Lübnan anlaşması İsrail’e saha üstünlüğü sağlarken Hizbullah’a zaman kazandırıyor

img
Lübnan anlaşması İsrail’e saha üstünlüğü sağlarken Hizbullah’a zaman kazandırıyor YDH

❝Yaklaşık üç yıllık savaşın ardından Hizbullah'ın çöküşün eşiğinde olduğunu savunan bir İsrailli askerî yetkili duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.❞




Ben Caspit

YDH- İsrailli gazeteci ve siyasi yorumcu Ben Caspit, el-Monitor'de yayımlanan makalesinde, İsrail–Lübnan anlaşmasını sadece bir “ateşkes/mutabakat” olarak değil, ABD, İsrail, İran ve Hizbullah ekseninde yürüyen çok katmanlı bir güç mücadelesinin sonucu olarak açıklıyor ve bu süreçte İsrail içindeki derin görüş ayrılıklarını, stratejik kaygıları ve hayal kırıklıklarını görünür kılıyor. Caspit, bu mutabakatın, İsrail’e Güney Lübnan’da askerî varlık sürdürme imkânı verdiğini ama ama aynı zamanda Hizbullah’a yeniden toparlanma fırsatı sunduğunu vurguluyor.

✱✱✱


İsrailli güvenlik yetkilileri, Lübnan ile varılan anlaşmayı hem ciddi riskler taşıyan hem de önemli stratejik avantajlar sunan "tarihi bir mutabakat" olarak tanımlıyor.

Anlaşma, İsrail'in Güney Lübnan'daki askerî varlığını sürdürmesine imkân tanısa da, Hizbullah'a tam yok oluşun eşiğinden döndükten sonra yeniden toparlanması için ihtiyaç duyduğu zamanı da vermiş oluyor.

Savunma Bakanı Israel Katz, ABD Başkanı Donald Trump'ı, İsrail'i Lübnan anlaşmasına zorlayarak Hizbullah'ın tamamen ezilmesini engellemekle suçluyor.

Buna karşın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ABD'nin arabuluculuğunda varılan bu mutabakatı büyük bir başarı olarak görüyor.

İsrail'de görüş ayrılıkları

26 Haziran'da Washington'da imzalanan bu dönüm noktası niteliğindeki anlaşmaya gelen zıt yorumlar, İsrail'in İran ve bölgedeki vekillerine karşı ABD'yle omuz omuza yürüttüğü savaşın sonucuna dair yaşadığı derin tereddüdü ve hayal kırıklığını açıkça ortaya koyuyor.

Bu durum aynı zamanda, Trump yönetiminin Ortadoğu politikası üzerindeki nüfuz mücadelesine de dikkat çekiyor. Netanyahu'ya yakın bir kaynak, İran ve Lübnan ile yürütülen müzakerelere ilişkin iç çekişmelerin iki ayrı kampı karşı karşıya getirdiğini belirtti.

Başkan Yardımcısı JD Vance liderliğindeki birinci kamp, Trump'ın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner'den oluşuyor.

İkinci kamp ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio önderliğinde, Netanyahu'nun eski Stratejik İşler Bakanı ve uzun süreli danışmanı Ron Dermer ile yakın bir iş birliği yürütüyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen ve Netanyahu'ya yakın olan kaynak, el-Monitor'a şunları aktardı:

"Gazze'de Witkoff'ların yaklaşımı üstün geldi; İran ile yapılan kusurlu ve kısmi anlaşma da büyük ölçüde, özellikle Vance'in etkisiyle, onların yaklaşımını yansıtıyor. Lübnan konusunda ise Netanyahu, son dakikada Dermer'i devreye soktu. Dermer, kontrolü elinde tutan Rubio üzerinde yoğun baskı oluşturdu ve sonuç İsrail lehine daha elverişli oldu."

Pazartesi günü gazetecilere açıklamalarda bulunan Katz, Netanyahu'nun Trump'ı Lübnan müzakerelerini İran anlaşmasından ayırmaya ikna etme çabalarına değindi.

Katz, "Cesurca savaştı. Trump ile gerçekleştirdiği dört görüşmede, Başkan'ın İran ve Lübnan dosyalarını birbirine bağlama çabasına bizzat tanıklık ettim," ifadelerini kullandı.

Ancak Katz, beşinci görüşmede Trump'ın kararlılığını kabul ederek şunları ekledi:

"Bu bağlantıdan dolayı üzgünüm... Trump, İran ile müzakereleri ilerletmeye kararlıydı ve Lübnan'daki durum onu endişelendiriyordu. Bir ortaklığa girdiğinizde, bunun avantajları olduğu kadar kısıtlamaları da vardır."

İki gün önce ise Netanyahu, İsrail-Lübnan anlaşmasını "İsrail için tarihi bir başarı" olarak övmekle kalmadı; anlaşmanın gelecekteki bir barış mutabakatına zemin hazırlarken, İsrail birliklerinin Hizbullah tehditlerine karşı Güney Lübnan'da kalmasına olanak tanıdığını da belirtti.

Cumartesi akşamı düzenlenen basın toplantısında Netanyahu, anlaşmayı İran'a karşı stratejik bir zafer olarak tanımladı.

