Foreign Policy, ilk savaşta petrol piyasasını ayakta tutan stratejik rezervlerin büyük ölçüde tükendiğini belirterek, ABD-İran savaşının bu kez çok daha ağır bir küresel enerji krizine yol açabileceği uyarısında bulundu.
YDH- Foreign Policy dergisi, ABD ile İran arasında yeniden başlayan savaşın küresel petrol piyasasını ilk çatışma dönemine kıyasla çok daha ağır bir krizle karşı karşıya bırakabileceğini belirtti.
Dergi, önceki fiyat istikrarının piyasanın dayanıklılığından değil, onlarca yılda oluşturulan stratejik petrol stokları ve diğer tampon mekanizmaların tüketilmesinden kaynaklandığını yazdı.
Brent petrol fiyatları yeniden yükselişe geçti, ancak mevcut seviyeler geçmiş savaş dönemlerindeki zirvelerin hâlâ altında bulunuyor.
Buna rağmen Beyaz Saray, ilk savaş döneminde petrol fiyatlarının öngörüldüğü kadar yükselmemesinden yanlış sonuç çıkardı. Trump rejimi, Hürmüz Boğazı gibi dünyanın en kritik enerji geçiş noktasında yaşanacak bir savaşın ABD ekonomisinde ciddi bir enerji krizine yol açmadan sürdürülebileceğine inandı.
Oysa 2026'nın ilk yarısındaki görece fiyat istikrarı; yüksek petrol stokları, kullanılabilir stratejik rezervler, sigorta kapasitesi, yedek üretim imkânları ve tüketicilerin geçici fedakârlıklara katlanması gibi onlarca yılda oluşan tampon mekanizmalar sayesinde mümkün oldu. Ancak bunlar sürekli yenilenen kaynaklar değil, zamanla tükenen rezervler olduğundan söz konusu tamponların önemli bölümü artık tüketildi.
Hürmüz ve Babülmendep yeniden baskı altında
Savaşın yeniden başlaması, Hürmüz Boğazı'nın tekrar kapanması ve Ensarullah'ın Suudi Arabistan'a yönelik deniz ambargosu küresel petrol piyasasını ikinci kez ciddi baskı altına aldı.
İlk savaş döneminde piyasayı koruyan güvenlik tamponlarının önemli ölçüde tükenmesi nedeniyle petrol fiyatları bu kez çok daha hızlı yükselebilir.
İran'ın savaşın başında Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının ardından dünyada yaklaşık 8,4 milyar varillik petrol stoku oluştu. Bu stok, son iki yıldaki arz fazlası sayesinde birikti.
J.P. Morgan'ın hesaplamalarına göre bu stokların yalnızca yaklaşık 800 milyon varillik bölümü üretim kuyuları, boru hatları, tankerler ve rafineriler üzerinde ciddi operasyonel baskı oluşturmadan kullanılabiliyor.
Nisan ayı sonuna gelindiğinde kullanılabilir rezervlerin yaklaşık üçte biri tüketildi. Mevcut şartların sürmesi halinde küresel stokların eylül ayında kritik seviyelere gerilemesi bekleniyor.
ABD rezervleri son 40 yılın en düşük seviyesinde
Savaşın başladığı dönemde ABD Stratejik Petrol Rezervi yaklaşık 414 milyon varil seviyesindeydi.
Uluslararası Enerji Ajansı koordinasyonunda 32 ülkenin katıldığı tarihin en büyük stratejik rezerv kullanım programı kapsamında Washington rezervlerinden önemli miktarda petrol piyasaya sürdü. Temmuz ortasında rezervler 316 milyon varile gerileyerek 1983'ten bu yana en düşük seviyeye indi.
Rezerv miktarı hâlâ yüksek görünse de sistem teknik sınırlarına yaklaşıyor.
