Trump'a karşı içeride fırtınalı kampanya

img
Trump'a karşı içeride fırtınalı kampanya YDH

"Washington'dan bir telefon alıp talimatları hemen yerine getirdiğimiz günler geride kaldı. Artık ABD'nin bir uydusu olmakla ilgilenmiyoruz... Küçük ortaklar olsak bile bizler birer ortağız."




Rim Hani

YDH - El-Ahbar gazetesi muhabiri Rim Hani, Donald Trump yönetiminin İran ile vardığı mutabakatın ABD iç siyasetinde ve uluslararası arenada yarattığı sert yankıları ele alıyor. Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat senatörlerin "teslimiyet" olarak nitelendirdiği anlaşma, İsrail kamuoyunda ve dış politika analistleri nezdinde de büyük bir başarısızlık olarak görülüyor. Savaşın ve uzlaşma şartlarının Washington'ın bölgesel ve küresel güvenilirliğini zedelemesiyle birlikte, bölge ülkeleri başta olmak üzere dünya genelindeki pek çok aktör ABD'ye bağımlılığını azaltarak yeni alternatif ortaklıklara yöneliyor.

Sağ eğilimli Amerikan gazetesi New York Post, çarşamba günkü manşetine şu ifadeleri taşıdı: "Trump İran'ı yerle bir etti, şimdiyse tepesine 'sevgi bombası' yağdırıyor."

Bu başlığa, yanan bir Amerikan bayrağı resmi ve "Trump’ın anlaşması İran liderlerini paraya boğdu, yaptırımları da ortadan kaldırdı" yazan kısa bir metin eşlik ediyordu.

Gazete manşetindeki bu mesaj, aslında birçok Amerikalı yetkilinin görüşünü yansıtıyor. Nitekim Başkan Donald Trump'ın kendi partisinde de derin bir çatlak baş göstermiş durumda.

Senatör Lindsey Graham gibi bazı isimler İran'la varılan mutabakata şans tanınmasını isteyip bunu istikrarın yeniden tesisi yolunda bir adım olarak görürken, diğerleri ise bunu son on yılların en büyük "stratejik felaketi" olarak nitelendiriyor.

Trump anlaşmanın Ortadoğu'ya "barış ve güvenlik" getireceğini iddia etse de pek çok siyasetçi durumdan memnun görünmüyor. Bunlardan biri de İran ile imzalanan mutabakat zaptını "on yıllardır dış politikada yapılan en vahim hata" diye tanımlayan

Louisiana'nın Cumhuriyetçi Senatörü Bill Cassidy. Cassidy, X platformunda yaptığı paylaşımda, "Reagan'ın mezarında kemikleri sızlıyor. İran'ın nükleer emelleri dizginlenmediği gibi, Hürmüz Boğazı'nı tehdit etmenin işe yaradığını da öğrendiler; bunu gelecekte de kesinlikle kullanacaklardır" ifadelerine yer verdi.

Teksas'ın Cumhuriyetçi Senatörü Ted Cruz ise katıldığı bir podcast yayınında, bu anlaşmanın "İran Ayetullahı'na 300 milyar dolar verilmesi" anlamına gelip gelmediğini sorguladı.

Cruz, "Umarım ve dilerim ki durum böyle değildir," derken, daha önce Trump’ın ABD'yi savaşa sürükleme kararını övmüş ve askeri operasyonların "İran ordusunu bütünüyle çökerttiğini" iddia etmişti.

En sert eleştirilerin bir kısmı, Trump’ın daha önce parti içinde kenara ittiği Cumhuriyetçilerden geldi. Bunların başında, emekliliğe hazırlanan Kuzey Carolina Senatörü Tom Tillis yer alıyor.

Tillis, "Doğru yolda olduğumuza ikna olmam için önümüzde kat edilmesi gereken çok yol var," değerlendirmesinde bulundu.

Bir dönem Trump’ın en hararetli destekçilerinden biriyken sonradan yollarını ayıran Georgia'nın eski Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Marjorie Taylor Greene ise sosyal medyada paylaştığı bir videoda, başkanı "tamamen gereksiz bir savaş" yürütmekle eleştirdi. Doğal olarak Demokratlar da haftalardır Beyaz Saray'a savaşı bitirme çağrısı yapmalarına rağmen, anlaşmaya saldırmakta gecikmediler.

Anlaşmanın maddeleri açıklanmadan saatler önce Kaliforniya'nın Demokrat Senatörü Adam Schiff, mutabakatı "tam bir teslimiyet" olarak nitelendirdi.

Schiff, sosyal medya paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "İran yaptırımların kaldırılmasını, dondurulan fonların serbest bırakılmasını, petrol ihraç etme imkanını ve üstüne 300 milyar dolarlık imar fonu elde ediyor. Karşılığında ise ABD, İran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair muğlak bir vaadin yinelenmesinden başka bir şey elde edemiyor. Bundan daha eksiksiz bir teslimiyet hayal etmek zor."

Daha anlaşma imzalanmadan önce, Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu'nun kıdemli Demokrat üyesi Jack Reed (Demokrat, Rhode Island), Fox News Sunday programında yaptığı açıklamada, önerilen bu anlaşmayla ABD'nin elde edeceği kazanımların, İran ile daha önce yapılan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) dönemindekinden çok daha az olacağını savundu.