Netanyahu, "İsrail, Lübnan ve Amerika Birleşik Devletleri aslında İran'a şunu söylüyor: 'Bu sizin işiniz değil. Burada hiçbir statünüz, dahliniz ve rolünüz yok. Ne sizin, ne Hizbullah'ın, ne de herhangi bir terör örgütünün,'" dedi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir de Netanyahu'nun ifadelerine destek verdi. Anlaşmayı "tarihi ve oldukça önemli" olarak tanımlayan Zamir, ordunun mutabakatın başarılı bir şekilde uygulanması için üzerine düşeni yapacağına dair taahhütte bulundu.

Pazar günü kuzey sınırına yaptığı ziyarette üst düzey subaylara seslenen Zamir, "Asıl test, her iki tarafın da sahadaki davranışlarının nasıl olacağıdır," dedi.

İsrailli güvenlik yetkilileri; Lübnan, İran, İsrail ve ABD arasındaki karmaşık çıkarlar göz önüne alındığında, Zamir'in değerlendirmesinin en gerçekçi yaklaşım olduğunu savunuyor.

Lübnan ordusunun, geçmişteki anlaşmalarda olduğu gibi, Hizbullah'ı silahsızlandırmada nihai başarıya ulaşacağı konusunda şüphelerini korusalar da; anlaşmanın İsrail'e Lübnan içinde askerî varlık gösterme imkânı tanıması nedeniyle, bunu mevcut en iyi seçenek olarak görüyorlar.

İsrailli üst düzey bir güvenlik yetkilisi, kimliğinin gizli tutulması kaydıyla el-Monitor'a şunları söyledi:

"Hiçbir yanılgı içinde değiliz; Hizbullah yok olmanın eşiğindeydi ve şimdi ona yeniden toparlanması ve güçlenmesi için zaman tanındı."

Aynı yetkili, durumu ABD arabuluculuğunda Hamas ile Gazze'de varılan ateşkesle kıyaslayarak ekledi: "İsrail, Gazze'nin bazı bölümlerini kontrol altında tutsa da Hamas silahsızlanmadı. Aksine örgüt yaralarını sarıyor, yeniden inşa sürecine giriyor ve güç kazanıyor. Lübnan'da da hikâye aynı. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'in askerî başarılarından tam olarak yararlanmamıza fırsat tanımadan savaşı durdurdu."

Netanyahu Amerikan baskısına boyun eğiyor

Müzakere sürecine vakıf İsrailli bir diplomatik kaynak, Netanyahu'nun başta Lübnan anlaşmasını geciktirmeye çalıştığını, ancak sonunda İsrail'in Washington Büyükelçisi ve baş müzakerecisi Yechiel Leiter tarafından bu tutumunun sürdürülebilir olmadığına ikna edildiğini aktardı.

Kaynağa göre Netanyahu, zor şartlar altında mümkün olan en iyi neticeyi alabilmek için Dermer'i tekrar masaya dahil etti.

İsrailli diplomatik kaynak, "Bu evliliğin eninde sonunda kötü bir boşanmayla biteceği herkesin malumu. Şu anki amaç, o ânı mümkün olduğunca geciktirmek," ifadesini kullandı.

Yaklaşık üç yıllık savaşın ardından Hizbullah'ın çöküşün eşiğinde olduğunu savunan bir İsrailli askerî yetkili ise duyduğu hayal kırıklığını şöyle dile getirdi:

"Hizbullah tarihinin en zayıf noktasındaydı. Sadece biraz daha baskı uygulayabilseydik, örgüt tamamen dağılabilirdi. Ancak tam karar ânında dışarıdan müdahale geldi. İran, Amerika Birleşik Devletleri'ne baskı yaptı; Amerika Birleşik Devletleri de İsrail'i sıkıştırdı."

İran'ın örgütü yeniden diriltmek adına, Lübnan ve İran'daki ortalama maaşların çok üzerinde ücretler teklif ederek yeni savaşçılar toplamaya başladığına dikkat çeken yetkili, "Şimdi hem zaman hem de para, ABD-İran anlaşması aracılığıyla onlara altın tepside sunuldu; başladığımız yere geri döndük," dedi.

Ancak herkes bu karamsar görüşü paylaşmıyor.

Üst düzey bir başka İsrailli diplomat, anonim kalmak şartıyla el-Monitor'a verdiği demeçte şu şekilde konuştu: 

"Lübnan hükümeti burada nadir görülen bir cesaret sergiledi. Leiter ile müzakereleri yürüten Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh Moawad, bu sürecin gerçek kahramanıdır,"

Diplomata göre anlaşma, basit bir ateşkesin çok ötesinde anlamlar taşıyor:

"İsrail ve Lübnan artık barışı ve Lübnan'ın sadece tek bir meşru askerî güce sahip olması gerektiği; yani Hizbullah'ın denklem dışı kalması gerektiği ilkesini açıkça tartışıyor. Bunlar tarihi gelişmeler. O yönde kararlılıkla ilerlemeye devam etmeli ve asla vazgeçmemeliyiz."


Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel