Hizbullah'ın Lübnan parlamentosundaki Direnişe Vefa Bloku Başkanı Muhammed Raad, el-Ahbar gazetesinde yayımlanan makalesinde ülkedeki siyasi bölünmeleri ve İsrail işgaline karşı yürütülen mücadeleyi değerlendirdi.
YDH - Hizbullah'ın Lübnan parlamentosundaki siyasi kanadı olan Direnişe Vefa Bloku'nun Başkanı Muhammed Raad, Lübnan merkezli el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı makalede, İsrail'in ülkeye yönelik askeri saldırganlığı karşısında iç kamuoyunda beliren üç farklı siyasi yaklaşımı masaya yatırdı.
Raad, ülkedeki mevcut siyasi ve askeri dengeleri değerlendirirken, direnişin Lübnan için varoluşsal bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Lübnan içindeki ilk eğilimi "saldırıya karşı koyma sorumluluğundan kaçan ve direnişi suçlayan kesimler" olarak tanımlayan Raad, bu grubun direnişin silahını elinde tutmasını ve teslim olmamasını savaşın gerekçesi gibi sunduğunu belirtti.
Raad, bu çevrelerin İsrail'in 15 ay boyunca yürüttüğü ihlallere karşı gösterilen sabrın ardından gelen askeri yanıtı çarpıttığını kaydetti. İlk gruptakilerin İsrail'i destekleyen uluslararası güçlerden acınası bir şekilde ateşkes dilendiğini aktaran Raad, hükümet eliyle direnişi mali, lojistik ve siyasi açıdan kuşatmayı hedefleyen anayasa dışı adımların atıldığını, Kard'ul Hasen kurumunun hedef alınmasının ve "silahın sadece devlet elinde olması" söyleminin de bu planın parçası olduğunu ifade etti.
İkinci eğilimi ise "İsrail'in Hizbullah'ı ve direnişi tamamen ortadan kaldırmasına açıkça bel bağlayanlar" olarak nitelendiren Raad, bu grubun hiçbir ahlaki ve hukuki sınır tanımadan direnişe ve onun sosyal tabanına karşı medya, ekonomi ve güvenlik alanlarında karalama kampanyası yürüttüğünü belirtti.
Raad, bu çevrelerin Batı ve NATO güdümlü bir Lübnan hayal ettiklerini, dış güçlerin desteğiyle cumhurbaşkanı seçtirme girişimlerinin başarısız olmasından dolayı hayal kırıklığı yaşadıklarını kaydetti.
"Hizbullah ve ulusal güçlerin benimsediği direniş varoluşsal bir seçimdir"
Üçüncü ve asıl seçeneğin ise Hizbullah ile diğer İslami ve ulusal güçlerin öncülük ettiği direniş hattı olduğunu vurgulayan Raad, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:
"Bu seçenek, Hizbullah için varoluşsal ve stratejik bir tercihtir. Siyonist düşmanın bölgedeki genişlemeci, yerleşimci ve ırkçı projesinin doğasını derinlemesine anlamaktan kaynaklanır. Bu düşman, bugün liderliğini ABD'nin yaptığı küresel istikbar projesinin organik bir uzantısıdır."
İsrail'in Batı Asya bölgesinde Batı sömürgeciliğinin ileri karakolu olarak kurulduğunu belirten Raad, Lübnan'ın da bu genişleme ve işgal planlarının ilk hedeflerinden biri olduğunu yazdı.
Siyonist projenin nihai hedefinin "Büyük İsrail" olduğunu ifade eden Hizbullah milletvekili, Filistin halkının haklarını gasbeden ve direnişi tasfiye etmeyi amaçlayan sözde barış müzakerelerine kanmayacaklarını vurguladı.
"Filistin'den dersimizi çok iyi aldık"
Filistin'de yaşanan tarihi süreçlerin kendileri için büyük bir öğreti olduğunu belirten Raad, direnişin zorlu ve bedeli ağır bir yol olduğunu kabul ederek makalesinde şu ifadeleri kullandı:
"Lübnan'daki bu seçeneğin sahipleri, Filistin'den derslerini çok iyi aldılar. Ülkelerini savunmaya ve Siyonist düşman ile onun terör projesinin hamilerinin vatanlarını işgal etmesini engellemeye kararlıdırlar. Bu yüzden direnişe başladılar. Direniş yolunun meşakkatli, kanlı ve maliyetli olduğunu, halkın desteği, bilinci, inancı, birliği ve örgütlülüğü olmadan sürdürülemeyeceğini çok iyi biliyorlar."
Lübnan'daki direniş hareketinin 1982 yılındaki İsrail işgaline ve Beyrut'u bir Siyonist himaye bölgesine dönüştürme girişimlerine tepki olarak doğduğunu hatırlatan Raad, o dönemde Suriye üzerinden İran'dan gelen desteğin sahadaki dengeleri hızla değiştirdiğini belirtti.
Ahmet Kasir'in Sur kentindeki İsrail askeri karargahına yönelik gerçekleştirdiği eylemin işgalin geri sayımını başlattığını ifade etti.
"Ne direniş ordunun rolünü alır ne de ordu direnişin rolünü üstlenebilir"
Makalesinde Lübnan Ordusu ile Hizbullah arasındaki tamamlayıcı ilişkiye de değinen Raad, ordunun ağır silahlarla cephe hatlarını korumakla yükümlü olduğunu, direnişin ise düşmanı yıpratma ve işgal bölgelerinde istikrar bulmasını engelleme görevi üstlendiğini kaydetti.
Lübnan Ordusu'nun silah teçhizatı bakımından zayıf bırakılmasının direnişin doğuşunu hızlandıran bir etken olduğunu belirten Raad, şu ifadeleri yazdı:
"Bununla birlikte, ne direniş ordunun rolünü alır ne de ordu direnişin rolünü üstlenebilir. Dolayısıyla, iki rol arasındaki tamamlayıcılık manevra kabiliyetini güçlendirir ve düşman üzerindeki baskıyı katlar. Direniş, kahraman subay ve askerlerin koşullarını anlamakta, onların askeri direnişe yönelik cesur hazırlıklarına ayak uyduramayan yetersiz siyasi kararlara uymalarını takdir etmektedir."
Lübnan hükümetinin teslimiyetçi tavırlarını sert bir dille eleştiren Raad, iktidarın düşmana zayıflık sinyalleri vermesinin ulusal bir felaket olduğunu belirtti.
Hükümetin vatandaşların direniş hakkını suç sayma eğilimlerinin teslimiyetçilikten farksız olduğunu belirten milletvekili, Lübnan makamlarının 27 Kasım 2024'te kabul edilen ateşkes anlaşmasını İsrail'in ihlal etmesi karşısında sessiz kaldığını ifade etti.
Raad ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 14 Nisan 2026'da ilan ettiği ve yalnızca İsrail'e "kendini savunma hakkı" tanıyan Lübnan-İsrail mutabakat zaptı karşısında hükümetin takındığı sessizliği "şüpheli bir suskunluk" olarak nitelendirdi.
Raad makalesini, "Tüm bunların karşısında, işgale karşı yegane hayati eylem olarak yalnızca direniş ve kararlılık kalmaktadır. Bunun alternatifi yoktur ve bu olmadan ülke kaçınılmaz olarak boyun eğmeye ve teslimiyete sürüklenecektir" sözleriyle tamamladı.