Lübnan'ı İran dosyasından ayırmak henüz mümkün değil

img
Lübnan'ı İran dosyasından ayırmak henüz mümkün değil YDH

"Mevcut durağanlığın bütün aktörlerin işine geldiğini kim söyleyebilir? Ya İran yeniden çatışmaya dönmeyi çıkarına uygun görüyorsa? O zaman Washington ne yapacak?"




İbrahim Emin

YDH - El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim Emin, ABD'nin Lübnan cephesini İran dosyasından ayırma çabasının sahadaki gelişmeler karşısında başarısız olduğunu vurguluyor. Emin'e göre İran, Lübnan ve Hizbullah'ın güvenliğini kendi stratejik çıkarlarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve bu nedenle savaş sona ermeden geri adım atmıyor. ABD'nin İsrail üzerindeki etkisine dair anlatıyı da sorgulayan Emin, Washington'un gerçekten etkisiz mi kaldığı yoksa kontrollü bir manevra mı yürüttüğünü soruyor.

Dün hem Amerikan hem de İsrail tarafının açıklamalarında güçlü bir teatral unsur göze çarpıyordu. Washington'da yetkililer, Donald Trump'ın öfkeli olduğunu ancak Benyamin Netanyahu'yu, Lübnan cephesini de kapsayacak şekilde savaşı bütünüyle durdurmaya ikna edemediğini söyleyip durdu.

Bu görüşü savunanlara göre Trump artık "savaştan bıkmış" durumda ve İran'la bir anlaşmaya varmak istiyor. Üstelik Tahran'ın, Lübnan'daki savaş tamamen sona ermeden herhangi bir uzlaşmayı kabul etmeyeceğinin de farkında.

Dün İsrail, Beyrut'un güney banliyölerine yönelik bombardımanın ABD ile koordinasyon içinde gerçekleştirildiğini açıkladı. Bundan birkaç saat önce Trump, her zamanki gibi güne bölgedeki gelişmeleri takip ederek başlamış, basına yaptığı açıklamalarda İran'la yapılacak herhangi bir anlaşmanın Lübnan'daki savaşın durdurulmasını içermesini desteklemediğini söylemişti.

Aynı zamanda İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerinde yürüttüğü ve "cerrahi operasyonlar" diye nitelediği saldırıları da onayladığını ilan etmişti.

Bu açıklamaların üzerinden saatler geçmeden İsrail saldırıyı gerçekleştirdi. Ardından yayımlanan açıklamada işgal ordusunun boş bir karargâhı hedef aldığı, operasyonun amacının ise sembolik bir mesaj vermek olduğu belirtildi.

Kısa süre içinde dikkatler İran'a çevrildi. Yaklaşık yedi saat sonra, İran'ın kuzeydeki İsrail hedeflerine on füze fırlattığı haberleri peş peşe geldi.

Bunun ardından Trump bir kez daha açıklamalar yapmaya başladı; bu kez vurgusu yeni bir savaşa sürüklenmeyi reddetmesiydi. Güney banliyölerine düzenlenen saldırıdan önceden haberi olmadığını öne sürdü, ardından da Netanyahu'dan İran'a karşılık vermemesini isteyeceğini söyledi. Ancak Netanyahu da yaklaşık yedi saat bekledikten sonra İran içindeki hedeflere doğru on füze gönderdi.

Dikkat çekici olan, gerek İran'ın İsrail'e yönelik saldırısı gerekse İsrail'in İran'a yönelik bombardımanı öncesinde Amerikalı yetkililerin ne olacağını en az bir saat önceden biliyor olmalarıydı.

Buna rağmen aynı yetkililer, olayların artık Trump'ın denetiminin dışına çıktığını tekrarlayıp duruyordu. Sabah saatlerinde iki taraf arasında füze düellosu başlayınca ABD Başkanı yeni bir mesajla ortaya çıktı: "Pekâlâ, artık ateşi kesin!"

Dün akşam saatlerine gelindiğinde Amerikalılar şu sonuca varmış görünüyordu: İran, Lübnan'ı ve özellikle Hizbullah'ı koruma konusunda ciddi; Netanyahu savaşın tamamen sona ermesini kabul etmedikçe bu çizgi değişmeyecek.