ABD Stratejik Petrol Rezervi'nin dağıtım altyapısı 1970'lerde yalnızca 25 yıllık kullanım ömrü öngörülerek inşa edildi. Bu nedenle uzmanlar yaşlanan altyapının daha yoğun kullanım karşısında ne ölçüde dayanabileceği konusunda endişe duyuyor.
Suudi petrolü de baskı altında
İlk savaş döneminde Basra Körfezi'nden petrol akışının tamamen durmamasında çeşitli alternatif güzergâhlar etkili oldu.
Suudi Arabistan'ın günlük yaklaşık 5 milyon varil petrolü Kızıldeniz kıyısındaki terminaller üzerinden ihraç etmesi, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Füceyre Limanı'ndan sevkiyatı artırması, Hürmüz Boğazı'ndan sınırlı da olsa petrol geçişinin sürmesi ve Körfez dışındaki üreticilerin arzı yükseltmesi küresel arz açığının önemli bölümünü telafi etti.
Ancak Suudi Arabistan'ın Hürmüz'e bağımlılığı azaltma kapasitesi büyük ölçüde sınırına ulaştı.
Ensarullah'ın Suudi limanlarına uğrayan gemilere yönelik deniz ambargosu ilan etmesi de Riyad'ın petrol ihracatını daha karmaşık hale getirdi.
Kızıldeniz kıyısındaki Suudi terminallerinden çıkan petrol Babülmendep üzerinden Asya pazarlarına ulaşıyor. Bu güzergâhın kapanması halinde tankerler ya Akdeniz üzerinden ya da Afrika'nın güneyini dolaşarak hedef pazarlara gitmek zorunda kalacak.
Bu durum deniz yolculuklarını iki kattan fazla uzatacak, navlun maliyetlerini ciddi biçimde artıracak ve aynı tanker filosunun daha az sefer yapabilmesi nedeniyle küresel lojistik zincirini zorlayacak.
Foreign Policy'ye göre Ensarullah henüz 2023-2025 Kızıldeniz krizinde olduğu gibi Babülmendep'teki tüm ticari gemi trafiğinin durdurulması çağrısı yapmadı. Bu nedenle Asya'dan Avrupa'ya rafine petrol ürünleri ve doğal gaz sevkiyatı Süveyş Kanalı üzerinden şimdilik devam edebiliyor.
Ancak Babülmendep üzerindeki kontrol mücadelesinin sürmesi halinde bu ticaret koridoru da kısa süre içinde ciddi biçimde aksayabilir.
Talep düşüşü de geçici kaldı
İlk savaş döneminde petrol piyasasını dengeleyen bir diğer unsur özellikle Asya'da görülen talep daralması oldu.
Küresel petrol talebi, artan enerji fiyatları nedeniyle günlük yaklaşık 5 milyon varil azaldı. Bunun bir bölümü elektrikli ve hibrit araç kullanımının artması gibi kalıcı değişimlerden kaynaklandı.
Ancak talep düşüşünün önemli kısmı fabrikaların üretimi azaltması, yakıt kotaları uygulanması ve on binlerce uçuşun iptal edilmesi gibi zorunlu tedbirlerin sonucu oldu.
Bu önlemler ekonomik faaliyetleri yavaşlatırken kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturdu, para birimlerini zayıflattı ve tüketici fiyatlarını yükseltti.
Bu uygulamalar yalnızca geçici olduklarına dair kamuoyu inancı sürdüğü sürece siyasi olarak uygulanabiliyor.
Haziran ayında ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat birçok ülkenin enerji kısıtlamalarını gevşetmesini sağladı. Böylece 2022'de 90'dan fazla ülkede görülen yakıt protestolarının yeniden yaşanmasının önüne geçildi.
Ancak savaşın yeniden başlamasıyla birlikte özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler bu kez aynı ölçüde hazırlıklı değil. Uzayacak bir çatışma birçok hükümet için siyasi istikrarı tehdit edebilir.
