1954’te hazırlanan “Nevo” planı neydi? İsrail’in sınırlarını hangi harita üzerine kurmayı hedefliyordu?
YDH- Kasım S. Kasım, El-Meyadin’deki analizinde, 1954 tarihli “Nevo” çalışmasının İsrail’in mevcut sınırlarını hiçbir zaman nihai görmediğini ortaya koyduğunu belirtiyor. Kasım, Sina, Golan, Ürdün’ün doğusu ve Litani Nehri hattını kapsayan senaryolar içeren belgenin, İsrail’in uzun vadeli genişleme ve güvenlik vizyonunu yansıttığını ifade ediyor. Analize göre, bugün Benyamin Netanyahu’nun özellikle Suriye’nin güneyi ve Litani çevresindeki politikaları, Ben-Gurion döneminde tasarlanan bazı stratejik hedeflerle benzerlik gösterirken, “Nevo” çalışması da İsrail’in sınırlarını siyasi ve askeri koşullar elverdiğinde genişletilebilecek alanlar olarak gördüğünün tarihsel bir göstergesi niteliği taşıyor.
***
1954 yılında, yani 1956’daki Mısır’a yönelik Üçlü Saldırı’dan önce, İsrail Ordusu Genelkurmayı’nın Planlama Dairesi “Nevo” adlı bir çalışma hazırladı. Bu çalışma uygulanmaya hazır bir operasyon planı değildi; aksine hazırlayanların güvenlik, ekonomi ve demografi açısından “İsrail Devleti için ideal sınırlar” olarak gördükleri çerçeveyi ortaya koyma girişimiydi.
Bu çalışmanın önemi yalnızca içeriğinden değil, yazıldığı dönemden de kaynaklanmaktadır. Çalışma, “İsrail”in hâlâ 1948 Nekbesi sonrasında çizilen ateşkes sınırları içinde bulunduğu ve Batı Şeria, Golan, Sina ile Gazze’yi henüz işgal etmediği bir dönemde kaleme alındı. Buna rağmen askeri kurum, sınırların genişletilmesi ihtimalini tartışıyor ve mevcut sınırların devletin uzun vadeli varlığı için yeterli olmadığını değerlendiriyordu. İsrailli tarihçi Tom Segev de bu belgeyi, İsrail arşiv belgelerine dayanarak kaleme aldığı “Her Ne Pahasına Olursa Olsun Devlet: David Ben-Gurion’un Hayatı” adlı kitabında yeniden gündeme taşıdı.
Bugün, aradan 72 yıl geçtikten sonra, Benyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail’in Ben-Gurion’un hayalini kurduğu bu çalışmanın bazı bölümlerini uygulamaya çalıştığı görülüyor. Peki, “Nevo” nedir?
Bu isim rastgele seçilmiş değildir. “Nevo”, Ürdün Nehri’nin doğusunda yer alan Nebo Dağı’nın İbranice adıdır. Bu dağ, Yahudi, Hristiyan ve İslam geleneklerinde özel bir dini konuma sahiptir. Tevrat metinlerine göre, Hz. Musa dağın zirvesine çıkarak “Vaat Edilmiş Topraklar”ı görmüş, ancak oraya giremeden hayatını kaybetmiştir. Bu nedenle dağın adı Yahudi bilincinde, vaat edilmiş topraklara uzaktan bakma ve onlara ulaşma arzusu fikriyle özdeşleşmiştir.
İsrail’in gelecekteki sınırlarını ele alan bir çalışmaya bu ismin verilmesi tesadüfi değildi. Çalışma, yalnızca “İsrail”in o dönemde içinde bulunduğu mevcut duruma bakmakla yetinmedi; aynı zamanda hazırlayanların gelecekte İbrani devletinin ulaşması gereken yaşamsal alan ve sınırlar olarak gördükleri çerçeveyi tasavvur etmeye çalıştı.