Reed, Trump’ın bu anlaşmayla kendisine 80. yaş günü hediyesi vermek istediğini de sözlerine ekledi. Fox News sunucusu Shannon Bream'e konuşan Reed, "Milyarlarca dolar harcadık, çatışmalarda 14 askerimizi kaybettik, yüzlerce yaralımız var ve küresel ekonomiyi altüst ettik. Günün sonunda ise elimizde, Trump’ın çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın sunduğundan daha azı var" dedi.

Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu Üyesi Seth Moulton (Demokrat, Massachusetts) ise mutabakat zaptının basına sızan taslak maddelerini hedef alarak bunu, Trump’ın İran Lideri Mücteba Hamanei’ye sunduğu "teslimiyet belgesi" olarak nitelendirdi.

Diğer taraftan, Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries (Demokrat, New York) pazar günü NBC News kanalındaki bir programda, iki taraf nihai metin üzerinde uzlaşırsa maddeleri incelemek isteyeceğini belirtmekle birlikte, savaşın kendisinin "pervasızca" yürütüldüğünü ve bir "felaketle" sonuçlandığını ifade etti.

Jeffries, Trump’ın 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çekilmesini eleştirerek, İran’ın artık daha güçlü, Amerikalıların ise daha güvensiz durumda olduğunu dile getirdi.

İsrail cephesinde ise durum pek farklı değil; zira Atlantic Council tarafından yayımlanan bir rapora göre İsraillilerin büyük çoğunluğu Tel Aviv’in savaşı kaybettiği görüşünde. Rapora göre ABD-İran anlaşmasına destek verenlerin oranı yalnızca yüzde 18.

Anlaşma şartlarının İsrail'in en kötü kabuslarını doğruladığını belirten rapor; Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması hariç, İran'ın, Trump’ın askeri operasyonları durdurma taahhüdü karşılığında dişe dokunur hiçbir taviz vermediğini gözler önüne seriyor.

Öte yandan Foreign Affairs dergisi, "İran’ın çatışmadan hırpalanarak çıktığını ancak rejimini koruyup bölgeyi tehdit etme kabiliyetini muhafaza ederek stratejik açıdan daha güçlü bir konuma eriştiğini" savunuyor.

Dergi, aylarca süren yıkımın ve küresel ekonomik sarsıntıların ardından gelen bu neticeyi, "Trump’ın her iki başkanlık döneminin de en büyük dış politika fiyaskosu" olarak tanımlıyor. Bu başarısızlığın etkilerinin uzun süre devam edeceğini ve ABD'nin Ortadoğu'daki stratejik sınamalarla başa çıkmasını daha da zorlaştıracağını öngörüyor.

Raporda, pek çok Ortadoğu ülkesi için asıl sorunun yalnızca Amerika'nın İran'a karşı kesin bir zafer elde edememesi olmadığı; aynı zamanda çatışma boyunca sergilediği istikrarsız ve öngörülemez tavrın, Washington'ın bölgedeki tek istikrar güvencesi olma rolüne duyulan güveni sarstığı vurgulanıyor.

Washington'ın inandırıcılığı aşındıkça, bölgedeki müttefikleri de ABD'ye olan derin bağımlılıklarının kendileri için yük olabileceği kanaatiyle yeni ittifak arayışlarına yöneliyor. Bu bağlamda dergi, bölge ülkelerinden birine mensup üst düzey bir yetkilinin şu sözlerini aktarıyor:

"Washington'dan bir telefon alıp talimatları hemen yerine getirdiğimiz günler geride kaldı. Artık ABD'nin bir uydusu olmakla ilgilenmiyoruz... Küçük ortaklar olsak bile bizler birer ortağız."

Analistlere göre Çin ise bu dönüşümden faydalanarak, ABD'nin geçmişte üstlendiği liderlik yükünü omuzlamak zorunda kalmadan, savaş sonrası Ortadoğu'da daha etkin bir rol oynamaya hazırlanıyor.

Hindistan ve Pakistan gibi hırslı orta ölçekli güçler de benzer adımlar atıyor. Dikkat çekici olan şu ki bu dinamik yalnızca bölgeyle sınırlı kalmıyor; Doğu Asya'dan Avrupa'ya, oradan Latin Amerika'ya kadar pek çok hükümet Washington’ın güvenilirliğine dair benzer sonuçlara varıyor.

Artık pek çok ülke, ABD ile yapılan güvenlik, ticaret ve diplomasi anlaşmalarına alternatif aramayı lüks değil, kaçınılmaz bir stratejik zorunluluk olarak görüyor. Daha anlaşma imzalanmadan önce, Amerikan aylık dergisi The Atlantic’te yayımlanan bir analizde de belirtildiği gibi, Washington’ın bu savaştan hiçbir kazanç elde edemeden çıktığı, hatta durumunun eskisinden çok daha kötü olduğu izlenimi ağırlık kazanmıştı.

Zira Tahran yönetimi geçici olarak zayıflamış olsa da devasa bir Amerikan taarruzu karşısında ayakta kalarak siyasi gücünü pekiştirdi.

Üstelik rejimini korumakla kalmayıp Trump’ın savaşına destek veren çeşitli Körfez ülkelerini de cezalandırarak onlara zarar verdi. Bu süreçte İsrailliler ise denklem dışı bırakılarak tamamen yalnız başlarına terk edildi.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel