Netenyahu İran-Amerika mutabakatını sabote edebilir mi?

img
Netenyahu İran-Amerika mutabakatını sabote edebilir mi? YDH

Lübnan bugün sadece İran ve ABD'nin sınavı değil; aynı zamanda ABD'nin İsrail üzerindeki nüfuzunun da sınavıdır.




Ahmet Erdem

İran ve ABD arasındaki mutabakatın üzerinden henüz birkaç gün geçmeden, önündeki ilk ciddi engel kendini gösteriyor: Lübnan.

Arabulucular Tahran ile Washington arasında yeni bir sürecin başladığını konuşurken, İsrailli yetkililer Lübnan'ın güneyindeki askeri varlığın süreceğinden bahsediyor.

Benyamin Netenyahu, İsrail'in Lübnan'da hâlâ işi olduğunu ve bu ülkenin topraklarından çekilmeyeceğini söylüyor. 

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çıtayı daha da yükselterek, ABD talebi halinde dahi İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinden çekilmeyeceğini açıkladı.

Bu tutumlar, Lübnan'ı son mutabakatların ilk test alanı haline getirdi; siyasi anlaşmaların saha gerçeklikleri üzerinde ne ölçüde etkili olabileceğinin belirleneceği bir yer.

Belki de bu nedenle Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, Lübnan'ı İran ve ABD mutabakatının ilk gerçek sınavı olarak nitelendirdi. 

Doha'nın bakış açısına göre, bu sürecin geleceği açıklamalarda ve diplomatik toplantılarda değil, bölgesel krizlerin nasıl yönetildiğinde belirlenecek ve Lübnan bu krizlerin başında yer alıyor.

Lübnan tüm taraflar için özel bir öneme sahip. İsrail için kuzey cephesi son yılların en önemli güvenlik dosyası oldu. 

Tel Aviv, Hizbullah'ın varlığı ve kapasitesinin halen bu rejime yönelik en önemli güvenlik tehditlerinden biri olduğunu düşünüyor ve bu nedenle Lübnan'ın güneyindeki saha konumlarından kolayca vazgeçmeye yanaşmıyor.

Buna karşılık Lübnan, İran için sadece siyasi bir dosya değil. Son savaş Lübnan'a ve direniş güçlerine ağır maliyetler yükledi. 

Birçok gözlemciye göre, bölgesel ilişkiler tarihinde hiçbir müttefik bir savaşta bu kadar ağır bir bedel ödemedi. 

Bu nedenle, bu krizin nasıl sona ereceği ve işgal altındaki Lübnan topraklarının geleceği Tahran için sadece taktiksel bir mesele değil, bölgenin gelecekteki denklemlerinin bir parçası olarak görülüyor.

Bu çerçevede, İranlı yetkililer defalarca Lübnan'ın egemenliğine saygı gösterilmesi ve bu ülkenin topraklarındaki işgalinin sona ermesi gerektiğini vurguladı.

İran’ın baş müzakerecisi Muhammed Bakır Galibaf da yakın zamanda, diplomatik çabalar gösterilmeseydi Lübnan'da daha fazla kan döküleceğini söyledi. 

Bu söz, Tahran'ın bakış açısına göre, savaşın yayılmasını önlemenin son siyasi sürecin en önemli kazanımlarından biri olduğunu gösteriyor.

 

Ancak asıl mesele hâlâ başka bir yerde: ABD, İsrail'i olası taahhütlerini yerine getirmeye zorlayabilir mi?

Washington şüphesiz İsrail üzerinde etki sahibi olmak için geniş siyasi, mali ve askeri araçlara sahip. 

Bununla birlikte, geçmiş yılların deneyimi, ABD-İsrail ilişkisinin her zaman Tel Aviv'in Washington'un taleplerine tamamen uyması anlamına gelmediğini gösterdi. Özellikle güvenlik ve stratejik konular söz konusu olduğunda.

Netenyahu ve Katz'ın son açıklamaları da tam olarak bu açıdan önem kazanıyor. Bu sözler sadece Lübnan'a veya Hizbullah'a yönelik değil; aynı zamanda ABD'ye de bir mesaj niteliğinde. 

İsrail'in kendi güvenlik hesaplarından kolayca geri adım atmaya hazır olmadığını söyleyen bir mesaj; bu durum Tahran ile Washington arasındaki yeni süreçle çelişse bile.

Bu nedenle Lübnan bugün sadece İran ve ABD'nin sınavı değil; aynı zamanda ABD'nin İsrail üzerindeki nüfuzunun da sınavıdır.

Eğer Washington Lübnan'daki gerilimin tırmanmasını engelleyemez veya İsrail'i olası taahhütlerini yerine getirmeye zorlayamazsa, son mutabakatların etkinliğine dair ilk şüpheler ortaya çıkacaktır. 

Buna karşılık, eğer ABD Lübnan'ın yeni bir kriz sahnesine dönüşmesini engelleyebilirse, bölgeye yeni sürecin sadece kâğıt üzerinde bir mutabakat olmadığı mesajı gönderilecektir.

Önümüzdeki günlerde ve haftalarda, bölgedeki birçok aktörün gözü ne Washington'a ne de Tahran'a, doğrudan Lübnan'ın güneyine çevrilecektir. Çünkü İran-ABD mutabakatının kaderi, herhangi bir yerden daha önce tam da o noktada belirlenebilir.

Belki de bu nedenle bugün İran ve ABD mutabakatıyla ilgili en önemli soru, iki tarafın ne konuda anlaştığı değil; Netenyahu'nun bu mutabakatın ilk sınavının başarıyla geçilmesine izin verip vermeyeceğidir.



Makaleler

Güncel