğunu belirten Tangen, gerçek verileri şu sözlerle paylaştı:
"Hambantota limanının gereksiz bir yatırım olduğunu iddia ediyorlardı. Oysa bu liman geçtiğimiz yıl kargo elleçleme kapasitesinde yüzde 175 oranında devasa bir büyüme kaydetti. Şimdi kapasite yetersizliği nedeniyle on milyonlarca dolarlık yeni genişletme yatırımları yapmak zorunda kalıyorlar. Büyük altyapı projeleri açıldığı ilk gün kâr etmez, lojistik hatların oturması zaman alır. Hambantota, ana rotalara sadece 10 mil mesafede stratejik bir noktada bulunuyor ve Çin’in Kuşak ve Yol girişimi kapsamında küresel güneyin kalkınmasına nasıl somut katkı sunduğunun en net kanıtıdır."
ABD’nin dünya genelinde sahip olduğu yüzlerce askeri üsse ve medya tekelindeki muazzam dezenformasyon gücüne rağmen Çin’in eylemleriyle ve somut projeleriyle kendisini kanıtladığını belirten Tangen, Pekin’in hiçbir ülke ile nükleer savaşa yol açabilecek doğrudan bir çatışmaya girme niyeti taşımadığını vurguladı.
"Gerçek totalitarizm rasyonel sesleri susturmaya çalışan Batı’da yaşanıyor"
Söyleşide, Profesör Glenn Diesen’ın rasyonel analizleri ve çok kutuplu dünya gerçeğini dile getirmesi nedeniyle Norveç’te ve Batı medyasında maruz kaldığı baskılar, fonlanan sivil toplum kuruluşlarının karalama kampanyaları ve kişisel bilgilerinin hedef gösterilmesi de masaya yatırıldı.
Diesen’ın Wikipedia sayfasında dahi neo-Nazi veya komünist olduğuna dair asılsız iddiaların yer almasına tepki gösteren Tangen, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Senin gibi rasyonel ve tarihi gerçekleri referans alan seslerin hedef alınması tam anlamıyla George Orwell’ın 1984 romanındaki çiftdüşün uygulamasıdır. Batı dünyası olarak dışarıda totalitarizme karşı savaştığımızı iddia ederken, kendi içimizde en acımasız sansür ve itibarsızlaştırma mekanizmalarını uyguluyoruz. Kendimizi rasyonel, özgürlükçü ve demokratik olarak tanımlayıp, uluslararası hukuku çiğneyen, şüpheli gördüğü tekneleri iki kez fırlattığı füzelerle içindekilerle birlikte denizin dibine gömen ve arkada tanık bırakmayan ikiyüzlü bir yapıya dönüştük. Gerçek totalitarizm, senin gibi rasyonel bilim insanlarını susturmaya ve hayatlarını karartmaya çalışan Batı merkezlerinde yaşanıyor."
Ukrayna’daki ve Ortadoğu’daki savaşların diplomatik yollarla çözülmesini önermenin dahi "Putin savunuculuğu" veya "terör yardakçılığı" olarak damgalandığına işaret eden Tangen ve Diesen, Batı’daki mevcut siyasi elitlerin rasyonel güvenlik endişelerini anlama yetisini tamamen kaybettiğini belirtti.
Savaşın ve yaptırımların küresel enerji ve gıda krizlerini tetiklediğini belirten Tangen, diplomatik diyalog kanallarının tamamen kapatılmasının insanlık dışı bir inatlaşma olduğunu söyleyerek sözlerini noktaladı.