Chicago Üniversitesinden Prof. Robert A. Pape, ABD ile İran arasındaki gerilimde uzlaşı arayışları sürerken güç dengesinin radikal biçimde Tahran lehine değiştiğini belirtti.
YDH - ABD ile İran arasındaki gerilim hattında İsviçre'de yürütülen müzakereler ve taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı, bölgedeki askeri ve diplomatik dengeleri yeniden tanımlamış oldu.
Chicago Üniversitesinde görev yapan uluslararası güvenlik ve jeopolitika uzmanı Prof. Robert A. Pape, katıldığı yayında, mevcut diplomatik sürecin sıradan bir ticari anlaşma gibi görülemeyeceğini, doğrudan bir güç dengesi mücadelesi olduğunu vurguladı.
Prof. Robert A. Pape, ABD yönetiminin içine düştüğü tırmanma tuzağını ve bölgedeki yeni askeri gerçekliği değerlendirirken, "İran bölgesel üstünlük kurma, yani bölgede baskın güç olma yolunda ilerliyor. Bu mutabakat zaptı, İran'ın bölgesel birinciliği elde etmesi için adeta bir yol haritasıdır" ifadelerini kullandı.
Pape, ABD'nin stratejik kararlarında kendi petrol stoklarının tükenmekte olduğu gerçeğiyle yüzleştiğini ve bu durumun Washington'ın diplomatik hareket alanını daralttığını belirtti.
"Müzakereler İran için gücü ele geçirme aracına dönüştü"
Müzakere sürecinin taraflarca farklı çerçevelerden ele alındığına dikkat çeken Prof. Robert A. Pape, ABD içindeki ticari yaklaşım ile bölgedeki jeopolitik gerçeklik arasındaki çelişkiye işaret etti.
Pape, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance gibi isimlerin sürece bir "iş anlaşması" gözüyle baktığını, buna karşın İran'ın tamamen bir güç politikası izlediğini kaydetti.
Güç dengesi yaklaşımının müzakereleri şekillendiren asıl unsur olduğunu ifade eden Pape, "Gözlemlediğim kadarıyla, müzakereleri anlamak için doğru çerçeveye sahip olma konusu oldukça bulanık. Müzakereler şu anda İran için gücü ele geçirme ve konumunu tahkim etme aracına dönüşüyor" değerlendirmesinde bulundu.
Tarihteki Versay Antlaşması ve Soğuk Savaş sonrası dönemden örnekler veren Pape, büyük krizlerin ardından yapılan anlaşmaların sadece mali tazminatlarla ilgili olmadığını, galiplerin kendi güçlerini uzun vadeli olarak kilitlemeyi hedeflediğini aktardı.
Prof. Robert A. Pape, "Versay'da yapılan anlaşma sadece savaş tazminatlarından ibaret değildi. Asıl amaç Almanya'yı en az on yıl boyunca baskı altında tutmaktı. Ancak bu durum 1930'larda büyük bir hınç ve rövanşizm tohumu ekti. Bugün de benzer bir güç dengesi mücadelesiyle karşı karşıyayız" şeklinde konuştu.
"İran nükleer zenginleştirmeden asla vazgeçmeyecek"
Müzakerelerin somut maddelerinin gücü doğrudan İran lehine kaydırdığını belirten Prof. Robert A. Pape, ABD'nin masaya sürdüğü havuçlar ile sahadaki kısa vadeli kazanımların uyuşmadığını vurguladı.
Pape, İsviçre'deki görüşmelerde ve mutabakat zaptında İran'ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durduracağına dair hiçbir işaret bulunmadığının altını çizdi.
İran Cumhurbaşkanı'nın nükleer program konusundaki kararlı açıklamalarına değinen Pape, "İran nükleer zenginleştirmeden vazgeçmiyor. Hafta sonu yapılan açıklamalar da bunu net şekilde ortaya koydu. ABD tarafı ise durdurma veya dondurma gibi büyük hedefler koyarken, mutabakat metninde İran'ın bunu kabul edeceğine dair en ufak bir emare bulunmuyor" dedi.
Pape, bu durumun Donald Trump'ta ani bir öfke patlamasına yol açtığını ve İsviçre'deki İranlı müzakerecilerin hedef alınmasına varan tehditlerin havada uçuştuğunu kaydetti.
