Irak’ta silahların tekelleşmesi: Egemenlik arayışı mı, yeni bir çatışma dönemi mi?

img
Irak’ta silahların tekelleşmesi: Egemenlik arayışı mı, yeni bir çatışma dönemi mi? YDH

Irak'ta silahların devlet kontrolünde toplanması girişimi, güvenlik reformunun ötesinde, direniş grupları, hükümet ve ABD arasında yeni gerilimler yaratabilecek bir egemenlik mücadelesine işaret ediyor.




YDH- Islamic World'de yayımlanan analizde, Irak’ta son dönemde gündeme gelen "silahların devlet elinde tekelleştirilmesi" süreci, ülkenin iç dengeleri ve bölgesel aktörlerle olan karmaşık ilişkileri üzerinden mercek altına alınıyor.

Mukteda es-Sadr’ın Seraya el-Selam’ı feshetme kararıyla operasyonel bir boyut kazanan bu sürecin, sadece idari bir dönüşüm değil, aynı zamanda direniş grupları, Haşdi Şabi ve merkezi hükümet arasında yaşanacak yeni bir çatışma döneminin habercisi olabileceğine dikkat çekildi.

Analizde, Irak’taki bazı direniş gruplarının silahlarını teslim etmeye hazır olduklarına dair beyanlarının, devlet otoritesini güçlendirme yönünde bir adım gibi görünse de, konunun çok daha derin katmanları olduğu savunuluyor.

ISW, bu girişimin Irak'ın iç güç dengesi, Tahran-Washington eksenindeki konumu ve direnişin geleceği ile doğrudan ilintili olduğunu vurguluyor.

Metinde, özellikle Koordinasyon Çerçevesi’nin tutumuna dikkat çekiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi’nin, Haşdi Şabi’yi resmi bir kurum olarak korumak ile devletin silah üzerindeki kontrolünü sağlama baskılarına yanıt vermek arasında hassas bir siyasi denge kurmaya çalıştığı ifade ediliyor.

ISW, bu noktada çarpıcı bir tespitte bulunarak şu ifadeleri kullanıyor:

"Bu tutum, eş zamanlı iki mesaj taşıyordu: Bir yandan direniş gruplarını devletin otoritesini kabul etmeye çağırıyor, diğer yandan ABD ve diğer dış aktörlere silah, savaş, barış ve Irak'ın güvenlik yapısı hakkında karar verme hakkının Washington'da değil, Bağdat'ta kalması gerektiğini hatırlatıyordu."

Makalede, bazı Şii siyasi akımların direniş gruplarının silahsızlandırılması meselesini, Irak’taki yabancı askeri varlığın sona erdirilmesiyle doğrudan ilişkilendirdiği belirtiliyor.

Buna göre, ülkede dış güçler bulunduğu sürece, silahların bırakılmasının sadece bir iç güvenlik konusu olarak ele alınamayacağı savunuluyor.

Öte yandan, Ketaib Hizbullah gibi bazı grupların bu süreci ABD diktesi olarak görerek müzakereye kapalı durması, konuyu ülkenin en hassas iç ihtilaf noktalarından biri haline getiriyor.

ISW, ABD'nin Bağdat üzerindeki baskısının, Irak'ın egemenliğini savunma görüntüsü altında aslında bölgesel çıkarlarını korumayı hedefleyen bir stratejinin parçası olduğunun altını çiziyor. Analiz, sürecin geleceğine dair şu uyarıyla tamamlanıyor:

"Bu dosyanın geleceği, Bağdat'ın devlet otoritesi, savunma kapasitesinin korunması, ABD baskısından bağımsızlık ve iç çatışmanın önlenmesi arasında bir denge kurabilmesine bağlıdır; bu denge kaybedilirse Irak yeniden dış güçlerin hesaplaşma meydanına dönüşebilir."

Sonuç olarak ISW; Irak hükümetinin silahın tekelleştirilmesi konusundaki yol haritasının, zamanlama, bölgesel koşullar ve grupların ulusal egemenliğe olan güven düzeyiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, aksi takdirde oluşacak güvenlik boşluğunun ülke için yeni riskler doğurabileceğini savunuyor.