Lüksemburg'un, savaşın finansmanında kritik bir rol oynayan "İsrail Tahvilleri"nin Avrupa Birliği'ndeki satışına onay vermesi uluslararası hukuk tartışmalarını alevlendirdi.
YDH- Lüksemburg Mali Denetleme Komisyonu'nun (CSSF), İsrail'in "İsrail Tahvilleri" (Israel Bonds) adlı borçlanma programının Avrupa Birliği genelindeki bireysel yatırımcılara satışına onay vermesi, kıta genelinde hukuki bir fırtına başlattı.
"İsrail'in yanındayız, İsrail savaşta" sloganıyla pazarlanan bu tahvillerin İrlanda'dan Lüksemburg'a taşınması, Grand Düşüklük'ü soykırıma ortaklık suçlamalarıyla karşı karşıya bıraktı.
Söz konusu tahvil programı yıllardır İrlanda Merkez Bankası'nın düzenleyici çatısı altındaydı.
Ancak Dublin'de parlamentonun ve sivil toplumun, tahvil satışlarını Gazze'deki askeri operasyonların finansmanı ile ilişkilendiren ısrarlı muhalefeti, ihraççı kurum olan ABD merkezli Development Corporation for Israel'i (DCI) yeni bir düzenleyici arayışına itti.
AB düzenlemeleri uyarınca bir ihraççı, "onay yetkisinin" başka bir üye devletin düzenleyicisine devredilmesini talep edebiliyor. Lüksemburg bu yetkiyi devralmayı kabul etti ve CSSF düzenleyici rolünü üstlendi.
Lüksemburg hükümeti, tahvillerin etrafındaki siyasi tartışmalara rağmen oldukça tartışmalı bir süreci yönetti.
CSSF, izahnameyi onaylamadan önce Lüksemburg Dış ve Avrupa İşleri Bakanlığı'na danışmadı. Birleşmiş Milletler'in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, geçtiğimiz ay Lüksemburg'da düzenlenen bir konferansta bu durumu sert bir dille eleştirdi.
Albanese, "Bu tahvillerin satışı uluslararası hukuk nezdinde yasadışıdır; zira doğrudan soykırımı finanse etmektedir. Finansal aktörlerin insan hakları suçlarıyla ilişkilendirilmekten kaçınmaları şarttır ve bu tahvillerin satışına izin verenler suça bulaşmıştır" ifadelerini kullandı.
Tahviller savaş bütçesini besliyor
Hukukçular ve parlamenterler, Lüksemburg'un bu onayının uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor. İsrail hükümetinin kurumsal yatırımcılara sattığı standart tahvillerin aksine, bu ürünler doğrudan bireysel yatırımcılara, dini örgütlere ve belediye fonlarına pazarlanıyor.
DCI verilerine göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail Tahvilleri hükümet için 7,7 milyar dolar kaynak topladı. Bu gelirler, İsrail'in Gazze, Lübnan ve İran'daki savaş harcamalarının toplam kamu tüketimi içindeki payını yüzde 20'den yüzde 30'un üzerine çıkardığı bir dönemde, hazineye kısıtlamasız genel finansman olarak akıyor.
Geçen ay açıklanan detaylı bir rapor, tahvillerin sadece hukuki değil, finansal riskler de taşıdığını ortaya koydu.
Rapora göre, İsrail'in ABD'ye sunduğu resmi mali beyanlar ciddi bir ekonomik daralmaya işaret ederken, DCI yatırımcılara "dayanıklı" bir ekonomi vaat ediyor.
Uzmanlar, yatırımcıların piyasa risklerinin çok altında, yaklaşık yüzde 4 getiri ile bu tahvilleri almasını, finansal hesaplamadan ziyade "yurtseverlik primi" olarak adlandırılan duygusal bir motivasyona bağlıyor.
Konferansta konuşan Law for Palestine'dan Shahd Hammouri, Lüksemburg'un finansal düzenleyicisinin elindeki yetkiyi kullanmadığını savundu.
Hammouri, "Lüksemburg'un kamu yararı ve hukuka aykırı bir rejimin sürdürülmesi gibi riskler söz konusu olduğunda onayı reddetme takdir yetkisi vardı. Suça iştirak riski bu denli ciddiyken bu yetkiyi kullanmamak görev ihmalidir" dedi. Hammouri ayrıca, bu süreci kolaylaştıran yetkililerin "soykırım eylemlerini kolaylaştırma" standartları kapsamında kişisel ceza sorumluluğu ile karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.
Raporda, Lüksemburg'un 1967-1975 yılları arasında Güney Afrika'daki apartheid rejimine sağladığı finansal destekle tarihsel bir paralellik kuruluyor.
Dikkat çeken bir diğer çelişki ise, Lüksemburg'un tahvil izahnamesini onaylamasından sadece üç hafta sonra, 22 Eylül 2025'te Filistin Devleti'ni resmen tanıması oldu.
Amnesty International İngiltere CEO'su Kerry Moscogiuri, terör yasalarının aktivistlere karşı kullanılmasını eleştirerek, "Mala zarar verme suçu daha önce İngiltere adalet sisteminde terörizm olarak görülmemişti. Bir protesto eylemi için bu yasaların kullanılması tehlikeli bir emsaldir" değerlendirmesini yaptı.
Siyasi kaçış ve parlamenter baskı
Lüksemburg hükümeti, gelen eleştirilere karşı "düzenleyicinin bağımsızlığı" arkasına sığınarak savunma yapıyor.
Bakanlar, CSSF'nin karar alma süreçlerine müdahale edemeyeceklerini belirterek sorumluluktan kaçınıyor.
Ancak parlamentoda LSAP partisi milletvekili Franz Fayot gibi isimler, hükümeti ekonomik yaptırımlar ve finans sektörü üzerinden adım atmaya zorluyor. Fayot, hükümeti sorumlu tutmak için gensoru ve yasa tasarıları hazırlığında olduklarını duyurdu.
Eylül 2026'da tahvil izahnamelerinin yıllık yenilenme süreci doluyor. İrlanda'daki süreci İrlanda'dan tahliye etmeyi başaran senatör Alice-Mary Higgins, Dublin veya Lüksemburg'un bu yenilemeyi onaylamaması gerektiğini belirtiyor.
"Stop Israel Bonds" kampanyası ile sivil toplum, Lüksemburg'un geri adım atmaması durumunda tahvillerin başka ülkelere kaydırılmasını önlemek için AB genelinde koordineli bir baskı yürütüyor.
Aktivistler, Lüksemburg'un "sürdürülebilir finans" merkezi iddiasının, bu tahvil onayıyla ciddi bir itibar kaybına uğradığını savunuyor.