NYT: İran boyun eğmedi, Trump çıkmaza girdi

img
NYT: İran boyun eğmedi, Trump çıkmaza girdi YDH

New York Times, İran'ın Trump'ın güç siyasetine boyun eğmediğini belirterek, ABD Başkanının 20'nci haftasına giren savaşta ne askeri ne de diplomatik net bir stratejiye sahip olduğunu değerlendirdi.




YDH- New York Times'ta (NYT) yayımlanan analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı başlattığı savaşın 136'ncı gününde Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden, İran güçlerine karşı korunmaları karşılığında ücret alınmasını önerdiği, ancak yalnızca bir gün sonra bu plandan tamamen vazgeçtiği belirtildi.

Analizde, Trump'ın Arap müttefiklerinin ücret ödeme fikrine karşı çıkmasının ardından salı günü 180 derecelik bir dönüş yapmasının, ABD Başkanı'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşta “ne ölçüde yönünü kaybettiğini” gösterdiği savunuldu.

Başlangıçta dört ila altı hafta sürecek "temiz bir operasyon" olarak tasarlanan savaşın karmaşık bir şekilde 20'nci haftasına girdiğine dikkat çekilen analizde, “doğaçlama kararların ve dürtüsel adımların” sonuç vermediği ifade edildi.

İkinci başkanlık döneminin alametifarikası haline gelen “güç gösterileriyle dünya sahnesinde istediğini elde etmeye alışa” Trump'ın, İran'da şu ana kadar iradesine boyun eğmeyen bir rakiple karşılaştığı” kaydedildi.

Analizde, jeopolitik çatışmaların sert sosyal medya paylaşımları veya gümrük vergisi tehditleriyle kazanılamayacağı vurgulanırken, Trump'ın geçen ay Tahran'la çatışmaları durdurmak üzere aracılık ettiği mutabakat zaptının gerçekte bir "yanlış anlama mutabakatına" dönüştüğü ve ABD başkanının artık “ne açık bir askeri ne de diplomatik stratejisinin bulunduğu” değerlendirmesine yer verildi.

Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu Profesörü ve daha önce ABD başkanları ile dışişleri bakanlarına Ortadoğu konusunda danışmanlık yapan Veli Nasr, Trump'ın, kendi belirlediği kurallara göre oynamaya hazır olmayan bir ülkeyle karşılaştığını söyledi.

Nasr, "Trump, onun kurallarına göre oynamaya istekli olmayan bir ülkeyle karşılaştı. Bu kurallar, boyun eğmeniz, yüzüğünü öpmeniz, ona ne kadar büyük olduğunu söylemeniz ve vermeye razı olduğu tavizi almaya çalışmanız üzerine kurulu." dedi.

Analizde, Trump'ın Ortadoğu'da sonu görünmeyen girişiminin, bölgenin nesiller boyunca Amerikan başkanlarının siyasi ihtirasları açısından neden bir "bataklık" olduğunu gösteren yeni bir ders haline geldiği belirtildi.

ABD'nin dünyanın başka bölgelerinde çıkarlarını ilerletmek için kullandığı güç araçlarının Ortadoğu'da mutlaka işe yaramadığı ve Trump'ın birçok selefinin de bunu tecrübe ettiği kaydedildi.

Trump'ın geçen yıl Beyaz Saray'a dönmesinden bu yana istediğini elde etmekten keyif aldığı, hatta kendisinin dünya tarihinin “en güçlü” insanı olabileceğini öne sürdüğü hatırlatıldı.

ABD Başkanı'nın NATO müttefiklerine askeri harcamaları artırmaları için baskı yaptığı, ticaret ortaklarından tavizler kopardığı ve Venezuela'yı bir gecelik komando baskınıyla fiilen kontrol altına aldığı belirtilirken, İran karşısında aynı sonucu elde edip edemeyeceğinin belirsiz olduğu ifade edildi.

Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Dış Politika Direktörü Suzanne Maloney, Trump'ın ikinci dönemindeki zorlayıcı yaklaşımının zaman zaman “şanstan” ve diğer ülkelerin geri çekilmesine imkan veren “çıkış yollarını” kabul etmesinden yararlandığını belirtti.

Maloney, "Geçen 47 yılda yaşanan hiçbir şey, Trump'a Tahran'ın da aynı yolu izleyeceğini düşündürmemeliydi." dedi.

"Ölümcül derecede hatalı varsayımlara dayanan bir savaş"

Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin ulusal güvenlik danışmanı ve Amerika Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü kıdemli araştırmacısı John Hannah, geçmişte İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemek için sınırlı askeri güç kullanılmasını desteklediğini hatırlattı.

