Prof: ABD gücünün gerilemesi Hürmüz'de yeni bir düzen yaratıyor

img
Prof: ABD gücünün gerilemesi Hürmüz'de yeni bir düzen yaratıyor YDH

Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Robert A. Pape, Ortadoğu'da tırmanan çatışmaların geçici bir gerginlikten ibaret olmadığını, İran'ın bölgede kalıcı bir nüfuz alanı inşa etmeye çalıştığını belirtiti.




YDH - Uluslararası güvenlik ve askeri stratejiler alanındaki çalışmalarıyla tanınan Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Robert A. Pape, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği mülakatta, Ortadoğu'daki askeri hareketliliğin arka planında yatan jeopolitik kırılmaları değerlendirdi.

Pape, bölgedeki çatışmaların geçici ya da birbirinden bağımsız yerel sürtüşmeler olmadığını, aksine küresel güç dengesini sarsacak nitelikte yapısal bir dönüşümün parçası olduğunu vurguladı.

ABD, İsrail ve İran arasındaki güç mücadelesinin artık doğrudan doğruya etki alanları tesis etme savaşına dönüştüğünü belirten profesör, Tahran yönetiminin attığı adımların rasyonel bir askeri doktrine dayandığını ifade etti.

"İran nüfuz alanını tahkim ediyor"

Prof. Robert A. Pape, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun son dönemde bölgesel güvenlik mimarisine yönelik stratejik vizyonunda köklü bir değişikliğe gittiğini belirtti.

Bu durumun mayıs ayı sonlarında daha belirgin hale geldiğini ifade eden Pape, şu değerlendirmede bulundu:

"Devrim Muhafızları yaklaşık beş altı hafta önce direniş güvenlik kuşağı fikrini ortaya atmaya başladı. Bu kuşak Akdeniz kıyısındaki Lübnan'dan başlayıp Kızıldeniz'deki Yemen'e kadar uzanan ve oradan Körfez'e geri dönerek Irak'ı da çemberin içine alan bir hattı tarif ediyor. Dolayısıyla burada yaşanan temel gelişme, güç dengesinin kaygan ve değişken yapısı üzerindeki anlaşmazlıklardan çok daha ötedir. Doğrudan bir nüfuz alanı inşası söz konusudur."

Pape, İran'ın bölgesel bir güç olarak yükselirken yalnızca Hürmüz Boğazı'ndaki stratejik üssüyle ya da kendi sınırları içindeki küresel zenginlikle yetinmeyeceğini kaydetti.

Büyük güçlerin tarih boyunca kendilerine stratejik çevre hatları oluşturduğunu hatırlatan profesör, "Çin kendi etki alanını kuruyor, ABD Batı Yarımküre'de uzun süredir buna sahip, Rusya ise kendi nüfuz alanını yeniden inşa edip genişletmeye çalışıyor. İran'ın belirlediği stratejik çevre de Hürmüz Boğazı'nı devre dışı bırakarak inşa edilebilecek tüm yeni boru hatlarının çıkış yollarını çevreleyen bir kuşaktır" ifadelerini kullandı.

"Washington stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya"

ABD'nin bölgedeki askeri ve diplomatik etkinliğinin zayıfladığına dikkat çeken Prof. Robert A. Pape, Washington'ın Ortadoğu'daki nüfuzunu korumak adına sergilediği refleksleri analiz etti.

ABD'nin halen bölgedeki egemen güç olarak kalmak istediğini, bu nedenle İran'ın kurduğu bu stratejik kuşağı zayıflatmak için çeşitli yöntemler denediğini belirten Pape, durumun Amerikan dış politikası açısından taşıdığı riskleri şöyle özetledi:

"Amerikan gücü bölgede zaten gerilemiş durumdadır ve bu durum kendi başına stratejik bir yenilgi anlamına gelmektedir. Şimdi asıl soru, İran'ın kurduğu bu nüfuz alanının kalıcı olarak pekişip pekişmeyeceği ve dengenin ABD aleyhine daha da bozulup bozulmayacağıdır. İran oyunu son derece sert oynuyor. Henüz kapasitesini aşan hamleler yapmıyor ancak çok kararlı adımlarla ilerliyor. Bu durum medya ve kamuoyu tarafından çok büyük bir hesap hatasıyla değerlendirildi. Birçok kişi, ABD yönetiminin askeri operasyonları durdurması ya da geri çekilmesi durumunda her şeyin yoluna gireceğini düşündü ancak durum böyle değildir. İran, kurduğu bölgesel ittifak sistemini savunmak ve yükselen bölgesel hegemon olarak konumunu pekiştirmek amacıyla askeri inisiyatifi kendi eline almaktadır."

