İsrail'den Kızıldeniz için Somaliland merkezli yeni plan

img
İsrail'den Kızıldeniz için Somaliland merkezli yeni plan YDH

İsrail düşünce kuruluşu, İsrail'in Somaliland ortaklığı üzerinden “Kızıldeniz güvenliğine” liderlik etmesini ve Afrika Boynuzu'nda “yeni bir bölgesel güvenlik ekseni” oluşturmasını öneriyor.




YDH- İsrail düşünce kuruluşu "Kudüs Dış İlişkiler Merkezi"nde (Jerusalem Center for Foreign Affairs/JCFA) Haham Mordechai Yosef Ben Avraham ve Dr. Habtom Ghebrezghiabher imzasıyla yayımlanan analizde, Kızıldeniz'deki güvenlik krizinin mevcut ABD öncülüğündeki düzenlemelerle çözülemeyeceği savunularak, İsrail'in Somaliland ile geliştireceği ortaklık üzerinden Afrika Boynuzu'nda yeni bir bölgesel güvenlik mimarisine liderlik etmesi gerektiği öne sürüldü.

Analizde, sömürge sonrası dönemde oluşturulan siyasi sınırların ve uluslararası idari yapıların Afrika Boynuzu'nun mevcut jeopolitik gerçeklerini yansıtmadığı ileri sürüldü.

Yazarlar, uluslararası tanınmadan ve dış yardımdan yoksun olmasına rağmen Somaliland'ın kendi para birimine, işleyen demokratik kurumlara ve güvenli bir yönetime sahip olduğunu belirterek, bölgenin "Afrika'nın geçit ülkesi" haline geldiğini savundu.

"İran Kızıldeniz'i kontrol etmeye çalışıyor"

Analizde, Kızıldeniz'de giderek derinleşen güvenlik krizinin temel sorumlusu olarak İran gösterildi.

İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan Süveyş Kanalı'na kadar uzanan deniz koridorunda stratejik üstünlük sağlamayı hedeflediği öne sürülürken, Tahran'ın bunu “vekil güçler”, "İslamcı ağlar" ve “bölgesel ortakları” üzerinden yürüttüğü iddia edildi.

Yazarlar, İran'ın Ensarullah'ı gelişmiş füze, insansız hava aracı, istihbarat ve eğitim desteğiyle donatarak Babülmendep Boğazı üzerinde etkili bir aktöre dönüştürdüğünü savundu.

Analizde, özellikle 7 Ekim 2023'ten sonra İsrail ve ABD bağlantılı gemilere yönelik saldırılar ile Babülmendep'in kapatılmasına ilişkin açıklamaların, İran'ın deniz geçiş noktalarını küresel ticaret ve enerji akışını baskı altına almak amacıyla kullandığını gösterdiği ileri sürüldü.

Yazarlar ayrıca, İran'ın Somali'deki eş-Şebab ile İHA teknolojisi, eğitim, istihbarat ve lojistik alanlarında ilişkilerini geliştirdiğini, Eritre yönetimiyle iş birliğini derinleştirdiğini ve Sudan'da Müslüman Kardeşler'in yeniden iktidara dönmesini desteklediğini iddia etti.

Analizde, bu gelişmelerin İran'ın Kızıldeniz, Aden Körfezi, Umman Denizi ve Hint Okyanusu'na uzanan geniş bir deniz kuşağında nüfuz oluşturma stratejisinin parçaları olduğu öne sürüldü.

İsrail'e yeni güvenlik mimarisi çağrısı

JCFA analizinde, mevcut bölgesel güvenlik düzenlemelerinin İran'ın nüfuzunu durdurmakta başarısız olduğu savunularak, İsrail'in yeni bir güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirilmesi gerektiği ileri sürüldü.

Yazarlar, İsrail'in Hamas, Hizbullah ve diğer İran destekli gruplara karşı yürüttüğü saldırıları örnek göstererek, ülkenin istihbarat, füze savunması, deniz gözetleme, siber güvenlik ve ileri teknoloji alanlarındaki kapasitesi sayesinde Kızıldeniz güvenlik düzeninin lideri olabilecek tek aktör olduğunu iddia etti.

Bu kapsamda İsrail'in Afrika Boynuzu ülkeleri arasında istihbarat paylaşımı, ortak deniz operasyonları ve diplomatik koordinasyonu sağlayarak yeni bir bölgesel güvenlik çerçevesi oluşturabileceği savunuldu.

Somaliland "stratejik ortak" olarak sunuldu

Analizde, İsrail ile Somaliland arasında kurulacak ortaklığın Afrika Boynuzu'ndaki en önemli stratejik fırsatlardan biri olduğu savunuldu.

Yazarlar, Somaliland'ın coğrafi konumu, "demokratik meşruiyeti", İsrail'le ilişki kurmaya istekli olması ve güçlü iç güvenlik yapısı sayesinde bölgedeki en istikrarlı ortak konumunda bulunduğunu ileri sürdü.

Berbera Limanı'nın stratejik önemine dikkat çekilen analizde, Somaliland'ın Birleşik Arap Emirlikleri ile liman altyapısını geliştirmesi ve Etiyopya ile imzaladığı mutabakat zaptının bölgesel iş birliği açısından örnek oluşturduğu ifade edildi.

Bu çerçevede Somaliland'ın İsrail, BAE ve Etiyopya'nın ortak çıkarlarını buluşturabilecek "doğal merkez" haline geldiği iddia edildi.