Ancak Hannah, Trump'ın "devasa bir kafa koparma saldırısına" girişerek, “1979 İran Devrimi'yle iktidara gelen siyasi yapıyı açıkça hafife aldığını ve ABD'nin bu yapıyı devirme kapasitesini abarttığını” söyledi.

Hannah, "Geriye dönüp bakıldığında, bunun ölümcül derecede hatalı varsayımlara dayanan bir savaş olduğu açıkça görülüyor. Bunların en zararlısı, başkanın İran'daki devrimci yönetimin, Amerikan hava saldırıları ve saldırgan Truth Social paylaşımları yağmuru altında çökmeye hazır, dayanıksız bir iskambil kağıdından ev olduğu yönündeki açık inancıydı." ifadelerini kullandı.

Hannah'ya göre bu hatayı daha da ağırlaştıran unsur, Trump'ın çevresinde kendisine gerçeği söylemeye ve yanlış varsayımlarını gerçek dış politika, savunma ve istihbarat uzmanlarının bilgi ve tecrübelerine dayanarak sistematik biçimde sorgulamaya hazır, titiz bir ulusal güvenlik mekanizmasının bulunmamasıydı.

Analizde, gece saldırılarının yeniden başlamasıyla çöken ateşkesin zaten kapsamlı bir anlaşma olmadığına dikkat çekildi.

Ateşkesin, tarafların başta İran'ın nükleer programının geleceği olmak üzere asıl zorlu anlaşmazlıkları müzakere edebilmeleri için silahları 60 günlüğüne susturmayı amaçlayan “geçici bir düzenleme” olduğu belirtildi.

Geçici bir anlaşmanın dahi sürdürülememesi halinde, tarafların ağır tavizler gerektiren kalıcı bir anlaşmaya nasıl ulaşabileceğinin belirsiz olduğu ifade edildi.

Trump "çıkmazda"

Analize göre, Trump'ın bundan sonra nasıl ilerleyeceği konusunda “belirsizlik” yaşadığı görülüyor.

ABD Başkanı'nın yeniden askeri güç kullanımına yöneldiği ve Hürmüz Boğazı'nda deniz ablukasının yeniden başlatılması emrini verdiği kaydedildi.

Trump'ın İran'ın başlıca nükleer tesislerinden birinin yakınındaki tahkim edilmiş Kolang Dağı'na "güzel, büyük ve şişman bir darbe" indirmekle tehdit ettiği ancak kamuoyunun savaşa karşı olması nedeniyle, savaşın başlangıcına damga vuran geniş çaplı bombardımana yeniden dönmeye hazır olduğuna dair çok az işaret verdiği belirtildi.

Aynı zamanda yeni müzakerelerin yapılabileceğini öne süren Trump'ın, daha önce başarısız olan görüşmelerin şimdi nasıl başarıya ulaşabileceğine ilişkin herhangi bir yol haritası ortaya koymadığı ifade edildi.

Analizde, Trump'ın İran ekonomisinin ağır durumda olması nedeniyle Tahran'ı zamana karşı yenebileceğini düşündüğü, İran'ın ise ABD'deki ara seçimler öncesinde yükselen benzin fiyatlarının yarattığı siyasi baskı nedeniyle Trump'ı zamana karşı yenebileceğine inandığı belirtildi.

Eski Ortadoğu barış müzakerecisi ve Carnegie Uluslararası Barış Vakfı kıdemli araştırmacısı Aaron David Miller, "Trump bir çıkmazda ve boğaz üzerindeki nüfuzunu korumayı ve Körfez üzerinde hegemonya kurmayı hedefleyen acımasız ve dirençli bir rakiple karşı karşıya. Bu durum artık onu rehin almış durumda." dedi.

Miller, “İran'ın daha önce bir Amerikan başkanının mirasını tüketip lekelediğini” belirterek, Jimmy Carter ve 1979-1981 rehine krizine atıfta bulundu.

"Şu anki görünüşe göre, zaman Trump'ın değil İran'ın lehine işliyor. İran, bir başka başkanın mirasını da lekeleyebilir veya mahvedebilir." ifadelerini kullandı.

"İran Trump'ın gündemini yok etmedi"

Buna karşılık bazı dış politika uzmanları, Carter dönemiyle yapılan benzetmeyi reddederek İran savaşının Trump'ın başkanlığı üzerindeki etkisinin abartılmaması gerektiğini savundu.

Trump'ın ilk döneminde de görev yapan ve birçok Cumhuriyetçi yönetimde ulusal güvenlik yetkilisi olarak çalışan Elliott Abrams, "İran'ın Trump'ın geniş kapsamlı gündemini yok ettiğini düşünmüyorum. Amerikalılar ölmediği sürece İran, çoğu Amerikalı için ikincil bir mesele olacaktır." dedi.

Abrams, Ukrayna, Küba ve Çin gibi diğer dış politika meselelerinin İran'a bağlı olmadığını belirterek, "İran meselesini doğru perspektifte tutmak" gerektiğini savundu.

Demokratların İsrail ve Filistin konusunda giderek daha fazla bölündüğünü ifade eden Abrams, bu ayrışmanın bazı Kongre ön seçimlerinde önemli rol oynadığını söyledi.

Abrams, "Gündemlerini bir Ortadoğu meselesinin, yani İsrail'in yutması tehlikesiyle karşı karşıya olanlar Demokratlardır." dedi.

Trump'ın Hürmüz çarkı

Analizde, Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda geçiş ücreti konusundaki ani geri dönüşünün, ABD Başkanı'nın son dönemde politikalarını ne ölçüde “doğaçlama” şekilde belirlediğini ortaya koyduğu ifade edildi.

Trump'ın pazartesi günü Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri koruma karşılığında yük değerinin yüzde 20'si oranında ücret alınacağını açıklarken, kendi yönetiminin bu tür ücretlerin uluslararası hukukun kabul edilemez bir ihlali olduğu yönündeki tutumuyla çeliştiği belirtildi.

Salı günü kaygılı Körfez ülkelerinin liderleriyle yaptığı telefon görüşmelerinin ardından bu plandan vazgeçmesi ise Trump'ın yeni ücretleri açıklamadan önce müttefiklerine danışmadığını ya da onların kaygılarını dikkate almadığını gösteren bir gelişme olarak değerlendirildi.

Trump'ın geri adımını, Körfez liderlerinin bunun yerine "ticaret ve yatırım anlaşmaları" sözü verdiği yönündeki, analize göre inandırıcılığı oldukça zayıf bir açıklamayla örtmeye çalıştığı belirtildi.

Ancak bu yatırımların ne olduğu konusunda herhangi bir ayrıntı verilmediği ve somut taahhütlere işaret eden başka bir bilginin de paylaşılmadığı kaydedildi.

Trump, gazetecilere, "ABD'ye devasa yatırımlar yapacaklar ve ben bunu çok daha fazla seviyorum. Ücret fikrini sevmiyorum." dedi.

Analizde, Trump'ın bu sözleri, yalnızca bir gün önce geçiş ücretini basit bir "adalet meselesi" olarak nitelendirdiği hatırlatılarak eleştirildi.

Üç haftada "rasyonel insanlardan" "hasta insanlara"

Analizde, bunun Trump'ın son günlerdeki tek çelişkisi olmadığı vurgulandı.

Trump'ın geçen ay ateşkes anlaşmasını imzaladığında İranlı müzakerecileri överek, "Bence çok rasyonel insanlarla muhatabız. Kendileriyle çalışmak güzeldi. Güçlü ve akıllı insanlardı." dediği hatırlatıldı.

Ancak Trump'ın geçen hafta tutumunu tamamen değiştirerek İranlı yetkililer için, "Onlar pislik. Hasta insanlar. Hasta insanlar tarafından yönetiliyorlar." ifadelerini kullandığı belirtildi.

Yalnızca üç hafta içinde neyin değiştiği sorulduğunda Trump'ın, "Onları tanıdım" cevabını verdiği aktarıldı.

Analizde bu yanıtın, Trump'ın “en başından itibaren kiminle muhatap olduğunu neden bilmediği” sorusunu beraberinde getirdiği ifade edildi.

Stanford Üniversitesi İran Araştırmaları Direktörü ve Hoover Enstitüsü araştırmacısı Abbas Milani, "Trump'ın İran konusunda bir stratejisi olduğunu düşünmüyorum. Temel sorun bu." dedi.

Milani, Trump'ın meselelere “içgüdüsel biçimde ve birbiriyle çelişen iki hedefle” yaklaştığını belirterek, "Bir yandan, 'Sizinle anlaşma yapmak ve İran'ı gelişen bir ekonomiye dönüştürmek istiyoruz' diyor. Diğer yandan ise 'Medeniyetinizi yok edeceğim' diyor." ifadelerini kullandı.

Milani, İran'ın Trump'la aynı fikirde olduğunu, gerçekten bir barış anlaşması istediğini ve ekonomisinin ağır durumda olduğunu öne sürerek, Tahran'ın "anlaşma için çaresiz" olduğuna inandığını söyledi.

Ancak Trump'ı, “bölgeyi derinlemesine tanımayan ve karmaşık tarihini ve ayrıntılarını kavramayan müzakereciler” göndermekle eleştirdi.

Milani, Trump için, "Bu yönetimin doğasını hiçbir zaman gerçekten anladığını düşünmüyorum. Hâlâ da anlamıyor. Bu yönetim diğerlerine benzemiyor. Her zaman beklenmedik olanı yapar ve iktidarda kalmak için her türlü sınırı zorlar." değerlendirmesinde bulundu.