Bölgedeki çatışmaların seyrine ilişkin öngörülerin kendi geliştirdiği askeri modellemelerle büyük ölçüde örtüştüğünü kaydeden Pape, "Bu savaşın beşinci ayındayız ve her şeyin birkaç gün içinde biteceği varsayılmıştı. Bu durum bana Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlangıcını hatırlatıyor. Devletler, İran hariç, uzun süreli bir savaşı tercih etmemektedir. İran ise uzun süreli yıpratma savaşlarından stratejik fayda sağlamaktadır. Eğer ABD ya da İsrail için bu çatışmayı iki haftada bitirmek mümkün olsaydı, bunu çoktan yaparlardı" şeklinde konuştu.

"Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş ücretleri milyarlarca dolarlık güç üretiyor"

Mülakatta Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz'deki nakliye hatları üzerinde yaşanan kontrol mücadelesine değinen Prof. Robert A. Pape, Umman ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nın yönetimi ve geçiş ücretlerinin tahsilatı konusunda ortak bir plan üzerinde çalıştığına yönelik iddiaları değerlendirdi.

Pape, bu durumun uluslararası ilişkiler teorisindeki stratejik sınır aşındırma kavramıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Burada gördüğümüz durum, tarafların birbirlerinin kırmızı çizgilerini test etmesidir. Trump yönetiminin üçüncü bir rota üzerinden yapmaya çalıştığı şey, stratejik literatürde dilimleme taktiği olarak adlandırılan yöntemdir. Amaç, karşı tarafın belirlediği eşiği yavaş yavaş aşındırmaktır. İran ise bu taktiği durdurmak için askeri ve diplomatik gücünü kullanarak karşılık vermekte ve belirlenen sınırları zorlamaktadır. İran'ın buradaki nihai amacı küresel ekonomiyi çökertmek değildir; asıl hedef geçiş ücretlerini güvence altına almaktır. İran'ın tanker başına yaklaşık 2 milyon dolar civarında bir ücret talep etmek istediği anlaşılmaktadır. Bu oran, normal dönemlerde boğazdan geçen tanker sayısı göz önüne alındığında günde yaklaşık 100 milyon dolar, yılda ise kendi petrol satışlarından elde ettikleri gelire ek olarak yaklaşık 36 milyar dolar düzeyinde devasa bir kaynak anlamına gelmektedir."

Pape, böyle bir gelir akışının İran'ı birkaç yıl içinde Fars Körfezi'nin en zengin ve en güçlü devleti haline getirebileceğini kaydetti.

Bu nedenle mücadelenin sadece para ile ilgili olmadığını, birinci dereceden bir egemenlik ve güç savaşı olduğunu vurgulayan profesör, "İran bu hedefe ulaşmak için askeri güç kullanmaktan çekinmemektedir. Geçiş yapan gemilerin sayısını kontrol altında tutarak ABD üzerinde baskı oluşturmaktadırlar. Ağustos ortasında dolacak kritik süreye kadar İran'ın sahada güç kullanan taraf olmaya devam etmesini bekleyebiliriz" dedi.

