Washington Post, Trump'ın "normalleşme" projesinin Gazze savaşıyla ağır darbe aldığını, buna rağmen İran'la yaşanan gerilimin BAE'yi İsrail'in “güvenlik şemsiyesine” daha fazla yaklaştırdığını belirtti.
YDH- Washington Post, Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminin “en önemli dış politika başarılarından biri” olarak sunulan “İbrahim Anlaşmaları”nın, Gazze, Lübnan ve İran savaşlarının ardından Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) “ciddi biçimde” sorgulanmaya başladığını yazdı.
Gazete, buna rağmen İran'la yaşanan çatışmaların Abu Dabi rejimini “güvenlik gerekçesiyle” İsrail'e daha fazla bağımlı hale getirdiğini belirtti.
2020'de İsrail ile “normalleşmenin” ardından BAE'deki Yahudi toplumu hızla büyümüş, koşer restoranlar açılmış, dini bayramlar kamuya açık biçimde kutlanmış ve ülkenin ilk halka açık sinagogu faaliyete geçmişti. Ancak 7 Ekim 2023'ten sonra İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarıyla birlikte bu tablo tersine döndü. Yahudi bayramları yeniden kapalı kapılar ardında kutlanmaya başlarken, ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın ardından Abu Dabi'deki sinagog da kapatıldı.
Trump, Suudi Arabistan'ın sivil nükleer programına onay verilmesini “İbrahim Anlaşmaları”na katılım şartına bağlamaya çalışsa da BAE deneyimi bu politikanın “beklenen sonucu vermediğini” ortaya koyuyor.
Gazze savaşı “normalleşme” söylemini zayıflattı
Analistler, Gazze, Lübnan ve İran'a yönelik İsrail saldırılarının ardından BAE toplumunda ve yönetim çevrelerinde İsrail'e yönelik hoşnutsuzluğun belirgin biçimde arttığını belirtiyor.
Buna rağmen Emirlik rejimi, “ticaret ve savunma alanındaki kazanımları” gerekçe göstererek anlaşmalara kamuoyu önünde destek vermeyi sürdürüyor. Özellikle İran'ın füze ve İHA misillemeleri sırasında “İsrail'in sağladığı askeri desteğin” Abu Dabi'nin Tel Aviv'le ilişkilerini koparmasını zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Washington Post, Trump'ın İran'a karşı savaşa girme kararının, zaten tartışmalı hale gelen “İbrahim Anlaşmaları”nı daha da kırılganlaştırdığı değerlendirmesini yaptı.
Trump son aylarda anlaşmaları genişletme ve hatta bunları İran'la olası bir uzlaşının çerçevesi haline getirme girişimleri bölgede büyük ölçüde karşılık bulmadı.
Dubai Üniversitesi öğretim üyesi Abdülhalik Abdullah, "İsrail İbrahim Anlaşmaları'nı bizim için kolaylaştırmıyor. Netanyahu bunu son derece zor hale getiriyor. Önümüzde dağ gibi sorunlar var." ifadelerini kullandı.
Buna karşın Abdullah, İsrail'in savaşın ilk haftalarında BAE'ye Demir Kubbe sistemleri göndermesinin dengeleri değiştirdiğini belirterek, "İhtiyaç duyduğumuz anda bize yardım ettiler. Bu bile anlaşmalara bağlı kalmak için başlı başına bir neden." dedi.
İsrail'in BAE Büyükelçisi Yossi Shelley de Gazze'nin anlaşmalar açısından başlangıçta bazı engeller oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, zaman içinde özellikle savunma alanında anlaşmaların değerinin ortaya çıktığını savundu.
Filistin şartı rafa kaldırıldı
“İbrahim Anlaşmaları” onlarca yıldır Arap dünyasında geçerli olan "Filistin sorunu çözülmeden İsrail'le normalleşme olmaz" anlayışını fiilen ortadan kaldırdı.
Filistin meselesinin geri plana itilmesi Filistinlilerin yalnızlaşmasını hızlandırdı ve bu da 7 Ekim operasyonuna zemin hazırlayan unsurlardan biri oldu.
Pakistan gibi bazı ülkeler ise Filistin devleti kurulmadıkça İsrail'i tanımayacaklarını açıklayarak Trump'ın anlaşmaları genişletme çağrılarını reddetti.
Eski BAE hükümet yetkilisi Nasır Hasan el-Şeyh, “normalleşmenin” Emirlikler açısından "büyük bir siyasi risk" anlamına geldiğini belirterek, yıllarca aynı yöntemlerin uygulanmasının sonuç vermemesi nedeniyle farklı bir yol denemek istediklerini söyledi.
New York Üniversitesi Abu Dabi kampüsünden Monica Marks ise anlaşmaların ilk döneminde ülkede “büyük bir iyimserlik” yaşandığını, öğrenci değişim programları düzenlendiğini ve başkent sokaklarına "İsrail'i ziyaret edin" reklamlarının asıldığını belirtti.
Ancak Marks'a göre kırılma noktası, 2021 yılında İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'teki Filistinlileri zorla tahliye etmesiyle başladı. Gazze savaşının ardından ise Emirlik toplumunun anlaşmalara yönelik desteği hızla eridi.
Marks, "BAE İbrahim Anlaşmaları için büyük siyasi risk aldı ancak diplomatik açıdan beklediği karşılığı alamadı. Bugün birçok kişi bu anlaşmaları örnek alınacak bir modelden çok ibret verici bir deneyim olarak görüyor." değerlendirmesinde bulundu.
Güvenlik bağımlılığı derinleşiyor
İran'la yaşanan savaş güvenlik alanında İsrail'e bağımlılığı güçlendirdi.
Eski BAE yetkilisi eş-Şeyh, Emirlikler'in kendi savunma sistemlerine sahip olduğunu ancak İsrail'in “yardım teklifinin” siyasi açıdan önemli olduğunu söyledi.
BAE Devlet Başkanı'nın danışmanı Enver Gargaş da mart ayında yaptığı açıklamada, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik misillemelerinin İsrail'in bölgedeki rolünü zayıflatmayacağını, aksine güçlendireceğini savundu.
Yahudi toplumu yeniden görünmez hale geldi
BAE'deki Yahudi toplumu yeniden ibadetlerini kapalı kapılar ardında gerçekleştiriyor. Daha önce otellerde düzenlenen dini törenler “güvenlik gerekçesiyle” sona ererken, Abu Dabi'deki “İbrahim Ailesi Evi” kompleksinde bulunan sinagog da savaşın başlamasından bu yana kapalı tutuluyor.
Birçok Yahudi, güvenlik endişeleri nedeniyle kamuoyuna konuşmaktan kaçınırken, İsrail Büyükelçisi Shelley de 7 Ekim sonrasında ülkedeki atmosferin tamamen değiştiğini kabul etti.
ABD Yahudi Komitesi'nin eski Abu Dabi Direktörü Marc Jonathan Sievers ise Gazze savaşının ardından Emirlik toplumunda İsrail'e yönelik öfkenin açık biçimde hissedildiğini söyledi.
Buna rağmen Sievers, İsrail'in savaş sırasında sağladığı “savunma desteğinin” Tel Aviv'in Emirlikler nezdindeki konumunu güçlendirdiğini belirterek, "Dostlarımızın kim olduğunu gördük." dedi.
Washington Post, tüm bu gelişmelerin Trump'ın “İbrahim Anlaşmaları”nı yeni ülkelere yayma hedefinin giderek gerçeklikten uzaklaştığını gösterdiği değerlendirmesinde bulundu. Sievers da bu hedef için, "Bu muhtemelen Trump'ın aşırı iyimser beklentisiydi." ifadelerini kullandı.