Bölgesel gücün temel taşlarını açıklayan Pape, İran'ın Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Basra Körfezi'ne uzanan, kendi ifadeleriyle "direniş kuşağı" adını verdikleri bir etki alanı kurduğunu belirtti.
Bu hattın bölgedeki tüm petrol boru hatlarını çevrelediğini ifade eden Pape, "Hürmüz Boğazı sadece ekonomik bir geçiş noktası değil, İran'ın askeri güç tabanının ana merkezidir" dedi.
"İsrail derin bir stratejik felakete doğru sürükleniyor"
Bölgedeki gelişmelerin en büyük kaybedeninin İsrail olduğunu savunan Prof. Robert A. Pape, askeri teknolojideki değişimlerin ve diplomatik yalnızlaşmanın Tel Aviv yönetimini çaresiz bıraktığını vurguladı.
Pape, İsrail'in durumunu değerlendirirken, "İsrail için bu süreç, büyük stratejik felaketlerin en büyüğüdür. Savaş öncesinde bölgede yükselen bir güç konumundayken, bugün yükselen güç konumuna İran yerleşti" ifadelerini kullandı.
İsrail'in karşı karşıya olduğu üç büyük tehdit mekanizmasını sıralayan Pape, ilk olarak ABD ile İsrail arasında açılan diplomatik uçuruma dikkat çekti.
Bu uçurumun ABD kamuoyundaki yüzde 60'lık muhalif kesimle de örtüştüğünü belirten Pape, ikinci büyük tehdidin ise askeri alandaki insansız hava aracı devrimi olduğunu kaydetti.
Pape, "Kitlesel insansız hava aracı devrimi, İsrail'i daha önce hiç olmadığı kadar savunmasız hale getirecek. Hizbullah'ın gelecekte bu teknolojiyi kullanarak İsrail'in sadece kuzeyini değil, tüm limanlarını hedef alabileceğini ve deniz ticaretini felç edebileceğini öngörüyoruz" uyarısında bulundu.
Üçüncü sorun olarak İsrail'in çevresindeki 500 milyonluk Müslüman nüfusla ilişkilerini tamamen koparmasını gösteren Pape, "İsrail, arkasında kendisini koruyan büyük ve güçlü bir hami varken okul bahçesinde kavga çıkaran küçük çocuk gibi davrandı. Şimdi o büyük koruyucu uzaklaşıyor ve İsrail, 500 milyonluk bir Müslüman denizinin ortasında 7 milyon Yahudi nüfusuyla baş başa kalıyor. Bu koşullarda İsrail'in uzun vadede nüfusunu orada tutması zorlaşacaktır" dedi.
"ABD bölge ülkelerinin güvenliğini parayla satın alamadı"
Washington'ın uzun yıllar boyunca Mısır ve Ürdün gibi ülkelere milyarlarca dolar yardım sağlayarak İsrail için "güvenlik satın alma" modeli uyguladığını hatırlatan Prof. Robert A. Pape, bu iş modelinin çöktüğünü ifade etti.
Güç dengesinin İran lehine değişmesiyle birlikte bölge ülkelerinin yönünü yeniden tayin etmek zorunda kalacağını belirten Pape, "ABD, bölge ülkelerinin güvenliğini parayla satın almaya çalıştı. Ancak bugün ABD'nin ne Birleşik Arap Emirlikleri'ni ne Suudi Arabistan'ı ne de kendi üslerini koruyabildiği görüldü. Bu durum bölge için adeta bir depremdir" dedi.
Ürdün ve Mısır'ın yeni dönemde İran ile daha uyumlu politikalar izlemek zorunda kalacağını öngören Pape, bu ülkelerin İsrail ve ABD ile İran'a karşı ortak bir cephe kurmasının artık imkansız hale geldiğini belirtti.
Ürdün'ün içindeki yoğun Filistinli mülteci nüfusuna ve olası bir iç karışıklık riskine de değinen Pape, İran'ın bu tür istikrarsızlık alanlarını yönlendirme konusunda oldukça deneyimli olduğunu sözlerine ekledi.
Nükleer silahların varlığının bile İsrail'i bu kaçınılmaz sondan kurtarmaya yetmeyeceğini ifade eden Prof. Robert A. Pape, "Nükleer silah kullanılması durumunda ortaya çıkacak radyasyon bulutları eninde sonunda dönüp kendilerini ve müttefiklerini vuracaktır. Dolayısıyla nükleer güç mutlak bir koruma sağlamaz" diyerek sözlerini tamamladı.