"Nükleer deneme Trump için siyasi bir felaket olur"

Ortadoğu'daki askeri dengeleri değiştirebilecek en kritik unsurlardan birinin İran'ın nükleer programı olduğunu belirten Prof. Robert A. Pape, Tahran'ın askeri doktrininde nükleer silah seçeneğinin giderek daha fazla zemin kazandığını ifade etti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın yayın organlarında nükleer silah edinilmesi gerektiğine yönelik fikirlerin açıkça tartışılmaya başlandığına dikkat çeken Pape, bu durumun Washington'daki siyasi yansımalarını şu sözlerle analiz etti:

"İran'ın nükleer silah geliştirmesi, ABD iç siyasetinde ve özellikle Trump yönetimi nezdinde inanılmaz bir siyasi felakete yol açacaktır. Eğer İran bu süreçte bir nükleer deneme gerçekleştirecek olursa, bu durum Trump'ın dış politika iddiasını büyük ölçüde boşa çıkaracaktır. ABD yönetimi her türlü askeri karşılığı verebileceğini söylese de böyle bir deneme gerçekleştikten sonra caydırıcılık unsuru büyük ölçüde yitirilmiş olacaktır. ABD'nin bölgedeki kara güçlerini ve deniz piyadelerini tahliye etmemesinin temel nedenlerinden biri de budur. Bu birlikler, nükleer tesislere yönelik olası bir acil durum müdahalesi veya deneme sinyali alınması durumunda harekete geçmek üzere bölgede hazır bekletilmektedir."

Pape, Washington'ın elinde bölgeye yönelik çok fazla etkili askeri seçenek bulunmadığını, ancak askeri güçlerin diplomatik müzakerelerde bir baskı unsuru olarak kullanılmaya çalışıldığını ekledi.

Savaşların büyük güç dengelerini bozduğunu ve ancak muharip taraflar yeni bir askeri statüko üzerinde uzlaştığında sona erdiğini belirten profesör, "Şu an için taraflar arasında böyle bir uzlaşı zemini bulunmamaktadır. İran nüfuzunu artırmaya devam etmek istemekte, ABD her geçen gün bu değişimden daha fazla rahatsız olmakta, İsrail ise tam bir panik halinde hareket etmektedir" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail kamuoyu Lübnan'a yönelik savaşı destekliyor"

İsrail iç siyasetindeki güvenlik algısına ve Hizbullah ile yaşanan gerilime de değinen Prof. Robert A. Pape, İsrail siyasetinde iktidar ile muhalefet arasında İran ve güvenlik politikaları konusunda ciddi bir yaklaşım farkı bulunmadığını belirtti.

7 Ekim'in İsrail toplumunda derin bir travma yarattığını ve siyasi yelpazeyi tamamen sağa kaydırdığını ifade eden Pape, şu bilgileri aktardı:

"İsrail'de askeri çözümleri savunan kesimler on yıllardır etki alanlarını genişletmek istemektedir. 7 Ekim süreci bu eğilimi daha da güçlendirmiştir. İsrail'de sol siyaset neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Son kamuoyu yoklamaları, İsrail halkının yüzde 70 ila 80'inin Lübnan'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyonu desteklediğini göstermektedir. Hatta halkın yarısı, bu operasyonun Amerikan desteğinin kaybedilmesi pahasına yapılmasına rıza göstermektedir. Bu toplumsal travma, siyasi liderlerin karar alma mekanizmalarını doğrudan etkilemekte ve onları daha radikal adımlar atmaya zorlamaktadır."

Hizbullah'ın elindeki insansız hava aracı kapasitesinin İsrail için çok ciddi bir ulusal güvenlik tehdidi oluşturduğunu belirten Pape, "Hizbullah'ın konuşlandığı Bekaa Vadisi ile İsrail'in can damarı olan Hayfa Limanı arasındaki mesafe sadece 80 mildir. İsrail'in milli gelirinin ve dış ticaretinin yüzde 55'i deniz yoluyla yapılan ticarete dayanmaktadır. Hizbullah'ın bu limanları ve kargo gemilerini kamikaze insansız hava araçlarıyla hedef alması durumunda İsrail ekonomisi felç olabilir. Bu, göz ardı edilebilecek veya hafife alınabilecek bir tehdit değildir. İsrail'in bu tehdit karşısındaki askeri planlaması, rasyonel sınırların ötesinde varoluşsal bir korkudan beslenmektedir" diyerek sözlerini tamamladı.



Makaleler

Güncel