Bu nedenle ismin taşıdığı sembolizm dikkat çekicidir. Nasıl ki Hz. Musa Nebo Dağı’nda durup giremediği topraklara bakmışsa, İsrail ordusunun planlamacıları da devletlerinin güvence altına alınmış sınırlarına ulaşma arayışı içinde benzer bir bakış açısıyla hareket ediyorlardı.
Çalışma nasıl hazırlandı?
“İhtiyar” olarak anılan David Ben-Gurion, 1953 yılında geçici olarak başbakanlıktan istifa ederek Nakab’daki “Sde Boker” yerleşimine taşındı. Ancak devlet içindeki en etkili figür olmayı sürdürdü. 1955 yılında yeniden iktidara döndüğünde ise “İsrail”in temel bir stratejik sorunla karşı karşıya olduğuna inanıyordu: Dar sınırlar, az nüfus, sınırlı coğrafi derinlik, çok sayıda Arap ve düşmanca bir çevre.
Tom Segev’in “Her Ne Pahasına Olursa Olsun Devlet” adlı kitabına göre Ben-Gurion, ateşkes sınırlarını güvenlik açısından geçici ve ideal olmaktan uzak görmeye devam etti. Ona göre “İsrail”in Arap ordularına karşı kendisini koruyabilmesi için sahip olabileceği en uygun sınırlar, ilk savunma hattını oluşturan doğal sınırlardı.
“Nevo” çalışması da bu çerçevede ortaya çıktı. Segev’in aktardığına göre, Genelkurmay Planlama Dairesi ekonomik, sosyal ve demografik nedenlerle “Yeşil Hat”ın genişletilmesi ihtiyacını tartıştı ve bunun için çeşitli alternatifler ortaya koydu.
Bu senaryoların ilki güneye, Sina’ya yönelmeyi öngörüyordu. Sina Yarımadası, o dönemde en büyük Arap gücü olarak görülen Mısır ile “İsrail” arasında doğal bir stratejik derinlik oluşturan bölge olarak değerlendiriliyordu.
Nitekim bu hedef, çalışmanın hazırlanmasından yalnızca iki yıl sonra fiilen hayata geçti. “İsrail”, 1956 yılında Mısır’a yönelik Üçlü Saldırı’ya katılarak Sina’yı kısa süreliğine işgal etti; ardından uluslararası baskılar sonucu bölgeden çekildi. Ancak 1967 yılında Sina’yı bir kez daha işgal etti.
İkinci senaryo ise Ürdün ile bağlantılıydı. Çalışmada, sınırların Ürdün Nehri’nin doğusuna taşınması ya da o dönemdeki mevcut sınırların “İsrail”e daha fazla stratejik derinlik sağlayacak şekilde değiştirilmesi ihtimali tartışıldı.
Ben-Gurion, planlamacılara Ürdün’ün ikiye bölünmesini önerdi. Buna göre ülkenin bir bölümü Irak’a, diğer bölümü ise “İsrail”e bırakılacaktı. Batı Şeria nüfusunun bu bölgeye taşınması, Ürdün Nehri’nin onların geri dönüşünü engellemesi ve nehrin Yahudi devletinin doğal güvenlik sınırı haline gelmesi öngörülüyordu.
Çalışma ayrıca, Suriye’nin güneyindeki bölgelerin, özellikle de Celile’ye hâkim yüksekliklerin işgal edilmesini ele aldı. Bu boyut, 1967 Savaşı’ndan sonra daha da önem kazandı. Çünkü “İsrail”, Suriye ordusuna işgal altındaki Filistin’in kuzeyi üzerinde belirgin bir coğrafi üstünlük sağlayan Golan Tepeleri’ni işgal etti.
Çalışma, Tevrat terminolojisinde “Başan Dağı” olarak adlandırılan bölge kapsamında, Hermon Dağı’nı, Golan’ı, Havran Ovası’nı ve Suriye’deki Dürzi Dağı’nı işgal etmeyi öneriyordu. Tarihin ironilerinden biri de, bugün “İsrail”in bu planın bir bölümünü fiilen gerçekleştirmiş olmasıdır.
Ancak Lübnan açısından en dikkat çekici bölüm, Güney Lübnan ve Litani Nehri’ne yapılan atıflarla ilgilidir.
Çalışmaya ilişkin mevcut bilgiler, Litani bölgesinin mevcut uluslararası sınırdan daha uygun bir güvenlik ve su sınırı olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Aslında bu fikir 1950’lere özgü değildi. Siyonist hareketin ilk dönemlerinden itibaren Litani suları ve Lübnan’ın güneyindeki bazı bölgelerin önerilen Yahudi devletine dahil edilmesi yönünde talepler ortaya çıkmıştı.
Birçok Siyonist lider, Filistin’deki su kaynaklarının yetersiz olduğunu ve Litani Nehri’nin son derece önemli bir stratejik kaynak oluşturduğunu düşünüyordu. Bu nedenle Güney Lübnan’ın “Nevo” çalışmasında tartışılan senaryolar arasında yer alması, İsrail kurumları içinde bu eski düşüncenin devam ettiğini yansıtmaktadır.
Dikkat çekici olan ise sonraki yıllarda uygulanan birçok İsrail politikasının aynı çerçevede ilerliyor görünmesidir. 1978’deki Litani Operasyonu’ndan işgal edilen sınır şeridinin oluşturulmasına, ardından 1982’de Güney Lübnan’ın geniş kesimlerinin işgal edilmesine kadar Litani Nehri, İsrail güvenlik literatüründe sürekli olarak tercih edilen bir savunma hattı olarak yer aldı.
Bu durumun yansımaları, 2026 yılında da görülmeye devam etmektedir.
Çalışma bir genişleme planı mıydı?
Burada iki hususu birbirinden ayırmak gerekir. Çalışma, ne bir hükümet kararıydı ne de uygulanmaya hazır bir savaş planıydı. Ayrıca “İsrail”in bu belgeyi bağlayıcı bir siyasi program olarak resmen benimsediğine dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.
Ancak çalışmanın önemi başka bir noktada yatmaktadır. Belge, 1950’lerin ortalarında İsrail askeri kurumunda yürütülen tartışmaların niteliğini ortaya koymaktadır. Devlet sınırlarına nihai sınırlar olarak bakmak yerine, çalışma bunları siyasi ve askeri koşulların elvermesi halinde değiştirilebilecek ve genişletilebilecek sınırlar olarak ele almıştır.
Bu nedenle söz konusu belge tarihçiler açısından özel bir ilgi görmektedir. Çünkü “daha uygun sınırlar” arayışının yalnızca 1967 Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmadığını, yıllar öncesinden askeri planlama çevrelerinde tartışıldığını gösteren bir kanıt sunmaktadır.
Çalışmanın hikâyesinde dikkat çeken en önemli unsurlardan biri ise adının kendisidir. Dini anlatıya göre Hz. Musa, Nebo Dağı’nda durup giremediği topraklara bakarken, İsrail ordusunun planlama dairesindeki subaylar da kendi devletlerinin fiili sınırlarının dışında kalan toprakların haritalarını çiziyorlardı.
Belki de bu çelişki, belgenin özünü en iyi şekilde özetlemektedir. Çünkü bu çalışma yalnızca sınırlarla ilgili bir askeri araştırma değil, 1948 sınırlarını yolun sonu olarak görmeyen stratejik bir zihniyetin penceresidir.
Bugün dahi bu zihniyetin varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Zira “İsrail”, bugüne kadar kendisi için nihai sınırları resmen tanımış değildir. Sina’dan Golan’a, Ürdün’ün doğusundan Litani Nehri’ne kadar uzanan bir coğrafyada “Nevo” çalışması, yerde mevcut olandan daha büyük bir “İsrail” tasavvur etmeye çalışmıştır.
Günümüzde ise Netanyahu’nun, “İsrail’in kurucu babası” olarak görülen Ben-Gurion’un gerçekleştiremediği bir hedefi hayata geçirmeye çalıştığı ileri sürülmektedir: “Başan” bölgesini ve Litani hattını kontrol altına almak.
Çeviri: YDH