Siyaset bilimci Paul Musgrave, ABD’nin İran'a yönelik askeri harekâtının stratejik hedeflerde köklü bir yıkım yarattığını ve Washington’ı Vietnam Savaşı'ndan daha derin bir jeopolitik felakete sürüklediğini analiz ediyor.
YDH- Katar’daki Georgetown Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olarak görev yapan Paul Musgrave, Foreign Policy dergisinde kaleme aldığı analizde, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü ve başarısızlıkla sonuçlanan askeri harekatı, tarihsel bir perspektifle mercek altına alıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, göreve başlama töreninde vadettiği "ülke tarihimizin en büyük ve en sonuç alıcı seçimi" hedefinin, İran ile girilen ve ağır bir yenilgiyle sonuçlanan savaşla birlikte bambaşka bir noktaya evrildiğini savunan Musgrave, bu tercihin ABD’yi Vietnam Savaşı’ndan çok daha derin bir stratejik felakete sürüklediğinin altını çiziyor.
"Gerçeklikten kopuk bir savaş hissiyatı"
Yazar, savaşın Doha'da yaşayan bir gözlemci olarak kendisinde yarattığı "gerçeklikten kopuk" havaya dikkat çekerek, alışılagelmiş savaş görüntülerinden farklı bir tablo çiziyor.
ABD askerlerinin çatışmalardaki düşük kayıp sayılarına rağmen, bu durumun yenilginin boyutlarını örtmemesi gerektiğini belirten Musgrave, Vietnam Savaşı’nın aksine bu çatışmanın stratejik hedeflerde yarattığı tahribatın çok daha köklü olduğuna işaret ediyor.
Musgrave, Washington’ın bu savaşa girerken izlediği politikaları eleştirerek, askeri teknolojideki üstünlüğün stratejik bir başarısızlığı perdeleyemediğini belirtiyor.
Yazar, ABD’nin yaşadığı stratejik yıkımı şu çarpıcı cümlelerle özetliyor:
"Amerika Birleşik Devletleri, temel stratejik hedeflerinin zarar gördüğü bu tercih savaşını başlattığı ana kıyasla tartışmasız biçimde daha zayıf bir konumdadır. [...] Savaş, Tahran'ı esnek bir müşteriye dönüştürmek yerine İran'ı daha sert bir çizgiye çekti ve İslam Devrim Muhafızları'nı etkili bir şekilde ülkenin başına geçirdi."
Bölgesel ve küresel bir kırılma noktası
Makalesinde, ABD’nin bölgedeki askeri performansını 1990’lardaki Körfez Savaşı ile kıyaslayan Musgrave, günümüzdeki ABD cephaneliğinin sığlığının, gelecekteki daha büyük tehditlere karşı hazırlık düzeyini sorgulanır hale getirdiğini ifade ediyor.
Yazar, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki denetim kapasitesinin, dünya ticareti için "silahlandırılmış rotalar" riskini doğurduğunu ve bunun ABD’nin yüzyıllardır sürdürdüğü "seyrüsefer serbestisi" hedefi için kalıcı bir tehdit oluşturduğunu savunuyor.
Musgrave, Vietnam sonrası ABD’nin bu bölgeden çekilerek stratejik alanlarına odaklanabildiğini, ancak bugünkü küresel ekonomi ve tedarik zincirlerinin Körfez’e olan bağımlılığı nedeniyle benzer bir çıkışın neredeyse imkansız olduğunu vurguluyor.
"Neden?" sorusu geleceğe miras kalacak
Analizini, ABD’nin hem yurt içinde hem de uluslararası arenada zayıfladığı bir döneme girildiğini belirterek sonlandıran Musgrave, müttefiklerin ABD’ye olan güveninin azaldığını, rakiplerin ise Washington’ın iradesini test etmeye daha istekli olduğunu savunuyor.
Yazar, on yıllar sonra bu süreci inceleyecek olan öğrencilerin tıpkı kendisinin Vietnam Savaşı hakkında sorduğu gibi, "Neden?" diye soracağını ve akademisyenlerin sunacağı gerekçelerin bile nihayetinde tatmin edici olmaktan uzak kalacağını vurguluyor.