Eski CIA başkanından Irak için ‘yeni strateji’ önerisi

img
Eski CIA başkanından Irak için ‘yeni strateji’ önerisi YDH

Petraeus, Irak'taki “yolsuzluk” operasyonlarını ve silah tekeli tartışmasını, Washington açısından yeni bir stratejik fırsat olarak sundu.




YDH- Irak'ın 2003'teki ABD işgali sonrasında ülkedeki askeri operasyonların başında yer alan, daha sonra ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığı ve CIA Direktörlüğü görevlerini üstlenen emekli Orgeneral David Petraeus, Washington Post'ta yayımlanan analizinde, Irak'ta son dönemde başlatılan "yolsuzluk" operasyonlarını ve “devletin silah tekelini güçlendirme” girişimlerini, "Irak devlet otoritesinin yeniden inşası" sürecinin başlangıcı olarak değerlendirdi.

Analizde, ABD'nin uzun yıllar "yönetilmesi gereken bir sorun" olarak gördüğü Irak'ın artık Washington açısından “yeniden” stratejik bir ortak haline gelebileceği savunuldu.

“Yolsuzluk” operasyonları "devletin dönüşü" olarak sunuldu

Petraeus, Irak Yüksek Yargı Konseyi'nin çıkardığı tutuklama kararları doğrultusunda Terörle Mücadele Servisi'nin (TMS) Bağdat'ta 60'tan fazla siyasetçi ve üst düzey yetkiliyi “yolsuzluk” suçlamasıyla gözaltına aldığını hatırlattı.

Analizde, Kürdistan Bölgesi'nde gözaltına alınan bazı kişilerin de TMS'ye teslim edildiği, 10'dan fazla milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırıldığı ve ilk aşamada yaklaşık 200 kişinin tutuklanmasının öngörüldüğü aktarıldı.

Petraeus, bunun yalnızca bir “yolsuzluk” soruşturması olmadığını ileri sürerek, yargı, başbakanlık ve CTS'nin birlikte hareket ederek devlet otoritesini yeniden tesis etmeye çalıştığını savundu.

"Direniş silahları" tartışmasına dikkat çekti

Analizde, Bağdat yönetiminin 30 Eylül'e kadar ruhsatsız silahların teslim edilmesi yönündeki kararını yinelediği hatırlatılırken, bazı silahlı grupların "direniş silahlarının" bu kapsama girmemesi gerektiğini savunduğu belirtildi.

Petraeus, bu tartışmayı da devlet ile devlet dışı silahlı yapılar arasındaki otorite mücadelesinin parçası olarak değerlendirdi.

İran'ın etkisinin zayıfladığı iddiası

Petraeus, son iki yılda Ortadoğu'daki dengelerin değiştiğini ileri sürerek İran'ın askeri açıdan önemli gerilemeler yaşadığını ve Hizbullah'ın zayıfladığını iddia etti. Ayrıca, Suriye'de Beşşar Esed yönetiminin devrildiğini de hatırlattı.

Bununla birlikte İran'ın Irak'taki siyasi nüfuzunu koruduğunu, bölgedeki müttefiklerini desteklemeyi sürdürdüğünü ve Hürmüz Boğazı üzerinden uluslararası deniz ticareti üzerinde baskı kurabilecek kapasitesini muhafaza ettiğini de kabul etti.

Analizde, buna rağmen bölgesel güç dengesinin daha "akışkan" hale geldiği ve bunun Irak için yeni fırsatlar doğurduğu öne sürüldü.

"Asıl mücadele yönetişim"

Petraeus'a göre, Irak'ın bugün karşı karşıya olduğu temel mesele artık IŞİD'le mücadele değil, devlet kurumlarının otoritesini yeniden tesis edebilmesi.

Analizde, mücadelenin şehirlerin kontrolünden ziyade "meşruiyet sahibi kurumlar ile gayriresmî siyasi ve silahlı ağlar" arasında yaşandığı savunuldu.

Petraeus, yargının hukukun üstünlüğünü tesis edip edemeyeceği, güvenlik kurumlarının yeni krizler üretmeden devlet otoritesini genişletip genişletemeyeceği ve kamu kurumlarının patronaj ağlarının yerini alıp alamayacağı gibi soruların Irak'ın geleceğini belirleyeceğini ileri sürdü.

TMS'ye özel vurgu

Analizde, doğrudan başbakana bağlı çalışan Terörle Mücadele Servisi'nin Irak'ın "en profesyonel ve en saygın" güvenlik kurumu haline geldiği iddia edildi.

TMS'nin siyasi açıdan hassas operasyonlarda görevlendirilmesinin, hükümetin bunları yalnızca adli soruşturmalar değil, devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi yönünde bir mesaj olarak gördüğünü gösterdiği savunuldu.

"Henüz başarı ilanı için erken"

Petraeus, buna rağmen yürütülen operasyonların henüz hiçbir siyasi grubun hukukun üzerinde olmadığını kanıtlamadığını belirtti.

“Yolsuzlukla” mücadele operasyonlarının “direniş gruplarıyla bağlantılı güçlü siyasi çevrelere uzanmaması halinde bunun devletin gücünü değil, sınırlarını ortaya koyacağını” ifade etti.

Tutuklamaların tek başına yeterli olmayacağını belirten Petraeus, adil yargı süreçleri işletilmesi, kurumların seçici değil tutarlı davranması ve reformların süreklilik kazanması gerektiğini savundu.

ABD'ye "Irak kurumlarını destekleyin" çağrısı

Analizin sonunda Petraeus, ABD'nin Irak adına devlet inşa edemeyeceğini ancak profesyonellik, hesap verebilirlik ve ulusal bağlılık gösteren Irak kurumlarını desteklemesi gerektiğini ileri sürdü.

Irak'ın uzun yıllardır ABD, İran, Türkiye, Körfez ülkeleri ve silahlı grupların rekabet alanı olarak görüldüğünü belirten Petraeus, ülkenin geleceğinin dış aktörlerden çok kendi kurumlarının gayriresmî güç ağlarına üstün gelip gelemeyeceğine bağlı olacağını savundu.

Washington Post'taki analizde, iki on yıl önce Ortadoğu'nun ana savaş sahası olarak görülen Irak'ın bugün "kalıcı devlet kurumlarının inşa edilip edilemeyeceğinin en önemli sınavı" haline geldiği iddia edildi.



Makaleler

Güncel