Piyasaların psikolojik dayanağı da zayıflıyor
Foreign Policy'ye göre ilk savaş döneminde petrol piyasasını ayakta tutan son unsur, yatırımcıların Donald Trump'ın uzun süreli bir enerji krizine izin vermeyeceği yönündeki beklentisiydi.
Petrol fiyatları büyük ölçüde yakın vadeli vadeli işlem kontratlarına göre belirlendiği için piyasalar ilkbahar boyunca Trump'ın yaklaşan ara seçimler ve finans piyasalarındaki dalgalanmalar nedeniyle enerji fiyatlarının uzun süre yüksek kalmasına izin vermeyeceğini varsaydı.
Bu beklenti yatırımcıları petrol stoklamak yerine finansal riskten korunma araçlarına yöneltti. Uluslararası Enerji Ajansı nisan ayında fiziki petrol işlemlerinde varil fiyatını yaklaşık 150 dolar olarak kaydetmesine rağmen Brent petrolü borsalarda çok daha düşük seviyelerde işlem gördü.
Böylece fiziki petrolün gerçek maliyeti ile yatırımcıların izin vereceğini düşündüğü fiyat seviyesi arasında ciddi bir kopukluk oluştu.
Trump'ın tutumu piyasa beklentilerini değiştirdi
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance geçen ay mutabakat döneminde küresel petrol stoklarının yeniden doldurulmasını istediklerini açıkladı.
Ancak savaş yeniden başlamadan önce bile bu hedefe ulaşılamadı. Hükümetlerin fiyatları düşürme çabalarına rağmen temmuz ayında küresel stoklar azalmayı sürdürdü.
Hürmüz Boğazı'ndan geçen tanker trafiği de güvenlik endişeleri, tanker filolarının farklı bölgelere kayması ve lojistik sistemlerin tam olarak toparlanamaması nedeniyle savaş öncesi seviyelere dönemedi.
Foreign Policy'ye göre Trump'ın çatışmaları yeniden başlatması, ABD başkanının yüksek akaryakıt fiyatlarının yaratacağı siyasi maliyeti göze almaya hazır olduğunu gösterdi.
Bu durum, piyasalarda uzun süredir hâkim olan "Trump ekonomik baskı oluşunca geri adım atar" beklentisini zayıflattı.
Yatırımcıların önceki savaş dönemine kıyasla çok daha erken aşamada panik alımlarına yönelmesi ve bunun petrol fiyatlarında sert yükselişleri tetiklemesi ihtimali güçleniyor.
Asıl sorun rafine ürünlerde
Petrol fiyatları kontrol altında kalsa veya diplomatik görüşmeler yeniden başlasa bile tüketicilerin hissedeceği asıl baskı ham petrolden değil, rafine ürünlerden kaynaklanacak.
Seçmenlerin doğrudan hissettiği fiyatlar benzin istasyonlarındaki akaryakıt ile dizel ve jet yakıtı gibi ürünler olurken, bunların maliyetindeki artış gıda, ulaştırma ve temel tüketim mallarının fiyatlarını da doğrudan etkiliyor.
Ham petrol ile rafine ürünler arasındaki fiyat farkını gösteren "crack spread" göstergesi son dört yılın en yüksek seviyesine çıktı.
Temmuz başında Brent petrolü savaş öncesi seviyelere yaklaşmasına rağmen benzin, dizel ve jet yakıtı fiyatları aynı hızla gerilemedi. Bu durum rafine yakıt piyasasının ham petrol piyasasına göre çok daha sıkışık olduğunu gösteriyor.
Rafineri krizi büyüyor
Rafine petrol ürünlerindeki sıkışıklığın arkasında birden fazla neden bulunuyor.
Savaş sırasında faaliyetlerini durduran Körfez'deki ihracat rafinerilerinin önemli bölümü henüz yeniden üretime başlamadı.
Bu durum, normal şartlarda Asya ve Afrika'nın büyük bölümüne dizel ve jet yakıtı sağlayan üretim merkezlerinin kapasitesini önemli ölçüde azalttı.
Öte yandan Ukrayna'nın Rus rafinerilerine yönelik saldırıları Moskova'nın rafinaj kapasitesini ciddi biçimde düşürdü. Rusya'nın dizel ihracatını yasaklaması ise dünyanın en büyük ikinci dizel tedarikçisini fiilen küresel piyasadan çekti.
Foreign Policy'ye göre ham petrolden farklı olarak benzin, dizel ve jet yakıtı gibi rafine ürünler uzun süre depolanamıyor. Zamanla bozuldukları için büyük ölçekli stok oluşturmak mümkün olmuyor.
Gelişmiş ülkelerdeki rafine ürün stokları İran'daki çatışmalar yeniden başlamadan önce zaten önemli ölçüde azalmıştı.
Haziran ayında ABD ile İran arasında imzalanan mutabakatın yürürlükte kaldığı kısa dönem de bu stokların yeniden doldurulması için yeterli zamanı sağlamadı.
Trump'ın hesabı Çin'e dayanıyor
Trump yönetimi küresel enerji krizinin derinleşmesini önleyebilmek için iki temel varsayıma güveniyor.
Bunlardan ilki, petrol fiyatlarının ilk savaş döneminde sınırlı yükselmesinin enerji piyasasına ilişkin endişelerin abartıldığı anlamına geldiği yönündeki değerlendirme oldu.
İkinci varsayım ise Çin'in son dönemde petrol ithalatını sert biçimde azaltmasının piyasalara zaman kazandıracağı beklentisine dayanıyor.
Foreign Policy'ye göre ilk varsayım, önceki fiyat istikrarını sağlayan geçici tampon mekanizmaları göz ardı ediyor. İkinci varsayım ise Trump'a yalnızca kısa süreli hareket alanı sağlayabilir.
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin, küresel petrol ticaretinin beşte birinden fazlasını tek başına gerçekleştiriyor.
Çin'in haziran ayında petrol ithalatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41 azaldı. Bu durum ilk aşamada küresel piyasadaki fiyat baskısını hafifletti.
Ancak Pekin yönetiminin stratejik petrol rezervlerini yeniden artırmaya başlamasıyla birlikte ithalatın yeniden yükselişe geçtiğine ilişkin işaretler ortaya çıkıyor.
"Trump bu kez boş depoyla kumar oynuyor"
Küresel enerji piyasası açısından en büyük belirsizlik Babülmendep'te yaşanıyor.
Uluslararası deniz taşımacılığı ve sigorta sektörü bölgeyi ticari faaliyetler açısından fazla riskli görüyor. Ensarullah'ın Suudi deniz taşımacılığına ambargo ilan etmesinin ardından petrol fiyatları yükselse de piyasalarda henüz panik havası oluşmadı.
Foreign Policy'ye göre bunun temel nedeni, yatırımcıların çatışmaların kısa sürede yatışacağı beklentisini hâlâ koruması.
Ancak mevcut rezerv seviyeleri ve artan bölgesel gerilim dikkate alındığında ciddi arz sıkıntılarının ortaya çıkması için yalnızca birkaç haftalık süre kaldı.
Kısa vadede yatırımcılar gelişmeleri sakin karşılayabilir. Ancak piyasa gerçekleri iyimser beklentileri uzun süre taşıyamayacak.
Küresel enerji piyasasının temel kırılganlığı, petrol fiyatlarında yeni bir şoka karşı bahse girilmesini son derece riskli hale getiriyor.
Dünya, Hürmüz Boğazı'nın ilk kez kapanmasının etkilerini onlarca yılda oluşturulan stratejik rezervleri tüketerek atlattı. Bu rezervlerin yeniden oluşturulması ise yıllar alacak.
Foreign Policy analizini, "Trump bu kez boş depoyla kumar oynuyor." değerlendirmesiyle noktalıyor.