Suudi Arabistan, Lübnan'daki siyasi etkisini korumak amacıyla Beyrut'ta yeni bir denge arayışına girerken, Hizbullah dosyasında da daha "gerçekçi" bir yaklaşım benimsiyor.
YDH- El-Ahbar’ın bildirdiğine göre, Beyrut, son günlerde yeni bir Suudi diplomatik hareketliliğine sahne oluyor. Bu hareketliliğin temel hedefinin ise "cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve başbakan arasındaki ilişkinin yeniden şekillendirilmesi" olduğu belirtiliyor.
Bu çerçevede Suudi Arabistan'ın Lübnan Özel Temsilcisi Yezid bin Ferhan'ın Beyrut ziyareti, Suudi Arabistan'ın Lübnan ürünlerine pazarını yeniden açma kararının hemen ardından gerçekleşti.
Kaynaklara göre ziyaret, görünürde Lübnan'a ekonomik destek mesajı taşısa da özünde Riyad'ın Beyrut ile ilişkilerini yeniden düzenleme ve "daha az çatışmacı" bir yaklaşım benimseme çabasını yansıtıyor.
Riyad'ın Hizbullah yaklaşımında "gerçekçilik"
Bilgili kaynaklar, ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaştan önce Suudi Arabistan'ın Hizbullah ve silahları konusundaki tutumunun “oldukça sert” olduğunu belirtiyor.
Kaynaklara göre Riyad, ara formüllere karşı çıkıyor ve Lübnan ordusu komutanı Rodolphe Haykal'ı hükümet kararlarını uygulamamakla eleştiriyordu.
Ancak savaşla birlikte ortaya çıkan bölgesel değişimlerin, hedef değişmeden yöntemde revizyona yol açtığı belirtiliyor.
Buna göre, Hizbullah'ın silahsızlandırılması hâlâ öncelikler arasında yer alırken, Suudi tarafının dosyaya yaklaşımında artık daha fazla "gerçekçilik" vurgusu öne çıkıyor.
Kaynaklar bu değişimin iki temel nedenden kaynaklandığını ifade ediyor.
Bunlardan ilki, İran'ın ayakta kalması ve büyük bir bölgesel güç olarak konumunu koruması, ikincisi ise İsrail'in artan nüfuzu ve "Büyük İsrail" söyleminin güç kazanması.
Ayrıca, Suudi Arabistan'ın Arap dünyasındaki nüfuz alanlarının geçmişe göre daha dar olduğu değerlendiriliyor.
Mısır'ın daha bağımsız hareket ettiği, Körfez'de Birleşik Arap Emirlikleri ile görüş ayrılıklarının bulunduğu, Umman'ın bağımsız çizgisini koruduğu ve Katar'ın kendine özgü bir politika izlediği belirtiliyor.
Suriye'de ise Riyad'ın yeni yönetime yönelik açılımına rağmen Türkiye'nin belirleyici ağırlığının sürdüğü ifade ediliyor.
Bu tabloda Lübnan'ın, Suudi nüfuzunun korunabileceği en elverişli Arap sahası olarak görüldüğü belirtiliyor.
Kaynaklara göre Riyad, bölgede oluşabilecek yeni güç dengelerinin Lübnan'daki konumunu doğrudan etkileyebileceğinin farkında ve Taif Anlaşması'ndan bu yana elde ettiği kazanımları korumak için zamana karşı yarışıyor.
Emel-Hizbullah ikilisine açılım
Kaynaklar, Suudi Arabistan'ın geçmişte ilişkilerinin gergin olduğu bazı taraflara yönelik yeni bir açılım politikası izlediğini de belirtiyor.
Nisan ayında Emel Hareketi ile Hizbullah'ın destekçilerine hükümet karşıtı gösteriler düzenlememe çağrısı yapmasının Riyad tarafından olumlu karşılandığı ifade edildi.
Bunun ardından Meclis Başkanı Nebih Berri'nin siyasi danışmanı Ali Hasan Halil'in Suudi Arabistan'a davet edildiği aktarıldı.
Bilgi sahibi kaynaklara göre Halil, Suudi yetkililerden bu tavır nedeniyle teşekkür aldı.
Kaynaklar ayrıca, Suudi yetkililerin, Sünni-Şii çatışmasının önlenmesine, istikrara ve silahsızlanma dahil tüm meselelerde diyaloğa önem verdiklerini vurguladıklarını belirtti.
Yetkililerin Taif Anlaşması'na bağlılıklarını yineledikleri ve "Suudi Arabistan'ın Şiilerle bir sorunu yoktur" mesajını verdikleri kaydedildi.
Ancak aynı görüşmelerde Hizbullah'ın devlet ve kurumları çatısı altında faaliyet göstermesi gerektiğinin de altının çizildiği ifade edildi.
Halil'e ayrıca, Suudi Arabistan'ın Başbakan Nevaf Selam hükümetine verdiği desteğin teyit edildiği ve Selam'ın Riyad'a "önceki hiçbir başbakanın sunmadığı kadar katkı sunduğu" yönünde değerlendirmeler yapıldığı aktarıldı.
Nevaf Selam ve Jozef Aun Riyad'ın önceliği
Kaynaklara göre Bin Ferhan, önceki Beyrut ziyaretinde görüştüğü Sünni milletvekillerine Başbakan Nevaf Selam'ın "Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğinin bir parçası" olduğunu söyledi.
Bu yaklaşımın Riyad'ın mevcut hükümeti, Lübnan'daki yeni Suudi nüfuz stratejisinin temel dayanaklarından biri olarak gördüğünü ortaya koyduğu belirtiliyor.
Bin Ferhan'ın ayrıca, Cumhurbaşkanı Jozef Aun'un desteklenmesi ve mevcut dönemi yönetmesinde yardımcı olunması gerektiğini vurguladığı kaydedildi.
Kaynaklara göre Suudi Arabistan, İsrail ile yürütülen doğrudan müzakere sürecinde iki temel sınır belirledi: Birincisi, Başbakan Benyamin Netanyahu ile herhangi bir görüşme yapılmaması. İkincisi ise Arap ortak tutumunun dışında tek taraflı bir barış anlaşmasına gidilmemesi.
Güney Lübnan ve "troyka" formülü
Elde edilen bilgilere göre Riyad, Güney Lübnan'da olası güvenlik düzenlemeleri ve ateşkes mekanizmalarında rol üstlenmek istiyor.
Kaynaklar, Ali Hasan Halil'in Katar ziyareti sırasında Suudi yetkililerle de görüştüğünü belirtti.
Riyad'ın desteklediği yaklaşımın, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesi ile ülke genelindeki silahsızlanma sürecinin birbirine bağlanmasına dayandığı ifade edildi.
Bu yaklaşıma göre, İsrail'in "hareket serbestisinden vazgeçmesi" karşılığında silahsızlanmanın sağlanabileceği ve tam çekilme karşılığında silahların bırakılmasının teşvik edilebileceği düşünülüyor.
İç siyasette ise Suudi Arabistan'ın üç cumhurbaşkanlığı makamı arasındaki ilişkiyi düzenleme ve hükümet istikrarının temeli olarak görülen "troyka" formülünü yeniden canlandırma çabalarından söz ediliyor.
Ancak bu yaklaşımın Başbakan Nevaf Selam ile Lübnan Kuvvetleri tarafından ihtiyatla karşılandığı belirtiliyor.
Kaynaklara göre taraflar, üçlü uzlaşma mekanizmasının yürütme kararlarındaki etkilerini azaltabileceği endişesini taşıyor.