Ancak Amerikalı yetkililer yine aynı nakaratı tekrarladı: Trump savaşı bitirmek istiyor, Netanyahu ise buna yanaşmıyor.

Doğrusu bu anlatıya inanmak güç. Eğer ABD gerçekten İsrail'i savaşı durdurmaya zorlayamıyorsa, bu artık hiçbir konuda belirleyici olamadığı anlamına gelir.

İran'la yaşanan savaş, Washington'un Tahran'ı yenemediğini ve rejimi deviremediğini gösterdi. Daha sonra Amerikan gücünün Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını da ne barışta ne savaşta garanti edemediği ortaya çıktı.

Eğer durum İsrail'e ve bizzat Netanyahu'ya ateşkesi dayatamayacak noktaya geldiyse, bu Washington'un son derece zorlu bir döneme girdiğini gösterir; bunun İran'la yürütülen müzakerelerdeki konumuna da yansıması kaçınılmaz olur.

Yok eğer Washington manevra yapıyor, güney banliyölerine yönelik saldırı kararının ortağı olarak İran'ın tepkisinin sınırlarını ölçmeye çalışıyorsa, mesajı almış durumda.

Bundan sonra ya hızla bir anlaşmaya yönelecek ya da mevcut durumu olduğu gibi bırakacak. Fakat mevcut durağanlığın bütün aktörlerin işine geldiğini kim söyleyebilir? Ya İran yeniden çatışmaya dönmeyi çıkarına uygun görüyorsa? O zaman Washington ne yapacak?

Lübnan açısından bakıldığında İran'ın yanıtı birçok düzeyde doğrudan sonuçlar doğurdu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda, İran'ın ortaya koyduğu yeni gerçeklikle nasıl başa çıkılacağı konusunda farklı bir tartışma yürütülüyor.

Saray çevreleri o sırada Cumhurbaşkanı Jozef Aun'un Amerikan CNN kanalına verdiği röportajın ikinci bölümünü takip ediyordu. Avn burada İsrail'le bir "saldırmazlık anlaşmasına" ulaşma isteğini dile getirmişti.

Ancak Aun'un tutumunda bir değişim yaşandığı, bunun da önümüzdeki saatlerde daha net ortaya çıkacağı belirtiliyor. Çünkü kendisine bir "dost" tarafından yalnızca Hizbullah'a değil, İran'a yönelik yaklaşımını da yeniden değerlendirmesi tavsiye edildi.

Benzer bir durum Başbakanlık'ta da yaşanıyordu. Nevaf Selam, yalnız bırakıldığını fark etti. Sorunun yalnızca Avn tarafından geri planda bırakılması olmadığını, aynı zamanda kendisinin karar süreçlerinin dışında kaldığını hissetmeye başladı.

ABD ile bazı Lübnanlı merciler arasında arka kanallardan görüşmeler yürütüldüğüne dair bilgiler alıyor, hatta Washington ile Hizbullah arasında temas olup olmadığını dahi sorguluyordu.

Ayn et-Tine'de ise Meclis Başkanı Nebih Berri'nin ziyaretçileri, İran'ın güney banliyölerine yönelik saldırıya verdiği karşılığın ardından ortaya çıkan yeni durumun Lübnan ve direniş açısından bir güç unsuru oluşturduğunu aktardı. Onlara göre ateşkesin kapsamlı ve kalıcı olması gerektiği ilkesi korunmalı.

Direniş güçlerinin Litani Nehri'nin güneyinden çekilmesi ancak İsrail'in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi ve tutukluların serbest bırakılması karşılığında mümkün olabilir. Bu ilkelerin tartışmaya açılması söz konusu değil.

Savaşı sona erdirmeye yönelik önerisini kaleme alan Berri, İran'ın hamlesinin yarattığı yeni dengeleri dikkate alarak ABD Büyükelçisi Mişel İsa'yı kabul etti. Amerikalıların, planlarında köklü değişiklikler yapmadan bir adım ileri gitmek istediğini biliyor.

Washington, Beyrut'taki büyükelçisinin tartışmalı açıklamalarıyla yetinmedi; Lübnan hükümetinin kapasitesini güçlendirmeye bağlı olduğunu yineledi ve "İsrail ile Lübnan arasındaki görüşmelerin İran'la yürütülen müzakerelerden ayrı olduğu" yönündeki söylemini bir kez daha tekrarladı.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel