İranlı uzman: Hürmüz ve Babülmendeb'i kapatır, nükleer doktrini değiştiririz

img
İranlı uzman: Hürmüz ve Babülmendeb'i kapatır, nükleer doktrini değiştiririz YDH

İranlı bir uzman, Washington ile gerilimin tırmanması halinde Tahran'ın deniz ticaret yolları ve nükleer politikası dahil bölgesel dengeleri değiştirebilecek adımlar atabileceğini belirtti.




YDH- İranlı araştırmacı ve strateji uzmanı Dr. Musaddık Pur, ABD'nin İran'a yönelik askeri baskıyı sürdürmesi halinde Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatma, Yemen'deki Ensarullah hareketi aracılığıyla Babülmendep Boğazı'nı devre dışı bırakma ve nükleer doktrinini değiştirme gibi "stratejik düzeyin ötesinde" adımlar atabileceğini söyledi.

Şihab Haber Ajansı'na özel açıklamalarda bulunan Pur, İran'daki karar alma mekanizmalarında etkili güçlü bir kesimin, Washington'un yalnızca güç dilinden anladığı görüşüyle İran'ın nükleer bomba denemesi yapması gerektiğini savunduğunu belirtti.

Pur, İran ile ABD arasında son dönemde yaşanan gerilimi, taraflar arasında imzalandığını belirttiği 14 maddelik mutabakat zaptı, Hürmüz Boğazı üzerindeki gelişmeler ve İran'ın bölgesel politikaları çerçevesinde değerlendirdi.

"Mutabakat görünenden farklı"

Dr. Musaddık Pur, İran ile ABD arasında imzalanan ve 14 maddeden oluştuğunu belirttiği mutabakat metninin ilk bakışta İran'ın taleplerini karşılıyor gibi görünse de uygulamada farklı bir tablo ortaya çıktığını söyledi.

ABD'li yetkililerin açıklamaları ve sosyal medya paylaşımlarının dikkatle incelendiğinde Washington'un mutabakatın gerçek hükümlerinden uzaklaşmaya çalıştığının görüldüğünü ifade eden Pur, ABD'nin İran'a herhangi bir kazanım sağlamadan süreci kendi lehine yönlendirmeyi hedeflediğini belirtti.

Pur'a göre Trump rejimini bu mutabakatı kabul etmeye iten temel unsur, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı nedeniyle yaşanan ekonomik gelişmeler oldu.

İran'ın enerji akışını kontrol altına almasının ABD'de ciddi enflasyon baskısı oluşturduğunu belirten Pur, akaryakıt fiyatlarının litre başına yaklaşık 6 dolara kadar yükseldiğini, bunun da Trump rejimi üzerinde yoğun siyasi ve toplumsal baskıya yol açtığını söyledi.

Bu nedenle söz konusu metni "mutabakat zaptı" yerine "yanlış anlama zaptı" olarak nitelendiren Pur, iki taraf arasındaki güvensizlik nedeniyle metnin açık ve şeffaf hükümler içermediğini, uygulama aşamasında ise Washington'un kendi çıkarlarına uygun yeni şartlar getirmeye çalıştığını ifade etti.

Hürmüz maddesi uygulanmadı

Pur, mutabakatın beşinci maddesinin İran'ın Hürmüz Boğazı'nı iki aylığına ulaşıma açmasını, buna karşılık ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını tamamen kaldırmasını ve Katar bankalarındaki dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmasını öngördüğünü belirtti.

Ancak ABD'nin deniz kuvvetlerini İran kıyılarından tamamen çekmek yerine daha uzak bir noktaya konuşlandırdığını söyleyen Pur, bunun ileride deniz ablukasını yeniden devreye sokabilmek amacıyla atılmış bir adım olduğunu ifade etti.

Pur, Washington'un bu yaklaşımı üzerine İran yönetiminin mutabakatın 13. maddesini devreye sokarak bazı yükümlülüklerini askıya aldığını belirtti.

İran'ın "yükümlülüğe karşı yükümlülük, adıma karşı adım" ilkesinden hareket ettiğini vurgulayan Pur, Tahran'ın Trump rejiminin tek taraflı şartlarını kabul etmeyeceğini ve ABD'nin siyasi kazanım elde etmesine izin vermeyeceğini söyledi.

Lübnan ve Hürmüz başlıkları öne çıktı

Musaddık Pur, ABD'nin İran'ın bölgesel nüfuz alanlarını sınırlandırmaya yönelik girişimlerde bulunduğunu belirterek, bu çerçevede özellikle Lübnan ve Hürmüz Boğazı'nın ön plana çıktığını söyledi.

Pur, Lübnan konusunda Washington'un, İran'ın mutabakata dahil ettirdiğini belirttiği ilk maddeyi etkisiz hale getirmeye çalıştığını ifade etti.

ABD'nin bu amaçla Lübnan hükümeti üzerinden İsrail'le ayrı bir anlaşma zemini oluşturmayı hedeflediğini kaydeden Pur, bunun direniş cephesini zayıflatmaya yönelik bir girişim olduğunu dile getirdi.

Hürmüz Boğazı konusunda ise ABD ve müttefiklerinin Umman kıyılarına yakın yeni bir deniz koridoru oluşturmayı planladığını belirten Pur, İran Deniz Kuvvetleri'nin bu güzergâhı kullanan gemilere müdahale ederek söz konusu planı sahada engellediğini söyledi.

Pur, İran'ın Hürmüz Boğazı'na yönelik yaklaşımının bölge ülkelerini hedef almadığını vurgulayarak, savaş koşullarında bu tür deniz geçişlerinin ulusal güvenliğin parçası haline geldiğini ifade etti.