Afrika Boynuzu için yeni ittifak önerisi

Yazarlar, İsrail-Somaliland-Etiyopya üçlüsü üzerine inşa edilecek yapının zamanla daha geniş bir bölgesel güvenlik ittifakına dönüşebileceğini öne sürdü.

Analizde, gelecekte "diktatörlük sonrası Eritre", "İslamcı yönetimden arındırılmış Sudan" ve benzer hedefleri paylaşan diğer bölge ülkelerinin de bu yapıya dahil edilebileceği savunuldu.

Böyle bir ittifakın İbrahim Anlaşmaları'nın ruhunu Orta Doğu'nun ötesine taşıyarak Afrika Boynuzu'na yayacağı ileri sürülürken, İsrail ile bölge ülkeleri arasında güvenlik, ekonomi ve teknoloji alanlarında kalıcı bir iş birliği zemini oluşturabileceği iddia edildi.

Analizde, Afrika Boynuzu ülkelerinin İsrail'in yapay zekâ, siber güvenlik, su yönetimi, hassas tarım, yenilenebilir enerji ve sağlık teknolojilerinden faydalanabileceği belirtilirken, İsrail'in de yeni diplomatik ortaklar kazanacağı, yeni pazarlara erişeceği ve Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarını güvence altına alacağı öne sürüldü.

Yazarlar, İran'ın oluşturduğu "direniş ekseninin" yalnızca askeri operasyonlarla sınırlandırılamayacağını savunarak, İsrail'in öncülüğünde kurulacak kalıcı bölgesel ortaklığın uzun vadeli çözüm sağlayacağını iddia etti.

Analizde, İsrail-Somaliland ortaklığının yalnızca diplomatik bir açılım değil, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'nda yeni bir güvenlik ve ekonomik mimarinin başlangıcı olabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.

Afrika kökenli Amerikalılarla ortaklık önerisi

Analizin ikinci bölümünde ise güvenlik boyutunun ötesine geçilerek, İsrail-Somaliland ortaklığının uzun vadede kalıcı hale gelebilmesi için yeni bir toplumsal ve ekonomik iş birliği modeli önerildi.

Yazarlar, yalnızca askeri iş birliği ve istihbarat paylaşımına dayanan ilişkilerin kalıcı ortaklık kurmak için yeterli olmayacağını savunarak, Washington'ın geleneksel dış yardım anlayışını terk edip halklar arasında doğrudan ekonomik, eğitim ve sivil toplum ilişkilerini teşvik etmesi gerektiğini ileri sürdü.

Bu kapsamda Somaliland ile Afrika kökenli Amerikalılar arasında doğrudan ortaklık kurulmasının, yeni stratejinin temelini oluşturacağı iddia edildi.

"Girişim sermayesi doğrudan Somaliland'a yönlendirilmeli"

Yazarlar, Batı'nın Afrika'ya yönelik mevcut kalkınma modelinin bürokratik engeller ve dış yardıma bağımlılık nedeniyle başarısız olduğunu savundu.

Bunun yerine Afrika kökenli Amerikalı yatırım fonları, teknoloji girişimcileri ve aile şirketlerinin doğrudan Berbera Ekonomik Bölgesi'ne yatırım yapması önerildi.

Analizde, dijital altyapı, lojistik ve hafif sanayi alanlarında kurulacak ortak girişimlerin hem Somaliland ekonomisini güçlendireceği hem de iki taraf arasında kalıcı ekonomik bağ oluşturacağı öne sürüldü.

"Yeni kimlik ve medya stratejisi"

Makalede, Afrika ile Batı arasındaki ilişkinin uzun yıllardır "bağımlılık" anlayışı üzerine kurulduğu savunularak, Somaliland ile Afrika kökenli Amerikalılar arasında kurulacak doğrudan ortaklığın bu algıyı değiştirebileceği ileri sürüldü.

Yazarlar, Afrika kökenli Amerikalıların tarih boyunca güçlü eğitim, ekonomik ve sivil kurumlar oluşturduğunu belirterek, Somaliland'ın kendi imkânlarıyla devlet inşa etme süreciyle benzerlik taşıdığını iddia etti.

Bu nedenle iki toplum arasında kurulacak ilişkinin "egemenlik", "özgüven" ve "liyakat" temelinde yeni bir model oluşturabileceği savunuldu.

Üniversiteler ve medya üzerinden yeni ağ

Analizde ayrıca ABD'deki Tarihsel Siyah Kolej ve Üniversiteleri (HBCU) ile Hargeisa ve Kudüs'teki akademik çevreler arasında dijital eğitim ağları kurulması önerildi.

Bunun yanı sıra Afrika kökenli Amerikalıların sahip olduğu medya ve kültürel etkinin kullanılarak Somaliland'ın uluslararası kamuoyundaki görünürlüğünün artırılabileceği, böylece geleneksel medya kanallarının etkisinin aşılabileceği ileri sürüldü.

"Yeni diplomasi modeli"

Yazarlar, İsrail, ABD ve Somaliland arasındaki çıkarların giderek yakınlaştığını savunarak, bu üçlü iş birliğinin güvenlik, ekonomik kalkınma ve sivil toplumu bir araya getiren yeni bir uluslararası ilişki modeli oluşturabileceğini öne sürdü.

Analizde, İsrail, ABD ve Somaliland arasında kurulacak bu ortaklığın yalnızca bölgesel güvenliği değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmayı ve uluslararası iş birliğini de güçlendirecek yeni bir diplomasi anlayışının temelini oluşturabileceği iddia edildi.

 



Makaleler

Güncel