Uygulamalı ekonomi alanında dünyanın önde gelen uzmanlarından Prof. Steve Hanke, bölgedeki savaşın ardından Körfez ülkelerinin değişen jeopolitik stratejilerini ve bölgedeki yeni deniz ticareti dengelerini değerlendirdi.
YDH - Uygulamalı ekonomi alanında dünyanın en saygın uzmanlarından biri olan, ABD'deki Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamalı Ekonomi Profesörü Steve Hanke, yayıncı Mario Nawfal ile gerçekleştirdiği mülakatta, bölgede yaşanan savaşın ardından bölgedeki jeopolitik ve ekonomik dengelerin kökten değiştiğini belirtti.
Prof. Hanke, Körfez ülkelerinin artık koşulsuz ABD güvenlik şemsiyesine güvenmek yerine, bölgenin önemli aktörlerinden İran ile doğrudan diplomatik ve ekonomik çözümler aramaya başladığını kaydetti.
Yayıncı Mario Nawfal, mülakatın başında savaş döneminde Katar'ın İran ile gizli bir anlaşma yaptığını dile getirerek süreci özetledi. Nawfal, "Katar savaş sırasında İran ile gizli bir anlaşma yaptı. İran'a, Katar'ın sahip olduğu Ras Laffan gaz tesisini bombalamadıkları sürece sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatını durduracaklarını, böylece fiyatların yükseleceğini ve ABD üzerinde baskı oluşacağını söylediler. Bu, Katar'ın savaş sırasında İran ile yaptığı bir anlaşmaydı" dedi.
Körfez'deki diplomatik trafiğin hızlandığına dikkat çeken Nawfal, Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin İran'ı ziyaret ettiğini, Umman'ın Hürmüz Boğazı'nın yönetimi konusunda İran ile görüştüğünü ve Suudi Arabistan'ın da ilişkileri düzeltmek adına Tahran ile yoğun temaslar yürüttüğünü aktardı. Nawfal, tüm Körfez'in ittifaklarını olmasa da duruşlarını değiştirdiğini vurguladı.
"ABD bu süreçten çok güvenilmez bir kuru gürültücü olarak çıkıyor"
Nawfal'ın bölgedeki son gelişmelere dair aktardığı verileri doğrulayan Prof. Steve Hanke, bu durumun ABD'nin bölgedeki nüfuzuna büyük darbe vurduğunu ifade etti.
Prof. Hanke, yaşanan gelişmeleri şu sözlerle değerlendirdi:
"Savaştan önce ne olduğunu ve savaştan sonra neye dönüştüğünü mükemmel bir şekilde özetlediniz. Savaşın bir sonucu olarak değişen birçok unsuru tek tek sıraladınız. Sizin az önce özetlediğiniz ve benim de az çok vakıf olduğum bu tablodan ABD bir kaybeden olarak çıkıyor. Evet, durum aynen böyle. ABD bu süreçten çok güvenilmez bir kuru gürültücü ve ortakları olmayan ya da güvenilmez ortaklara sahip bir aktör olarak çıkıyor."
Körfez ülkelerinin attığı adımların rasyonel bir risk yönetimi olduğunu belirten Prof. Hanke, "Bahsettiğiniz ve tek tek sıraladığınız tüm bu hususlar fiilen doğrudur. Bunlar spekülasyon değil, yakın zamanda açığa çıkmış gerçeklerdir. Bu durum size Körfez ülkelerinin, risk algıladıklarında herkesin yapacağı şeyi yaptığını gösteriyor: Kendilerini güvenceye alıyorlar. Ticarette de jeopolitikte de ya da başka bir alanda da risk görüyorsanız, konumunuzu korumaya ve açıklarınızı kapatmaya başlarsınız. Bu örnekte de olan biten tam olarak budur" ifadelerini kullandı.
"Hürmüz Boğazı'nın kontrolü İran yönetiminde olacak"
Mülakatta Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ve boğazdan geçiş güvenliği de detaylı bir şekilde ele alındı. Mario Nawfal, İranlı yetkililerin boğazın kendi yönetimlerinde olacağına dair açıklamalar yaptığını, Tuğamiral Ali Rıza Tengsiri'nin "Bugün gücümüz Hürmüz Boğazı'na egemendir" dediğini ve İranlı yetkili İsmail Bekaş'ın da Hürmüz Boğazı'nın anlaşmanın bir parçası olarak İran idaresinde kalacağını belirttiğini aktardı.
Nawfal, serbest geçiş hakkının korunacağını ancak İran'ın geçiş ücreti talep edebileceğini düşündüğünü ifade etti.
Prof. Steve Hanke, boğazların yönetimi ve ücretlendirilmesi konusunda dünyadan örnekler vererek konunun hukuki ve ticari boyutuna dikkat çekti:
"Bu konu oldukça çetrefilli bir noktaya uzanıyor. Anlaşmanın içeriğinde tam olarak ne olduğunu henüz kesin olarak bilmiyoruz fakat sizin sunduğunuz senaryo oldukça güvenilir bir ihtimal olarak duruyor. Bu noktada, özellikle Yunanistan'daki denizcilik devlerinin tutumuna bakabiliriz. Örneğin armatör Evangelos Marinakis, geçiş ücreti ödemeye kesinlikle hazır olduğunu belirtti. Büyük nakliye şirketlerinin yöneticileri, bu ücreti ödemekle ilgili bir sorunları olmadığını söylüyorlar. Temelde, Türkiye'nin geçiş ücreti alma hakkına sahip olduğu 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca İstanbul Boğazı'ndan geçerken de bir ücret ödeniyor. Bunu bir yönetim ücreti olarak nitelendirip yönetim giderlerini karşılamak amacıyla aldıklarını söylüyorlar ama işin gerçeği bu bir geçiş ücretidir. İstanbul Boğazı bir bakıma ücretli bir yol gibidir ve tüm bunlar 1936'daki uluslararası bir anlaşmayla düzenlenmiştir."
Armatörlerin beklentilerine değinen Prof. Hanke, "Benim edindiğim izlenim, deniz nakliyatçılarının bir geçiş ücreti ödeyerek serbest ve güvenli bir geçişi tercih edeceği yönündedir. Bu güvenliğin de boğazı kontrol eden güç olan İranlılar tarafından garanti edilmesini isteyeceklerdir" dedi.
"Fars Körfezi'nde mahsur kalan 11 bin geminin çıkması zaman alacak"
Bölgede biriken deniz trafiğinin küresel tedarik zincirleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu vurgulayan Prof. Steve Hanke, mevcut krizin hemen çözülemeyeceğini ifade etti.
Bölgedeki gemilerin ve personelin durumuna dikkat çeken Prof. Hanke, şu açıklamayı yaptı:
"Şu anda Fars Körfezi'nde mahsur kalmış durumda olan tam 11 bin gemi bulunuyor. Boğazlar açılsa bile bu gemilerin oradan çıkması çok uzun bir zaman alacaktır. Burada en kritik unsur zamandır. Kusursuz ve kesin bir anlaşma sağlansa bile, ki bence böyle bir anlaşma olmayacaktır; en nihayetinde ortaya çıkacak metin çok fazla belirsiz ifade barındıran bir mutabakat zaptından öteye geçmeyecektir. Her şey mükemmel gitse dahi, bu 11 bin geminin Fars Körfezi'nden çıkarılması çok ciddi bir zaman alacaktır."
Savaşın denizcilik sektöründeki insani boyutuna da değinen Prof. Hanke, "Bu ilk önemli nokta. İkincisi ise, savaş başladığından bu yana Körfez'de gemilere yönelik 46 saldırı düzenlendi ve bu saldırılarda 14 denizci hayatını kaybetti. Bu gemilerde çalışan çok sayıda insan var ve oradan çıktıkları an bu gemileri terk etmek isteyeceklerdir; hatta belki de bir daha asla dönmemek üzere bu işi bırakacaklardır. Dolayısıyla gemilere yeni personel bulmanız gerekecek. Tüm bu süreçler zaman alacaktır, bu işler bir gecede çözülmez. Bir gemide, her an vurulma ve öldürülme korkusuyla üç ay boyunca kilitli kalmayı kim ister?" diyerek sözlerini tamamladı.