İran yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı egemenlik alanının bir parçası olarak gördüğünü belirten Pur, boğazdaki güvenlik düzenlemelerini belirleme hakkının da Tahran'a ait olduğunu kaydetti.

Avrupa ve Türkiye'nin tutumuna ilişkin değerlendirmeler

Pur, mevcut tablonun daha da karmaşık hale gelmesinde üç temel unsurun etkili olduğunu söyledi.

Bunları İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik yaklaşımını sürdürmesi, İngiltere ve Fransa'nın Trump rejimiyle aynı çizgide hareket etmesi ve Londra'nın Umman üzerinde İran karşıtı açıklamalar yapılması yönünde baskı kurması olarak sıraladı.

Son NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin tutumuna da değinen Pur, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarının Batı'nın yaklaşımıyla örtüştüğünü belirterek, Tahran'ın Türkiye ile İsrail arasındaki görüş ayrılıklarından yararlanma beklentisinin gerçekleşmediğini ifade etti.

"Saldırılar sürerse bölgedeki enerji altyapısı hedef alınabilir"

Pur, ABD'nin son üç gündür İran'ın kuzeyi ve güneyindeki stratejik noktalara saldırılar düzenlediğini söyledi.

Rusya'ya uzanan kuzeydoğu ticaret koridorunun hedef alındığını, Kırgızistan üzerinden geçen ulaştırma hatlarının zarar gördüğünü belirten Pur, Çin'e uzanan demiryolu hattının da saldırılardan etkilendiğini ifade etti.

ABD'nin köprüler, enerji tesisleri ve ulaştırma altyapısını hedef almakla tehdit ettiğini kaydeden Pur, İran'ın buna karşılık açık bir mesaj verdiğini söyledi.

İran tesislerine yönelik saldırıların sürmesi halinde bölgedeki petrol ve enerji altyapısının hedef alınacağını belirten Pur, Körfez ülkelerindeki petrol sahalarının Amerikan şirketleri ve yatırımlarıyla bağlantılı olması nedeniyle bunların İran açısından ekonomik hedef niteliği taşıdığını ifade etti.

Kuveyt ve Bahreyn başta olmak üzere ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine de uyarıda bulunan Pur, bu ülkelerdeki askeri tesislerin İran tarafından hedef listesine alındığını söyledi.

Söz konusu üslerin ABD tarafından İran'a yönelik askeri operasyonlarda kullanıldığını belirten Pur, bu nedenle Tahran'ın bu ülkeleri saldırıların tarafı olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Pur ayrıca, İran-Irak Savaşı döneminde bazı Körfez ülkelerinin Irak'a verdiği desteğin Tahran'da unutulmadığını belirterek, Çin'in arabuluculuğunda İran ile Suudi Arabistan arasında sağlanan normalleşmeye rağmen savaşın başlamasıyla şartların değiştiğini, mevcut süreçte Devrim Muhafızları'nın karar alma mekanizmasında daha belirleyici hale geldiğini söyledi.

İran'daki iç tartışmalar

Musaddık Pur, savaş dönemlerinde diplomatik kurumlarla askeri yapıların öncelikleri arasında görüş ayrılıklarının yaşanmasının doğal olduğunu söyledi.

Bu kapsamda İran Devrim Muhafızları'nın Umman ile deniz mutabakatına rağmen Batılı gemileri hedef alan operasyonlar düzenlediğini belirten Pur, ülkedeki bazı siyasi çevrelerin de ABD ile yürütülen müzakere sürecinin yalnızca belirli bir siyasi akımın kontrolünde olmasından rahatsızlık duyduğunu ifade etti.

Pur, bu nedenle mutabakat zaptının Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf yerine Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan tarafından imzalandığını belirtti.

Buna rağmen İran'daki tüm siyasi çevrelerin yaptırımların kaldırılması ve İran Riyali'nin değer kazanması konusunda ortak görüş taşıdığını söyleyen Pur, bunun ülkenin "kırmızı çizgileri" pahasına gerçekleşmeyeceğini vurguladı.

Pur, bu kırmızı çizgilerin başında Hürmüz Boğazı ile İran'ın bölgesel nüfuz alanlarının geldiğini ifade etti.

"ABD'nin bekleme stratejisi sonuç vermeyecek"

ABD Başkanı Donald Trump'ın "ne savaş ne barış" denklemine dayalı bir strateji izlediğini belirten Pur, Washington'un ara seçimleri bekleyerek süreci uzatma hesabının başarılı olmayacağını söyledi.

İran'ın yaklaşık 100 milyonluk nüfusu, 1,6 milyon kilometrekareyi aşan yüzölçümü ve coğrafi yapısı sayesinde uzun süreli bir savaşı sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade eden Pur, buna karşılık Batı ekonomilerinin enerji ve tarımsal gübre tedarikindeki kesintilere yalnızca kısa süre dayanabileceğini kaydetti.

"Direniş Ekseni’ne destek sürecek"

Pur, İran'ın "Direniş Ekseni"ne bağlılığını sürdüreceğini belirterek, Irak'ta düzenlenen cenaze törenlerine katılımın İran'dakinden daha kalabalık olduğunu ve bunun Tahran yönetiminde direnişin artık toplumsal bir inanca dönüştüğü yönündeki kanaati güçlendirdiğini söyledi.

İran'ın Filistin direnişine, Kudüs davasına ve Yemen, Lübnan ile Irak'taki müttefiklerine verdiği desteği sürdüreceğini belirten Pur, bunun bedeli ne olursa olsun bu politikadan geri adım atılmayacağını ifade etti.

 



Makaleler

Güncel